Çağdaş demokrasilerde, klasik özgürlük anlayışında, temel hak ve özgürlükler mutlaktır.
Demokratik bir toplumda temel hak ve özgürlükler sınırlandırılırken bu sınırlandırmanın da sınırları var. Bu sınırlandırma sınırsız, keyfi ve temel hak ve özgürlükleri bütünüyle yok edici nitelikte olamaz.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TOBB Kabul Salonu’nda toplantıda sermaye temsilcilerine OHAL’i işçilerin hak arama mücadelesine karşı kullandıklarını açıkladı. 20 Temmuz 2016’da bu yola Olağanüstü hal uygulaması tamamen FETÖile daha yetkin mücadele amacı için gündeme gelmişti. Bir anda OHAL uygulaması patronlara “VİP” oluverdi.
“… Şimdi grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifadeyle anında müdehale ediyoruz. Diyoruz ki hayır, burada grev müsaade etmiyoruz, çünkü iş dünyamızı sarsamazsınız.” Böyle söyledi cumhurbaşkanı Erdoğan. Oysa iş dünyasını sarsamaz dedikleri işçiler, seçimlerde Akp mitinglerine özel servislerle götürülüyor. İşçileri sadece seçim propagandası, aracı olarak sayı olarak mı görülüyor peki?
Ülkemizde de grev hakkı anayasal bir güvenceye sahip. Üretim durmasın, işçiler maaşını almasa bile sesini çıkarmasın, mesaiye kalsın, izin kullanmasın, hatta patronlarına köle olmaya ant içsinler ama sakın sokaklara çıkıp söz hakkını, alın terini istemesin, öyle mi?
Grev sadece Bakanlar Kurulu kararıyla, milli güvenliği tehdit edecek durumlarda ertelenir. EMİS, Asil Çelik, Akbank ve Şişecam grevlerinin yasaklanmasında Bakanlar Kurulu kararlarında ifade edilen “milli güvenlik” gerekçesinin bir bahaneden ibaret olduğu, esas amacın patronların önünü açmak olduğu açıkça ortaya çıkıyor.
1982 Anayasının 14/2 “Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz,” diyor. Ayrıca Ulusalüstü imzacı olduğumuz Avupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 17. ve 18. Maddelerine de aykırı keyfi uygulamalar.
Hakları kötüye kullanma yasağı(mad.17) “Bu Sözleşme’deki hiçbir hüküm, bir devlete, topluluğa veya kişiye, Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerin yok edilmesi veya bunların Sözleşme’de öngörülmüş olandan daha geniş ölçüde sınırlandırılmalarını amaçlayan bir etkinliğe girişme ya da eylemde bulunma hakkı verdiği biçiminde yorumlanamaz.” (Mad. 18) Haklara getirilecek kısıtlanmaların sınırlanması-“Anılan hak ve özgürlüklere bu Sözleşme hükümleri ile izin verilen kısıtlamalar öngörüldükleri amaç dışında uygulanamaz.”
Bir de şöyle şeyler var Türkiye’de… Damatlar, Kavurmacı ve Baklavacı’lar, cemaat patronları serbest bırakılıyor ama Bank Asya’da sadece hesapları olduğu için tutuklanan binlerce insan var. Hal böyle iken Bank Asya Yönetim Kurulu Başkanı ise serbest…
Tüm bunlar OHAL kararnamelerinin ciddiyetini ortaya seriyor.







