• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Güzelliğin Kardeşliği

    Artık ne zaman bir Balkan havası duysam, ne zaman akordeonlar, nefesliler, yaylılar cümbüşe başlasa neşeden çok hep bir ağızdan bir ağıt, bir hezeyan, kırılan kapılar, içindeki rengarenk ipekli el işleri, masa örtüleri çamura boca edilen çeyiz sandıkları doluşuyor imgelemime. Ne zaman bir Balkan orkestrası patlasa sessizliğin içine, müziği mitralyözler takip edecekmiş gibi geliyor bana. Sahnedeki yüzlerde Avrupa’nın büyük kentlerinden hafızama yerleşmiş kaygılı ve solgun çehrelerle benzerlikler arıyorum. Yüzyıldır kaçıra kaçıra bitirememişlerdi keyfini Balkanlar’ın. Artık kaçtı. Artık herkes kendi çekmecesinde Balkanlar’da. Balkanlar’da da. Ve herkesin çekmecesinde hâlâ bir büyük ailenin sepya fotoğrafları olsa da, herkes kendi iddiasında. Şişindikçe bu iddialarla, şişirdikçe kendilerini, topraklarını daralttılar, ülkelerini kaybettiler Balkan halkları. Kendilerine istedikçe herşeyi, kendilerinin olanı da kaybettiler. Diğerleri ile birlikte kendilerinin de olanı. Ve belki de bu yüzden küstah ve işveli kadın şarkıcıların vokallerinden mahcubiyet tınlıyor sanki artık sadece.
    Daha henüz terk etmeden önce birbirlerini, 70’lerde, 80’lerde, iyi kötü bir sosyalizmin etkisiyle korunurken milliyetçilik hastalığından, yine göçerlerdi Balkan halklarından birileri Batı’ya, Avrupa’nın zengin ülkelerine. Misafir işçi olarak çalışırlardı. Ama o zamanlar bu kadar kaybolmuş, bu kadar çaresiz görünmezlerdi. Onlar çok kalabalıktı o zamanlar. Makedonu, Bosnalısı, Hırvatı, Arnavutu, Sırpı ortak bir hikâyenin, ortak bir kaderin kahramanlarıydı. Daha geniş bir dayanışma ağları olurdu. Şimdi tenhalar artık aynı coğrafyadan gelenler, sayıları artsa da. Birbirlerini yüzlerinden tanısılar da, topraklarından, topraklarının renginden tanıyamıyorlar artık. Ve bu yüzden belki de Avrupa’nın büyük kentlerinde en fazla yalnızlığı Balkan göçmenleri çekiyor, kendilerini en fazla onlar yalnız hissediyor.
    Nedense ben Balkanları hep bayram havasında tahayyül ederim. Hep bir bayram sabahında, bir bayram gecesinde. Hep çok süslü gelirler bana. Giysilerinde, saçlarında, boyunlarında bin bir süs, bin bir işaret. Daha yağlı, daha parlaktır sanki kaytan bıyıkları erkeklerin. Daha terlidir delikanlıların dudaklarının üstü. Kadınların sarı saçları daha fazla dalgayla dökülür sanki omuzlarına. Herkes şarkısında kemanının en hızlı keman, klarnetinin en soluklu klarnet olmasını ister. Herkes en fazla nağmeyi yapmak ister. Dolapların üzerlerindeki denklerde en fazla rengin dikildiği, işlendiği yorganlar bekler kışı. Böyle tatlı bir rekabet, evet, nasıl güzelleştirirdi Balkanları. Şimdi ne için koşsun ki daracık ülkelerin yalnız insanları güzelliğin peşinden? Kime fiyaka yapacak ki?
    Şimdi artık güzelliğin kardeşliği, kardeşliğin güzelliği, o Balkan neşesi, o tatlı rekabet, kemanların atışması sadece solmuş fotoğraflarda çekmecelerdeki…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları