• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    HAK HUKUK ADALET VE HATİP DİCLE

    Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloğu Diyarbakır Milletvekili Hatip Dicle’ye yönelik yargı komplosunun da bir kez daha gösterdiği gerçek şudur ki Kürt siyasal hareketinin attığı her adım, elde ettiği her kazanım Demokratik Özerklik kararımızın hanesine yazılırken, devletin Kürt halkı ve ittifaklarının başarısına karşı geliştirdiği her savunma, komplolar yardımıyla almaya çalıştığı her önlem sadece muktedirlerin çaresizliğini, korunmaya çalışan paradigmanın mantıkdışılığını ve yetersizliğini ortaya koyuyor. Yani iktidar ve devlet Kürt devrimini ne kadar engellemeye çalışırsa çalışsın, yasaları ne kadar eğip bükerek yenilgisinin vadesini uzatmaya çalışırsa çalışsın, kervan bir kere yola çıkmıştır ve iktidarın her hamlesi bizi güçlendirirken, kendisini de ülkeyi yönetemez hale getirmektedir. Kürt halkının ve blok bileşenlerinin işte 12 Haziran seçimlerinde önlerine konulan bütün engelleri aşarak elde ettiği seçim zaferi ve ortaya koyduğu irade de yine bir turnusol kağıdı gibi şunu kanıtlamıştır: Bu devlet Kürtler’in iradesini tanımamak için her türlü yasa, mantık ve ahlak dışı harekete hazırdır. Dünya demokrasi tarihinde görülmemiş bir kararla YSK’nın Hatip Dicle’nin milletvekilliğini düşürmeye kalkışması, Dicle’nin aldığı oylarla iktidar partisinin seçilmemiş adayını Meclis’e almaya teşebbüs etmesi, bunun yolunu açması kısa vadede AKP’ye bir milletvekili kazandıracak olsa da, orta ve uzun vadede Kürt devriminin meşruiyetinin dünya ve ülke nezdinde daha net görünmesini sağlayacaktır. Muktedirlerin anlayamadığı bir halk örgütlenmesi mevcuttur artık uzunca süredir Kürdistan’da. Ve eğer bir halk artık kendi kendini yönetmeye başlamışsa, kendi özyönetim organlarını oluşturmuşsa ona hiçbir komplo işlemez. Her durumdan kendisi için doğru seçeneği çıkarır ve yoluna devam eder. Kürt halkını TBMM seçeneği üzerinden baskı altına alacağını sananlar şunu bilmeli ki Kürdistan artık birbiriyle koordinasyon içinde olan bir Meclisler Coğrafyası’dır.

     

    Bir garabet karar  

    YSK kararını burada hukuki açıdan analiz etmeyeceğim. Yargıtay’ın onama aciliyetinin de YSK kararı gibi hukuk ve ahlak dışılığı ortadır. Peki, helalleşme şampiyonu TC Başbakanı ve iktidar partisi ne yapıyor? Yani siyaset sınıfının hali pürmelali ne? Başbakan haktan, hukuktan ve helalleşmekten söz ederek, bence büyük bir günah işliyor? O herkesle helalleşmeye hazır olduğunu açıklayan, seçimin hemen ardından da büyük sermayeye mavi boncuk dağıtan Erdoğan, niye kendisi cezaevindeyken kendisi için uygulanan yöntemi Hatip Dicle için önerme cesaretini gösteremedi YSK darbesinin hemen ardından? Siirt’te bir köyde kullanılmamış oyları gerekçe göstererek kendisi için seçim iptal ettiren Başbakan şimdi nasıl oluyor da kendisi oy hırsızlığı yapıyor, Kürtler’in oylarını çalıyor? Çünkü bu ülkede muktedirleri korkutan tek güç olan Kürt siyasal hareketi ile bu devlet ve onun hükümetleri hiçbir zaman helalleşmeyecektir, öyleyse sadece şu seçim sürecinde olanlar bile bize Demokratik Özerklik kararımıza ve özyönetim organlarımıza daha fazla sarılmamız, konsantre olmamız gerektiğini göstermiyor mu? Elbette gösteriyor. Kürtler’in iradesini tanımakta bu denli zorlanan iktidarı fazla yormaya gerek yok bence. Biz irademizi kendi oluşturduğumuz alternatiflerle bu coğrayada işletiriz nasılsa.

     

    Daha fazla özerklik

    Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloğu ve onun bünyesindeki en güçlü bileşen olan Kürt siyasal hareketi 12 Haziran seçimlerinde bir barış ve birarada yaşam inisiyatifi olarak bu ülkenin bütününde büyük bir sempati ile karşılandı ve umut oldu. İşte muktedirleri de bu korkuttu zaten. Açıkçası seçim başarımızın ardından ben de sevinçle yeni bir dönemin eşiğinde olduğumuza kanaat getirmiştim. Ama öyle anlaşılıyor ki bu devlette, bu hükümette oyun bitmeyecek. Tamam onlar kendi demokrasicilik oyununu oynamaya devam etsinler, biz de işte DTK’nın önceki günkü kararında olduğu gibi kendi demokratik yapılarımıza döner, dünyaya ve öncelikle de Ortadoğu’ya pırıl pırıl bir örnek teşkil ederiz. Öyle ya da böyle kazanan biz olacağız.

    Hukuk değil gukuk olan bu son Hatip Dicle kararı Kürtler kadar ülkenin büyük çoğunluğunun da kamu vicdanını yaralamıştır. Kimse bundan sonra Kürtler’in kendi öziradeleri ile aldıkları kararları kolay kolay eleştiremez.  Öyleyse şimdi her zamankinden daha fazla sine-i millet, daha fazla özyönetim, daha fazla özerklik zamanıdır. Daha DTP kapatıldığında çokça sözünü ettiğimiz bir adımı şimdi artık atmalıyız. Halkımız Diyarbakır’da ve bütün coğrafyamızda sinesini açmış vekillerini kucaklamak için bekliyor.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları