• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Hakaretin hafifliği

    İnsan ilişkilerinin iç ve dış boyutuna baktığımızda yaşadığımız her alanda karşımıza diyalogsuzluk ve iletişimsizlik sorunu çıkmaktadır. Diyalog ve iletişim günümüzün en güncel tartışmalarının başında gelmektedir.  Ama tartışmayı ve diyalog kurmayı öğrenemiyoruz.

    Özellikle politik tartışmalarda çabuk parlıyor ve tahammülsüz oluyoruz. İnsana dair olan tartışma kültürü, farklılığın zenginliğinde değil farklı düşüncelere ne kadar çok hakaret edersek o kadar kendimizi ispatlamış olduğumuzu sanıyoruz. Oysa insan hakları, demokrasi, özgürlük, adalet, hukuk, vb. konular insana ölçüt bir yaşam haline gelmelidir.

    Saygısızlığı kişisel sorunlardan tutalım, dinsel, ırksal ve siyasal  tahammülsüzlüklere varan sürtüşmelerle var ediyoruz. Hoşgörüsüzlük yoluna döşenmiş üstünlük naraları din ve ırk adına yanıbaşımızdalar, sokakta canlı bomba gibi gezmekteler. Sanal medyada küfür ve tehditlerle karşımızdalar.

    Toplumsal ilişkileri etkileyen somut politik figürlere ilişkin sosyolojik araştırma, öncelikle egemen sistem konusunu, sosyolojik bir bakış açısı ve yöntemlerle ele almalıyız. Siyaset sosyolojisi, siyasetin toplumsal yapıları, ideolojileri ve kültür arasındaki ilişkileri üzerinde durmayı, gelişim ve dönüşüm için istemeliyiz. Diyalektik yöntemin felsefesini sevmeliyiz. Antidemokratik rejimlerin ve kurumsal yapıların kökenlerini ve gelişimini açıklamak amacıyla demokrasi kültürünü benimsemeliyiz ve içimizde geliştirmeliyiz.

    Bazen olduğu kadar despotik bir rejime yönelen politik fenomenlere dair sosyolojik analizler yaptığımız gibi yanımızdakilere de sosyolojinin temel felsefesiyle donanmalıyız. Toplumsal kurum olarak siyasi partileri ve parti liderleriyle üyeleri arasındaki ilişkileri incelemeyi insana dair olarak görmeliyiz. Peki bizler, bu işin neresindeyiz? Biz daha kendimizle barışık olamamış, kendimizi sevememiş ve insana dair olan dayanışmayı, sevgiyi ve saygıyı çözememiş ve en önemlisi kendimizle yüzleşmemiş bir geleneğin biat kültüründe çırpınıp durmuyor muyuz?

    Biz; dostluklarımızı ve de paylaşımlarımızı biliriz, yıllarca süren çocukluk arkadaşlarımız var. Üniversite arkadaşlıklarımız, mahalle arkadaşlıklarımız var. Politikadan, sanata edebiyata kadar konuşacak bilgilerimiz var. Siyasal bilgilerimiz çerçevesinde fikir yürütecek, sorunu tanımlamayı ve çözüm üretmeyi başarabileceğimiz felsefenin temel ilkeleri var. İnsanlar arasında iletişim, ciddi bir sosyolojik durum. Kimileri dil, din kaynaklı diyalogsuzluk yaşar, kimileri bilgisizliğinden, kimileri politik kaygılarından dolayı tahammülsüzlük durumları gösterir. Bazen de okumaz ama duyumlarla tartışma yarışına giren ve kendine yabancılaşan insanlarımızla karşı karşıyayız.

    Diyaloğun daha sıcak ilişkiler geliştirdiğini biliyoruz. İletişimle birlikte önyargıdan arınıyoruz.   Diyalogsuzluk insanları birbirine önyargılı yapıyor, iletişimsizlik insanları birbirine kırdırıyor, düşmanlaştırıyor. Kendi gibi düşünmeyenlere hakaret ve şiddet uygulayabiliyor.

    Cumhuriyet/ Kemalizm/ırkçılık/dincilik üzerine yazdığım makalelerden dolayı eleştiriler alıyorum. Seviyeli ve saygılı eleştirileri siyasal farklılık olarak kabul ediyorum. Ama iğrenç iftiralar atanlarla polemiğe girmeyi kendime haksızlık olarak görüyorum. Dolayısıyla cevap vermeye de gerek duymuyorum.

    Her ne kadar resmi tarih Osmanlı’nın çok hoşgörülü olduğunu söylese de hoşgörüsüzlük ve kabalık geçmişimizden beri fazlasıyla var olmuştur.

    İnsan ilişkilerinde, farklılığa karşı  ve siyasal tahammülsüzlük hastalıklı ruh halini sergiliyor.  Bu da toplumsal ilişkilere olumsuz olarak yansıyor.

    İletişim olmadan insan kendini tanıyamaz!

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları