• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Halıcı -3-

    Annem bir süreliğine kendi evimizde kalmayı reddettiği için Karaburun’da, babamın İzmir’den arkadaşı olan kunduracı Halil’in evinde kaldık. Karısı ve çocukları halı dokumacılığı yapıyor, ben de boş vakitlerinde akranlarımla vakit geçirmeyeve halı dokumacılığında yapabileceğim işler var mı diye yanlarında durarak yeni bir şeyler öğrenmeye çalışıyordum.

    Karaburun’un yapış yapış sıcağında halı dokuyanların arasından sıyrılıp zahirelik gıdaların toplandığı mahzene girdim. Baskın bir bakliyat kokusunun yanında gezinirken duvara işlenmiş kare, dikdörtgen ve elips şekillerin etrafındaki Arapça yazılar dikkatimi çekti. Duvarı koklayıp yazıların neyle yazılmış olduğunu anlamaya çalıştım, bakliyat kokusu baskın çıkmıştı. Mahzenin içerisinde boya aramaya başladığım sırada duvardaki şekillerin işlenmiş olduğu yağlı kağıtlar ve bir pergel ile bir tahta kalem buldum. O an için pergelin ne işe yaradığını bilmesem de, nasıl kullanıldığını anlamam çok zamanımı almadı. Pergelin sivri ucuna dik gelen yuvarlak ve içi boş kısma kalemi yerleştirerek, sivri ucu kağıda bastırıp kalemi etrafında döndürdüğümde duvardaki elipsleri kağıda dökmeye başarmıştım. Önce duvardaki şekilleri kağıda geçirmeye çalışarak uğraştım ve bu işsandığımdan da kolay oldu. Yağlı kağıtların içinde halıların üzerine işlenen örgü şeklinde çizimlerin yapıldığını ve bu çizimlerin tahta kalem ve duvardaki boya yerine mürekkeple yapıldığını çok sonralarda öğrenecektim. O günden sonra pergel, tahta kalem ve yağlı kağıtlarla muhasebem artmıştı. Gördüğüm her nesnenin şeklini çıkarmaya çalışarak gizli gizli mahzene girip, aklımda cereyan eden her ayrıntıyı yağlı kağıtlara dökmeye çalıştım.

    Bir yıl sonra Karaburun’dan İzmir’e taşındık. Annem, sağlıklı değildi. Her gün ölümü konuşan, uyumayan, saçları çok kısa zamanda bembeyaz olan bir insana dönüştü. Halil Rıfat Paşa’daki iki katlı altı odalı ve bir salonlu ve bir mahzeni bulunan koca evde ikimiz vardık. Taşınmamızın üzerinden çok geçmeden evdeki eşyaları kırıp dökerken, babama, görücü usulündeki aracıya ve rızası olan dedeme küfürler savuruyordu annem. Onun bağırıp çağırırken, canhıraş yırtınıp herkese kendisini deli gibi sunarken, ben, terasa çıkıp güneş batarken çevremizdeki evlerde yanan ışıkların kaç saat sonra söndüğünü, evlerin çatılarını, çatılara yağan yağmurun tahliyesi için kullanılan demir boruları ve evlerdeki pencereleri gözlemleyerek ondan uzak durdum.
    Annemin deliliğinin karnımızı doyurmadığını, babamdan kalan paranın tükenmek üzere olduğunu anlayacak yaştayken, mektebe gitmem gerektiğini, akıl, izan edinmeyi düşünmediğim bu dönemde anneme para kazanarak çalışma fikrimden bahsettim. Annem de kendisini toparlamaya, çevredeki konu komşuya dikiş dikerek bizi geçindirmeye başlamayı seçti. Kendi kendisini elbise dikerken rehabiliteettiğini düşünerek, gecesini gündüzüne katarak çalışma düşüncesi beni memnun etmişti.

    Devam edecek…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları