• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    HANDE’NİN GÖZYAŞLARI…

    Aşağıdaki resme iyi bakın.  Hayatın öyle çukur görüngüleri var ki, müziğe de, şiire de, romana da sığmıyor.  Yazsanız, abartmış canım, derler.

    23 yaşındaydı, tecavüz ettiler, dövdüler, yaktılar onu… Polis, Zekeriyaköy’de yakılmış cesedini buldu. 23 yaşındaki gencecik bir trans kadının bedeninden küller, kemikler ve protezler kaldı geriye… Sevgilisi vücudundaki protezlerinden tanıyabildi onu.

    Anımsayın, Özge Can’ı…  Geçen yıl şubat ayında Antalya’da bindiği minibüsün şoförü tarafından tecavüz edilmek istenmişti. Biber gazıyla direnmeye çalışınca bıçaklandı, demir çubuklarla dövüldü; sonra katil, katilin babası ve arkadaşları elbirliğiyle bir ormanda cesedini yaktılar.

    Özge Çağ Üniversite’sinde psikoloji okuyordu. Geleceğe dair taze düşleri vardı. Toplumca ağladık Özge’ye. Türkiye’nin her yerinde tecavüzü lanetleyen yürüyüşler, basın açıklamaları yapıldı. Sonra katil Ahmet Suphi Altındöken, adli bir mahkûm tarafından kurşunlanarak öldürüldü. Bunu da sorgulamadık. Bir alçaklığın ‘cezasını kesmek’ hukuka değil, bir mahkûma kalmıştı.

    Hande’nin acı sonu da tıpkı Özge Can gibiydi. Ama kimse ağlamadı ona… Öyle uzun boylu haberleri yapılmadı, meydanlarda basın açıklamaları yapılıp “Yeter artık. Biz toplumca ne hale geldik ki, böyle aşağılık insanlar yaratır olduk,” demedi kimse.

    Çünkü trans kadındı Hande. Hayatını kazanmak için bedenini satmak zorundaydı. O translar ki, kahir ekserimiz için ötekinin ötekisi, sokakların lanetlisi, toplumun yüz çevirmesi gereken yalnızlarıydılar. Onun kaderine düşen tecavüz, yakılma ve üç beş gazete sayfasında küçücük kutu haber olmaktı.

    Sanki geleceği önceden görmüş gibi 2015 LGBTİ Onur Yürüyüşü’nde kendini tomanın önüne atmış, medyaya isyanını “Çekiyorsunuz ama yayımlamıyorsunuz,”  diye haykırmıştı. Ötekinin ötekisi olmaya isyan ederken ciddiye almayanlar yakıldıktan sonra da yayımlamadılar Hande’yi.

    önder yazı arasına konulacak görsel

    Neye ağlayacağımızı, neyi unutmamız gerektiğini bağırıyorlar ekranlardan…  Pek mühim gördüğü şeyleri döne döne anlatıp haber dünyasının içeriksiz ikonu haline getirirken, Hande’ye susuyorlar.   Oysa gazetecilik söylediklerinizle değil, söylemediklerinizle tartılan bir meslektir, öyle olmalıdır yani…

    Yaşadığımız sadece tekellerin ürettiği medyatik yalanlar, yol tarifleri, susku çağrıları değil ama. Böyle bir toplumuz biz… Vicdan ve insan kavrayışımızın ticarete dökülmüş halinin sadece dış bükey aynası medya. Neyin alıcısı varsa, onu pazarlıyorlar. Hande’nin yakılması, Özge’nin trajedisi kadar göze batmıyor. Translar yaşarken göze batar çünkü. Yakılırken değil!

    Sınırlarını hep birlikte çizdiğimiz çok özel ‘namus’ anlayışımız var bizim. İçine ikiyüzlülük de sığıyor, cinayette…

    Günlerdir Hande’ye tecavüz edip sonra onun 23 yaşındaki bedenini yakanların nasıl bir şeye benzediklerini düşünüyorum. O pis güdülerini tatmin edinceye dek saldıran, döven, zorla o gencecik bedeni gasp eden bu alçaklar, sonra nasıl ‘namus timsaline dönüşüp Hande’nin yakılması gereken bir lanetli olduğuna karar verebilecek kadar vicdansız olabiliyorlar? Kim bu canavarlar, ne ara yetiştiler,  ne yiyorlar, ne içiyorlar, kime selam veriyorlar, kiminle pişpirik oynuyorlar, anneleri babaları, çocuklarıyla sevgiye dair ne paylaşıyorlar acaba, paylaşıyorlar mı?

    Ya biz!

    Özge’ye ağlama ayinleri düzenleyip Hande’ye sağırları, körleri oynayan bizlerin hiç mi parmağı yok bu ateş karası cinayette?  Handelere cüzzamlı muamelesi yaparken, işten atarken, dışlarken, iterken, yolda küfürler edip çocuğumuzu onlardan uzak tutarken; bunların hiçbiri değilse susarken bir kez daha Hande’yi o canavarların kollarına atmıyor muyuz?


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları