• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Hangi kalıbın adamı

    İnsan doğar, gelişir, büyür ve doğal olarak ölür. Kutsal kitaplar bunu şöyle anlatıyor kısaca: “Topraktan geldik, yine toprağa döneceğiz…” Bu söylem, bütün kutsal kitaplarda böyledir de, bu coğrafyada doğal ölümler olmuyor ki artık…
    Geçen bir akrabam vefat etti. Doğal olarak kalp krizinden… Cenaze merasimini yöneten din adamı güzel bir vaaz verdi. Dinle aram çok iyi olmayan ben dahi herkes ilgiyle dinledi.
    “Merhumun mesleği kuyumculuktu. Doğal olarak burada bulunanların çoğu da bu meslekten olmalı… Kuyumcu bir kalıp yapar; sonra da o kalıba asıl olan madeni akıtarak donmasını bekler. Maden kalıbın şeklini aldıktan sonra da sadekâr o kalıbı kırar ve çıkan şekli tesviye ederek cilalar ve güzel bir takı yaratır.
    İnsanlarında bedeni bir tür kalıptır. O kalıbı ruh doldurur. O insan gelişir, büyür ve kâmil insan olur. Yaptığı iyilikler, güzel işler o adamı adam yapan niteliklerdir. Vakti geldiğinde bu insan doğal olarak ölür. Ölen sadece bedendir, ruh ölesi değil… Hani derler ya “Kalıbının adamı ol” o kalıbı doldurmak, kaliteli bir ürün haline getirmek ancak güzel amellerle olabilir.
    Peki, bu ülkeyi yönetenler ve iktidarı elinde bulunduran kapitalistler sizce kalıpların adamları mıdırlar? Kaçımız bu duruma evet diyebilir ki… Bunca haksızlık, bunca adaletsizlik, katliamlar, işkenceler… Nasıl bir kalıba can verir ki…
    Ülkenin bir tarafında kan ve gözyaşı varken ve umursamaz bir bencillikle halkın batıda yaşayanları bu duruma seyirci kalıyorken, nasıl insan sayacağız ki kendimizi… Nasıl insan sayacaksınız kendinizi… Siz o kalıbı bunca ayıpla mı dolduracaksınız.
    Bunu yapanlar, bu aymazlar bu kalıpla mı kendilerini dindar ve mütedeyyin sayacaklar. Tanrı ne demişti: “Toprağa dönünceye kadar alnının teriyle ekmek yiyeceksin; çünkü ondan alındın. Çünkü topraksın ve toprağa döneceksin.” Ey yöneten egemenler, ey kapitali emekçinin sırtından çalanlar, hani Tanrı buyruğu, hani alın teri…
    Şimdi, Cizre’de, Şırnak ’da, Nusaybin ve Sur ’da bir katliamı tezgâhlıyor egemenler… Minareyi çalanlar kılıfını hazırlayanlardır bilin ki… Bütün her şeyi hendeklere ve engellere bağlayanlar, teröre karşı her devletin yapması gerekeni yapıyoruz diyenler, asıl terörü yapanlar değil midir? Bu vahşet terör değil de nedir?
    Ya o Kürt halkının günahsız sabisi Miray bebek, annesine gülücük dağıtırken katledilen bebek… Hangi kalıpsız bir sefil tarafından canavarca hislerle öldürülebildi… Ya bunca zamandır katledilen gülüşleri ve umudu yarım kalmış onca çocuk…
    Size karşı çıkabilen, direnen Kürt halkına yaptığınız bunca zulüm, er geç yakanıza yapışacaktır. İŞİD denilen caniler ve canavarlar sürüsü bütün tarihi yok ederek tarihsel bağları kopararak nasıl kimliksizleştirmek istiyorsa Suriye ve Irak’ı; egemenler de eski bir şehri yakarak, yıkarak halkın tarihle olan bağını koparmaya çalışıyorlar. İŞİD canileri Ortadoğu’nun Hristiyan halklarını, Alevilerini ve Ezidilerini katlederek, atalarının izinden gittiler. Aynını atalarının izinden giderek şimdi ülkeyi yönetenler yapıyor.
    Hepimizin çocukluğunu, hatıralarımızı, geçmişimizi şehirleri yakıp yıkarak bu kadim şehirlerle bağımızı yok etmeye çalışanlar bilin ki; tüm şehri yok etseniz dahi zihnimizdeki Amed’i ya da Dikranagerd’i kaybedemezsiniz. Şehir bizim gözümüzde bir damla yaş gibidir; hatırladıkça akar…
    Kısacası, bizi biz yapan, insan yapan topraktır. O toprak bizim canımız ve vatanımızdır. Onun için direniyor bu insanlar ve onun için bu uğurda ölmeyi dahi barış adına göze alıyorlar. Ya siz neyi göze alacaksınız…
    Yani mademki bir kalıbınız var bunu adalet, merhamet ve iyilikle doldurarak ya insan olacaksınız ya da tüm çirkefliğinizle o inandığınız cehennemde yanacaksınız…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları