• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    HAYALLERİM BENİMDİR YIKILMAZ  

    Sokak benim içimde, ben sokağın içinde… Sokak yaremdir benim; kabuğu olmayan. Dicle’nin kumunu avuçlarım, çocuk ellerimden dökülür kara taşlar üstüne. Sığınır şimdi acının gözleri, taş kesen yüreğime. Ah ağlamayın n’olur şimdi düşlerim kırılır.

    Kaç yıldır Gâvur Meydanı göz pınarlarıma asılmış halde durur bilmezsiniz. Kaç yıldır o taş dibekli kapı önü beni bekler. Sevdası Amed olanların yüzüne baktığınızda anlarsınız ciğerine gam yüklemişlerin özlemini… Benim yüzüme bakanlar, sende bir nehir var, bize doğru özlemle akan…

    Diyarbakır’dan ayrılanlar, hasretlerini, özlemlerini hamaylı gibi koynunda taşırlar. Öyle an gelir ki çıkarıp çıkarıp o yaralı ceylana bakarlar. Rahmetli anamın gözlerine her baktığımda o gül kokulu eyvandan havalanan güvercinler havalanırdı… Yüreği pırpır eder, Diyarbakır’ın gölgesi vururdu mahzun yüzüne…

    Her defasında iyileşirsem memlekete gideceğim, sevdiğim, dostluklarını zerre unutmadığım canları göreceğim. Mahallemde gezip, gül ve menekşe kokularından hemhâl olacağım gece serinliğinde… Hastalanmasından çok, memlekete gidememenin hüznü karabasan gibi inerdi yüreğine, yeşil gözlerine…  Biz de konuşmaya vurup, memleketi güzel bir tablo gibi karşımızdaki duvara asardık. Duvar memleket olurdu…

    Biz sokak sokak gezerdik. Bir Balıkçılarbaşı’na uğrar sonra da Dört Ayaklı Minare ’den, Surp Giragos’a uzanır mum yakardık;  ağzımızda memleketimizin adı, dudaklarımızla Dikranagerd’i kutsardık.  Keyfimiz olursa, elimize iki kilo elma alıp Mihran dayılara giderdik.

    Şimdi annem yok. Özlemi burun direğimi sızlatıyor. O memleket hasretiyle gitti bizden… Buna karşın iyi ki yok diyorum. İyi ki bu zamanları görmedi. Yüreğini gamla, kasavetle doldurmadı. Anaların feryadına, çocukların ağlamaklı gözlerine asmadı o melül melül bakan gözlerini… Diyarbakırlı her yaşlı kadının dediği o sözleri o da kim bilir kaç kez söylerdi.

    • Ah, ah… Malamıne Diyarbakır! Öleydim de görmeyeydim bu hallerini…

    Televizyon ve gazetelerde göremediğimiz Diyarbakır Sur içinin metruk, yıkık ve ölü bir şehir görüntüsü nü resmeden fotoğraflarına internet ortamında o kadar sık rastlıyorum ki; yıkılmış, perişan kadın, erkek, çoluk çocuk gözleri bana neler olduğunu hüzünle aktarıyor.  Ah anam, senin o özlediğin, dertlendiğin, sevdayla masallarına, hikâyelerine hatta anılarına konuk ettiğin Diyarbakır’ın o gölgeli bazalt taşlı dar küçeleri artık yok.

    Bu sokaklar yıkıldı, bu evler viran oldu, ama ya bizim hafızalarımızdaki Diyarbakır; o yıkılır mı ki… Her gözümü kapattığımda o gül kokulu eyvanlarda bir düğün düşlerim. Bir uzun havaya, bir cümbüşün nağmesine asılıp Mardinkapısı’ndan Dicle’ye akarım. O kadar keyfe dalarım ki, eski komşularımız, arkadaşlarımız çıka gelir de Delilo’ya başlarız. Annemin düşleri bile benim zihnime konuk olur coşar ha coşar…

    Bütün anılarımı karpuz kabuğundan fenerler içine koyar parlak güneş gibi Dicle’den Kürt, Ermeni, Süryani ve Ezidi diyarına gönderirim. Bir fincan kahve ile paylaşırım o hatırlı anıları, oya gibi… Diyarbakır surlarına vuran güneş gülümser.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları