• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    HAYATI SUÇA DÖNÜŞTÜRMEK VE ‘MADEM ÖYLE’ DEMEK

    Geçtiğimiz günlerde Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk skandallarından yana pek zengin tarihine bir utanç sayfası daha ekleyen KCK davasının bir duruşması daha yapıldı Amed’de. Ve bu duruşmada sanıkların kimliği hakkında bilgi sahibi olmadığı ve TC’nin komplolar tarihi göz önünde bulundurulursa tanıklıkları kamuoyuna pek de güven telkin etmeyen gizli tanıkların ifadeleri okundu. Tabii, bu gizli tanık uygulaması öyle her önüne gelen davada uygulanabilecek bir tanıklık tarzı değil. Hele bu, devletin taraf olduğu bir siyasi dava ise, gizli tanık uygulaması kolaylıkla istismar edilecek ve komploculuğa hizmet edecek bir şey. Ama KCK davasında bu gizli tanık ifadeleri başka özgünlükler de sergiledi. BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, davanın yapıldığı saatlerde artık önemli bir medya işlevi gören sosyal paylaşım platformu twitter’da işte bu özgünlüklere dikkat çekerek KCK davasının nasıl bir komplocu anlayışla sürdürüldüğünü ortaya koydu. Demirtaş soruyordu: KCK dosyasında AKP’liler neden yok?

    Bu kısa ve şaşırtıcı sorunun altında çok önemli bir mesele yatıyordu işte. Şöyle ki: KCK davası özgürlüğü ve onuru için mücadele eden bir halkın önde gelen siyasi kadrolarına yönelik bir dava olduğu için sanıklar aralarında bu ülke siyasetinde iyi tanınan, milletvekili, bakan seviyelerinde temsil ve yasama görevi üstlenmiş insanlar ve yerel yöneticiler, sivil toplum örgütü yöneticileri ve sendikacılar olan siyasi aktivistler. Ve bu insanlar doğal olarak toplumsal ve siyasi hayatın kavşak noktalarında duruyor. Şimdi işi siyaset olan bu insanların gün boyu yaptığı konuşmaları bir kez takip etmek gösterecektir ki bu insanlar toplumun her kesiminden, siyasetin her düzeyinden kişilerle devamlı irtibat halindeler. Diğer taraftan yine aynı insanlar bu ülkenin en önemli gündem maddesi olan Kürt meselesinde bir muhataplık konumunda.

    Kürt mücadelesi Kürtler’in kapalı devre bir meselesi değil, bütün ülkenin meselesi olduğuna göre bu insanların, yani KCK tutsaklarının gizli tanık ifadelerine temel teşkil eden telefon ve ortam dinlemesi kayıtlarında olduğu gibi yalnızca Kürtlerle konuşmuş olabileceğini düşünmek saflık olur. İddia etmek de. Ama gizli tanık ifadelerinde tek bir AKP’linin konuşmasına rastlanmıyor. İşte Selahattin Demirtaş’ın sözünü ettiği tuhaflık burada. Gizli tanık ifadeleri devlet tarafından resmen redakte edilimiş. Oysa bu ülkede bir Habur süreci yaşandı, bir görüşme süreci yaşandı. Devletin Öcalan’ın mektuplarını Kandil’e ulaştırmada kuryelik görevi yaptığı ayyuka çıktı. Peki bütün bu süreçleri hükümet-devlet kimlerle konuşarak hazırladı? KCK tutsaklarının görüşmelerinin iddia makamı tarafından suç olarak tanımlandığı yurtdışındaki bazı Kürt siyasetçilerle devletin resmi temsilci ve yetkilileri günler süren görüşmeler yapmadı mı? Bunlar niye dava dosyasında, gizli tanık ifadelerinde yok?

    Montajlı gizli tanık ifadeleri öyle görünüyor ki devlet-hükümetin muhaliflerine yönelik topyekun harekatının özeti gibi. Devlet-hükümet şu önkabul ile hareket ediyor: Her insan potansiyel suçludur. Yeter ki o potansiyeli ortaya çıkar. Peki, bu potansiyel nasıl ortaya çıkacak? Montajla. Bu hükümetin İçişleri Bakanı’nın BDP PM üyesi Prof. Büşra Ersanlı’ya ilişkin söylediklerini hatırlayın. Koskoca bir hayatın içinden aklınca işine gelen verileri alelacele nasıl döküverdi ortaya gazetecilerin karşısında. Bu KCK davasının bütününe hakim olan anlayış işte. Aylarca insanların hayatını izle, dinle, sonra içinden işine gelenleri al ve keyfine göre montajla, yan yana getir. Böyle hukuk olmaz. Hukuk insan hayatlarını suç ortamı olarak değerlendiremez. Ama işte KCK davası gösteriyor ki, Türkiye Cumhuriyeti devleti muhaliflerinden suçlu yaratma konusunda geçen zaman içinde epey ustalaşmış. Kürt halkı da işte, “Madem öyle” diyor ve kendini ihbar ediyor artık. “Ez livirim” diyor.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları