• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    “Hayır’ çıkarsa en fazla AK Partililer rahatlayacak”
    “Hayır’ çıkarsa en fazla AK Partililer rahatlayacak”
    22 Şubat 2017 14:02
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

    Nesrin Nas, Türkiye’nin en önemli iktisatçılarından. Akademisyenliğinin yanı sıra siyasetten de uzak durmamış birisi. 2003 yılında ANAP Genel Başkanı seçilen Nesrin Nas, 21. dönemde İstanbul Milletvekili olarak parlamentodaydı. Birçok uluslararası finans kuruluşunun Türkiye temsilciliğini yapmış olan Nesrin Nas, şu anda birçok sivil inisiyatifte öncü konumunda ülkedeki demokrasi mücadelesine katkıda bulunuyor. Nesrin Nas ile süreci ve referandumu hem siyaset hem ekonomi açısından konuştum:

    Ülkenin bu kaos günlerinde size başvurduk. Gerçekten iyi bir politikacı ve iş insanısınız. Bu yoğun gündemde söyleşi teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Süreci nasıl değerlendiriyorsun?

    Bir kere şunu söyleyeyim, iyi bir politikacı değilim (Gülüyor.) İyi bir politikacı olsaydım hala politikada devam ediyor olurdum. Politikanın dışına çıkmış olmamdan belli zaten (Gülüyor.) Neyse aslında 2014’ten daha önce başladı bu süreç. Eğer Türkiye’nin demokratikleşme sürecini tarihi perspektifi içinde okuyabiliyorsanız; dünyanın içinde bulunduğu özellikle 2008’den sonraki süreci, global mali krizden sonra dünyadaki gelişmeleri de ortaya koyuyor, Türkiye’deki yapıyı da onun üzerine oturtuyorsanız zaten nirengi noktaları ortaya çıkıyor. Böyle virajlarda doğru yolda yürümekle yanlış yolu tutmak arasında görünümünüz, geleceğiniz değişiveriyor. Şimdi Türkiye’de devletin bir tutumu, bir aklı var. Eğer devletin aklını da biliyorsanız, yol ayrımına geldiğinde hangi yolu tutacağını az buçuk kestirebiliyorsanız bazı şeyleri de doğruya yakın tahmin edebiliyorsunuz.. Her seferinde de diyorsunuz ki, “İnşallah bu yolu tutmaz, inşallah bu yola girmez. Girerse, hepimiz için büyük acılar yaşayacağımız bir süreç başlamış olur,” diyorsunuz. Benim öngörülerim biraz böyle bir okuma… Her seferinde de “İnşallah ben yanılırım, Türkiye bu kez beni yanıltır,” diyorum. Halen umutluyum.

    ‘Demokrasi İçin Birlik’ hareketi içinde yer alıyorsunuz. ‘Demokrasi İçin Birlik’ hareketinin daha önceki çalışmalardan farkı nedir?

    ‘Demokrasi İçin Birlik’ adına konuşmaya yetkili değilim. Hareketin bir koordinasyon kurul var, bir meclisi oluştu. Birliğin nereye doğru evrildiğini ve bundan sonra ne gibi adımlar atılacağını onlar açıklayabilir. Onların alanına girmek istemiyorum. Ama Demokrasi İçin Birlik (DİB) hareketini çok önemsiyorum. Eski bir siyasetçi olarak çok önemsiyorum, Türkiye’nin geleceğinden kaygılanan biri olarak çok önemsiyorum. Herkesin, söyleyecek sözü olan herkesin kendini orada bulabileceği bir platform olmasının, sözün bir karşılığının, bir değerinin olmasının, aslında Türkiye’nin çoğulculuğunun yansıtılıyor olmasının ve bir siyasi parti ya da bir dernek gibi tüzel kişiliğe haiz olmadan biçilen elbisenin içine girmedenbir araya gelinmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Gençler de kendini orada buluyor, kadınlarda orada buluyor…Çeşitli kökenlerden gelenler de inançtan gelen insanlar da kendini orada özgürce ifade edebiliyor… Tabi şu çok önemli; herkesin farklılıklarını bir kenara bırakıp ortaklaştığı, herkesin kendini özgürce ifade edebileceği demokratik bir hukuk devleti olması önceliği… Herkes o platformda yer alabiliyor ve kendi sesini bir şekilde duyurabiliyor. Bu nedenle demokrasi için birlik haraketinin, evet, geçmişteki bütün deneyimlerden çok daha başarılı olduğunu düşünüyorum ve Anadolu’da çok hızlı örgütlendiğini, kendi deneyimimden biliyorum. Geçmişte siyasi parti bünyesinde, ANAP bünyesinde birlikte çalıştığımız birçok siyasi arkadaşım, DİB’in ilk kuruluş duyurusu yapıldığında çok heyecanlandılar ve “Bulunduğumuz yerde bunu canlandırmak istiyoruz “ dediler. Onlar da bu örgütlenmeye katıldılar, çağrılar yapmaya çoktan başladılar ve bildiğim kadarıyla gayet de iyi gidiyor. Benim asıl içinde olduğum grup Yurttaş Girişimi grubudur. Yurttaş Girişimi, bir vicdan hareketidir; kendimizi böyle tarif ediyoruz biz.Nerede ezilen, hakları çiğnenen biri ya da birileri varsa onların sesi olmaya gayret ediyoruz. Yurttaş Girişimi aslında geçmişteki Barış Girişimi’nin uzantısı olarak tezahür etmiştir. Şimdiye kadar da bu ilkemizden hiç taviz vermedik.

    2014-03-19 16-04-50

    Kimler var içinde?

    Birçok arkadaş var… Yazarlar var, gazeteciler var.Çeşitli gruplar bunun içinde, Diyalog Grubu’nun bazı üyeleri bunun içinde…Türkler var, Kürtler var, sanatçılar var, Müslümanlar var… Çok çeşitli kesimlerden… Şimdi ‘vicdanın’ altını şundan çiziyorum. Aslında ben bir siyasetçi olarak Türkiye’de hep hukuku öncelikli bir yere koymak istiyorum ama hukukun artık olmadığını hepimiz bildiğimiz için o nedenle ‘vicdan çağrısı’ yapıyoruz. Hukukun olmaması bizi vicdanlara seslenmek zorunda bırakıyor.Oysa Türkiye bir hukuk devleti olsaydı, bütün bu girişimlere gerek yoktu. Biz de dünyanın geleceği açısından daha iyi bir eğitim, daha iyi bir sağlık, daha insani yaşama koşullarının oluşturulması için girişimler örgütler, birlikler oluşturur, dernekler kurar oralarda çalışırdık. Ama biz hala temel insan hak ve özgürlüklerini devlete anlatmaya çalışıyoruz; dokunulmazdır bunlar, evrensel standartlara göre bunlara dokunamazsın, bir insanın doğuştan var olan haklarıdır, ondan alamazsın, diyoruz. Yaşama hakkı, kendini geliştirme hakkı, inanma hakkı, girişim hakkı, istediğini ifade etme hakkı, düşünceyi özgürce dile getirme hakkı, özgürce seyahat edebilme hakkı… Geleceğe akma hakkı bir insan olarak… Bütün bunlara dokunamazsınız, bunları sınırlandıramazsınız. Güvenlik nedeniyle de olsa, bütün bu hakları gözetmek zorundasınız. Hukuk devletinin, çağdaş bir devletin birinci önceliği budur; bunu anlatmaya çalışıyoruz. Öbür taraftan insanlara da temel haklarınızı kimse sizin elinizden alamaz, haklarına sahip çık, bu haklar elinden alındığı anda senin geleceğe akma diye bir şansın kalmaz; bunu anlatmaya çalışıyoruz.

    Türkiye bir referandum sürecine gidiyor ve kutuplaşmış durumda. Referandum sonuçlarına göre Türkiye’deki tablo ne olur? ‘Evet’ çıkarsa ne olur, ‘hayır’ çıkarsa ne olur?

    Şimdi referanduma götürdüğünüz konuya kimileri ‘rejim değişikliği’, kimileri‘sistem değişikliği’ diyor. İkisi de aynı kapıya çıkıyor. Çünkü öncelikle rejimi değiştireceksiniz, sonra yeni duruma göre sistemi kuracaksınız. Öncelikle bu anayasanın hazırlanma sürecine, 18 maddelik yeni anayasa değişikliği sürecinin hazırlanmasına baktığınız zaman ortada gerçekten referanduma götürülmemesi gereken bir taslak görüyorsunuz. Anayasa nedir! Anayasa bireylerin, toplumun temel özgürlüklerini garanti altına almak için örgütlü devlet gücünün sınırlandırılmasıdır. Bunu nasıl yaparsınız? Hem özgürlük hem güvenlik dengesini hem de devletin devlet olma özelliklerini koruyarak ama aynı zamanda toplumda çok geniş bir uzlaşma ile yapabilirsiniz. Anayasalar böyle yapılır. Yani ‘geniş uzlaşma’ derken parlamentoda bulunan siyasi partilerin katılımıyla, sivil toplum örgütlerinin katılımıyla, toplumun çeşitli kesimlerinin tartışmaları ve önerileri doğrultusunda ortak uzlaşma ile bir anayasa yapılır. Böyle yapılmayan bir anayasa ne yazık ki toplum tarafından ne benimsenir, ne içselleştirilir ne de o topluma bir huzur getirir. Şimdi anayasa sürecine baktığınızda kim olduğunu bilmediğimiz bazı hukukçular hazırladığı -iki avukat tarafından hazırlandı diyorlar-işte birisi MHP’den birisi AKP’den –  apar topar bir şekilde parlamentoya sunulduğu, parlamentonun üçüncü büyük partisinin, Halkların Demokratik Partisi’nin komisyona davet edilmediği, komisyonda yer almadığı, genel kurulda görüşme sürecinde HDP’nin eş genel başkanlarının ve bugün itibarıyla galiba 11 milletvekilinin tutuklu olduğu, sivil toplum kuruluşlarının hiçbir şekilde yaklaştırılmadığı bir metin bu… Şimdi bunu referanduma sunduğunuz zaman insanlar neye ‘evet’ neye ‘hayır’ diyeceklerini ne yazık ki bilmeden oylayacaklar. Neyi oylayacaklar?! Kime karşıyız kimin yanındayım…Çoğunluğun oyunu bu yandaşlık ve karşıtlık belirleyecek. Anayasa böyle yapılmaz. Anayasa sizin haklarınızı güvence altına alan bir metindir. X’e karşıyım o nedenle ‘hayır’ diyeceğim ya da ben filancayı çok seviyorum o nedenle ‘evet’ diyeceğim, diye bir anayasa oylaması ile o toplum ortadan ikiye bölünür. Sadece ortadan ikiye bölünmez, sonuç ne olursa olsun, binlerce parçaya bölünür. Şimdi  ‘Hayır’ çıkması durumunda Türkiye’nin tekrar çok kısa bir süre içinde normalleşebileceğini düşünüyorum. Güçlü bir ‘hayır’, öncelikle parlamentonun en büyük partisi AKP’nin üzerindeki büyük vesayeti ortadan kaldıracaktır. Parti kendisi daha özgürce ifade edebilecek bir durumda bulacaktır. AKP’nin normalleşmesi, bir kişinin denetimi ve baskısından kurtulması Türkiye’nin yararınadır. Çünkü Türkiye güçlü bir merkez hareketine doğru evrilebilecek olan bir parti bulacaktır karşısında. Bu nedenle ‘hayır’ çıkmasını hem kısa vadede hem uzun vadede Türkiye’nin yararına görüyorum. Sonra Türkiye, belki böyle bir süreçte yeni bir anayasanın nasıl yapılması gerektiğini anlayacaktır. Yani siyasetin önü açılacaktır, toplum o gerginliğini atacaktır, rahatlayacaktır. Bu aynı zamanda ekonomide de ciddi bir rahatlamaya sebep olacaktır. Belki ilk başta, ilk anlarda ülkeyi yönetenler açısından, bu anayasayı mutlaka ve mutlaka parlamentodan geçirmek isteyenler açısından bir şok gibi görünse de, orta vadede aslında Ak Parti’nin özgürleşmesi diyelim, MHP’nin kendini yenileyecek imkânlara kavuşması, diğer muhalefet partilerinin bundan önemli dersler çıkartması ve siyasetin daha uçlara savrulmadan yeniden yapılanması ve tekrar siyasetin var olabilmesi açısından son derece önemli olduğunu düşünüyorum ‘hayır’’ın… ‘Evet’ olursa ne olur? ‘Evet’ olursa bakın şunu tartışmaya gerek yok… Şimdi Bize söyledikleri şu; diyorlar ki “Güçlü bir Türkiye için yeni anayasa…”Bütün 18 maddeyi okuduğunuzda -bazı giriş, yani peşrev maddeleri var,işte yargının bağımsızlığına tarafsızlık eklenmesi gibi-ama değişikliğin rejim değişikliğine esas teşkil eden maddelerini okuduğunuz zaman güçlü Türkiye’den ziyade Türkiye’yi güçlü bir birey yönetimine götüren bir anayasa olduğunu göreceksiniz. Yani güçlü Türkiye değil, Türkiye’de güçlü biri olmak… Anayasanın, maalesef özeti bu. Bu değişikliği savunanlar bile tutarlı bir savunma zemini bulamıyorlar. Şimdi MHP genel başkanı şu tezi ileri sürüyor,“Türkiye iç ve dış düşmanlar tarafından öyle bir baskı altına alındı ki, Türkiye’nin bekası için bu anayasanın mutlaka geçmesi gerek!” Türkiye’nin bekası için geçecek olan anayasanın geçici maddeye göre uygulanma tarihi 2019, öyle değil mi? Yani bu nasıl bir aciliyet ki, beka sorununu çözmek için 2 yıl beklenecek..

    2014-03-19 16-04-54 (2)

    Biliyorsunuz, OHAL şartlarında referanduma gidiyoruz. OHAL süreci referandum çalışmalarını nasıl etkileyecek? Artı, bir referandum olacak mı sizce?

    Adil bir referandum olmayacağını son Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile gördük. Son KHK, Yüksek Seçim Kurulu’ndan yetkilerini aldı. Mevcut anayasada hiçbir yoruma yer bırakamayacak kadar açık bir şekilde der ki, “Seçim takvimi başladığı anda basın yayın, toplantı, gösteri referandum, seçim, yerel seçim, genel seçim; her şey sandıktan sonuçlar çıkıp resmi gazetede yayımlanana kadar YSK’nın denetimindedir,” Son KHK ile ne yaptılar?! Bunlara artık YSK karar veremeyecek. Yayın hakları konusunda RTÜK karar verecek. Bu yetki, YSK’nın elinden alındı. Şimdi televizyonlar, radyolar  muhalefete hiçbir şekilde kapısını açmayabilir, hiçbir kanal kapısını açmayabilir. Siz şikâyet edersiniz, “RTÜK de bunlar özel kanallardır, ne isterlerse yapabilirler,” der. Çünkü YSK denetimi dışında artık. Şimdi bu durum ortada iken adil bir seçimden, adil bir yarıştan bahsedebilir miyiz? Kaldı ki, daha kampanyalar başlamadan ‘hayır’ yazanlar, gözaltına alınıyor. ‘hayır’ diye sokağa çıkanlar tartaklanıyor, tutuklanıyor. Aynı zamanda ‘hayır’ diyenlere ‘teröristtir’ diyorlar. Bunu söyleyen bu ülkenin cumhurbaşkanı, başbakanı, bakanları… ‘Hayır’ diyenler, haindir diyorlar, hain diyenler bu ülkenin bölünmesini isteyenlerdir diyorlar. Hepsini saydılar, PKK’lıdır dediler, bilmem nedir, dediler. En son‘hayır’ diyenlere “IŞİD’lidir”dediler değil mi!“‘Hayır’ diyenler “IŞİD’lidir” dediler! Şimdi bazı sosyal medyaya düşen görüntüleri görüyoruz;“‘Hayır’ diyenler şeytandır,”diyen hocalar var. Camide ‘evet’ propagandası yapan imamlar var.

    Peki Diyalog Grubu, DİB ya da bu tür sivil toplum örgütleri ya da halk hareketi inisiyatifleri ne yapabilirler? Ya da siz ne yapmayı düşünüyorsunuz? Nasıl geçireceksiniz bu süreci?

    Birinci yapmamız gereken şey, her yerde anlatmak… Bulabildiğimiz her zeminde anlatabildiğimiz herkese anlatmak…İkincisi de şunu yapmak çok önemli… Bakın, bütün kamuoyu araştırmalarında ‘hayır’ların önde çıktığı görülüyor.‘Hayır’ diyenler ise ben ‘hayır’ diyorum ama bu referandumdan ‘evet’ çıkar, diyor. Kimse bunun adil bir yarış olacağına ve adil bir şekilde sonuçlanacağına, sandıktan çıkacak sonuca ülkeyi yönetenlerin saygı duyacağına inanmıyor. Bu da ayrı bir vahamettir, bunları hiç konuşmuyoruz. Önce sandıktan çıkan sonuca mutlaka uyulacağının güvencesini vermek, buna insanları ikna etmek lazım. Bu güvenceyi biz veremeyiz ama insanlara şunu söyleyebiliriz,“Bizler el ele tutuşursak ve birlikte güçlü bir şekilde durursak, sandık sonuçlarını uygulamamayı hiç kimse göze alamaz!” Bunu diyebiliriz; buna ikna edebiliriz insanları… Kendi oyuyla ülkenin gidişatını değiştirebileceğine ikna edebiliriz. “‘Hayır’ vereceğim ama ‘evet’ çıkar,” demek bir umutsuzluk ifadesidir. Bu umutsuzluğu ortadan kaldırabiliriz. Bizim yapacağımız şey budur, yapmaya çalıştığımız şey de budur. Bu güne kadar epey yol aldığımızı düşünüyorum. Bir de şundan umutluyum; dikkat edin, tek bir ‘hayır’ cephesi yok.Sivil toplum kendi kampanyasını kendisi yapıyor. Kadınlar ayrı çıkıyor, gençler ayrı çıkıyor, liseler ayrı çıkıyor, üniversiteliler ayrı çıkıyor. Bizim gibi girişimler kendi ‘hayır’ kampanyalarını yapıyorlar. Çeşitli, çoğulcu bir kampanya… Hiç kimsenin ‘hayır’ı diğerinin önüne geçmiyor. Bu büyük bir avantajdır ve aslında özlediğimiz bu çoğulculuktur. Bu çoğulculuğa sahip çıkmamız lazım.

    Diyelim ki sandıktan ‘hayır’ çıktı. ‘Halk özel Harekât’ diye yapılardan söz ediliyor. Cumhurbaşkanı bunu kendisine bir darbe olarak telakki ederse o zaman Türkiye’nin hali ne olur?

    Ona ihtimal vermiyorum… Ona ihtimal vermiyorum, çünkü bundan hiç kimse kazanmaz. Bundan sadece‘hayır’ verenler değil, bu ülkeyi yönetenler de çok ağır zararlar görür. Başta –yine Ahmet senin sorun üzerine şunu şöyleyim- Türkiye’nin bu konuda müthiş bir sağduyusu var. Bizde 2013’ten sonra özellikle 2015’ten sonra yaşanan gerginlikler ve tepeden, en üstten akan o ayrımcı dil, üslup başka bir ülkede olsaydı çoktan o ülkede insanlar birbirinin boğazına sarılmıştı.Her şeye rağmen insanlar sonuna kadar sağduyusunu korumaya gayret ediyor. Yani o kızgınlığı sokağa yansıtmamaya çalışıyor. Buna bu halkın izin vereceğini düşünmüyorum. O gece Halk Özel Harekât da sokağa çıksa, yine birileri çıkıp onları içeri sokacaktır. O sağduyuya inanıyorum. ‘Hayır’ çıkarsa ne olacak? AKP’nin şunu bilmesi lazım, ‘hayır’ çıkarsa cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı olarak yerinde kalacak, hükümet yerinde kalacak, bakanlar da yerinde kalacak. AKP’liler hükümete“Neden yeterli denetimi ve icraatı yapmıyorsun?” sorusunu sorabilecekler. Milletvekillerine Neden benim derdimi mecliste anlatmadın, benim sorunumu çözmedin?” diye hesap sorabilecekler. Yani ‘hayır’ çıkmasından en fazla sevinmesi gerekenler, Ak Partililer… Eğer evet çıkarsa, bütün Ak Parti il ve ilçe yöneticilerinin başına birer Ak Parti müfettişi gelecek. O Ak Parti müfettişleri bir üyeden hoşlanmadı mı, o üyeye hiçbir şekilde yaşam hakkı tanımayacak; böyle bir şey yaşanacak. Yani Parti müfettişliği… Parti olmayacak artık, müfettişler aracılığıyla yönetilen bir örgüt olacak. Herkes onunla iyi geçinmeye çalışacak. Osmanlı’daki mültezimler gibi, vergi toplayanlar gibi… E, böyle olacak yani… Böyle istiyorlar. Referandumdan ‘hayır’ çıkması halinde ben AK Partililerin de çok rahatlayacağını düşünüyorum;en fazla onlar rahatlayacaklar. Çünkü biz ‘hayır’ diyenler zaten o safhaları göze alarak ‘hayır’ diyoruz. Ama ‘evet’ diyenler zannetmesinler ki, o sallanan sopadan kendilerini kurtarabilecekler! Ama ‘hayır’la, onlar da kurtulacak.

    2014-03-19 16-05-20

     

    Biraz da dış politikayı konuşalım. Mesela Suriye’deki savaş,‘Evet’ ve ‘Hayır’ oylarını nasıl etkiliyor?

    Ben dış politika uzmanı değilim ama dünyanın ve Ortadoğu’nun gidişatına baktığımız zaman, 2011 sonrası sürece baktığımız zaman gördüğüm, aklıma mantığıma oturtamadığım bazı şeyler var. Dış politika uzmanı değilim ama cumhurbaşkanının dün söylediğinin tersini söylediğinin, başbakanın başka bir şey söylediğinin, başka bir bakanın daha başka bir şey söylediğinin farkında olacak kadar da dış politika izleyicisiyim. Şimdi,cumhurbaşkanı Afrika seyahatinden dönerken  “Artık El Bab’tan daha derine gitmemek lazım,” dedi. Ama iki gün önce Cumhurbaşkanı bu kez “Hayır, niye orada duralım, Mimbiç’e gideceğiz,” dedi. Başbakan yardımcısı başka bir şey söyledi, cumhurbaşkanı onu düzeltti.Sonra El Bab’ta Ruslarla bazı gerilimler yaşandı. Ruslar (Türk askerlerinin bombalanmasına ilişkin olarak) “Koordinatları Türk Silahları Kuvvetleri verdi,” dedi. TSK ise“Biz on gündür oradaydık, bizim orada olduğumuz biliyorlardı,” dedi. Demek ki bir şeylerde karışıklık var. Benim gördüğüm şey şu… Türkiye Amerika’daki yönetim değişikliğini, Rusya’nın bu bölgedeki varlığını; hepsini masaya koyuyor ve diyor ki, “Rusya’ya karşı Amerika’yı, Amerika’ya karşı Rusya’yı kullanırsam ben bu Suriye masasında, Ortadoğu masasında kendime bir yer bulurum! Zaten Amerika İran’ı sevmiyor! Suudi Arabistan da burada bilmem ne yapıyor… Suudi Arabistan’la arası iyi… 11 Eylül saldırısının sorumluları Suudlar olduğu halde Suudları mesela vize yasağı kapsamına almadı. Bunlar da benim halen orada onları kullanarak bir iş yapabileceğimi gösteriyor! Ben bunları koyarsam kendimi garantiye alırım, büyük oynarım ve o büyükler gibi masaya otururum!” diyor. Ama bunu yapabilmeniz için bir stratejinizin olması lazım. Türkiye bunu yaparken şark kurnazlığı ile hareket ediyor. Siz bana sordunuz, şimdi ben size sorayım… Şimdi El Bab’tasınız, El Bab’ı inatla ve iddialı bir biçimde alacaksınız… Astana’ya gidiyorsunuz “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılıyız,” diyorsunuz. Ama El Bab’tan çıkarken siz orayı ÖSO’ya bırakacaksınız! ÖSO dediğiniz unsurlar Suriye rejimine muhalif unsurlar… El Bab’ta güneyde Suriye ordusu var. Siz kuzeyden iniyorsunuz Suriye ordusuyla karşılaşmamak için… Siz biraz aşağı doğru adım attınız, Ruslar bombaladı ve kaç askerimiz şehit oldu… Şimdi bu başlı başına bir çelişki. Bu halde Ruslara çok kızmamıza rağmen eleştirmedik, hiçbir şekilde “Özür dile…” demedik. Rusların askerlerimizi vurmasını sineye çektik. Ve  o arada CIA başkanı Türkiye’ye geldi, “Müthiş başarılı görüşme” dendi. Ben bilmiyorum, siz biliyor musunuz, benim hatırladığım cumhuriyet tarihinde CIA Başkanları cumhurbaşkanlarıyla görüşmemiştir.

    Sınır ötesi operasyon konusuna girmişken hazır, Kılıçdaroğlu tezkereye onay verdi, biliyorsunuz. Aynı şekilde dokunulmazlık meselesinde olanlar da ortada. CHP’nin bütün bu süreçlerdeki ama özellikle şu referandum sürecinin hemen öncesindeki politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Valla pek bir şey anlayamıyorum. Bütün bu dediklerinizde haklısınız. Özellikle hem tezkere onay vermesi hem de dokunulmazlıklar konusunda CHP’ye çok şey söylenebilir. Hatta CHP genel başkanıyla biz bir toplantı yaptık. Dokunulmazlıkların kaldırılmasının meclisin feshi anlamına geleceğini anlatmaya çalıştık ama Sayın Kılıçdaroğlu buna ikna olmadı. Ama zannediyorum CHP’nin geçmişteki problemi şuydu; toplumda yükselen milliyetçi muhafazakâr dalga beni altına alır, ezer götürür. O nedenle böyle bir dalga ile karşılaşmaktansa o dalganın peşine takılayım. Bunun da ne CHP’ye ne de Türkiye’ye yararı oldu.

    HDP eş başkanları tutuklu. Bu süreci nasıl etkiliyor?

    Çok etkiliyor… Bir kere başından itibaren etkiliyor. Parlamentonun üçüncü büyük partisinin milletvekillerinin 1/5’i tutuklu. Böyle bir ortamda anayasa konuşulamaz, tartışılmaz… 6 milyon oy almış bir kesimin istekleri, talepleri, sözcükleri o anayasaya yansıtılmamış. Bu baştan sakat bir durum, bir bu… İkincisi her şeyi olağanlaştırıyoruz, normalleştiriyoruz hadi bunu da normalleştirdik diyelim, bu ülkede ağır bir baskı ve ‘huzur harekâtıyla‘ huzura ermiş’ olan Kürtlerin nasıl oy kullanacağını, oy sandığına gelip gelmeme kararlılığını etkileyecektir bu. Evet, o bölgede insanlar yaşadıkları bütün bu acılara rağmen bugüne kadar ayakta kaldılarsa o direnme gücüyle ayakta kaldılar. Ama ben seçtikleri milletvekillerinin özellikle Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın tutuklu olmasının, -tabii Ayhan Bilgen’i de onların yanına koymak lazım, Meral Hanımı da koymak lazım, hepsini koymak lazım… 70’e yakın belediye başkanı tutuklu- hapishanede olmasının sandığa gitme kararlılığını olumsuz etkileyeceğini düşünüyorum. Zaten yapılmak istenen de budur. YSK’nın referandum takvimi açıklandı; referandum tarihi yaklaştıkça tutuklanan sayısı daha artacaktır. Bir kişi bırakılacaktır, iki kişi tutuklanacaktır. Avrupa Konseyi’ne “Biz bakın, ciddi bir soruşturma yapıyoruz. Onun tutukluluğuna gerek olmadığına karar verdik” demek için arada bir kişiyi bırakacaklar, beş kişiyi alacaklar. Şimdi yapılan şey budur maalesef. Başından sonuna değin süreci sakatlayan bir şeydi bu. Artık oylama noktasına gelmeyeyim bile… Böyle bir anayasa yapılmaz.

    2014-03-19 16-05-28

    CHP’lilerle görüşüyorsunuz, HDP’lilerle görüşüyorsunuz. AKP’lilerle de görüşüyor musunuz?

    Tabii, illa ki…Geçen gün AKP kurucularından Ertuğrul Yalçınbayır’la ortak bir toplantıdaydık. Aynen şunu söylüyor Ertuğrul Yaçınbayır, “ Bu proje Ak Parti’nin kuruluş ilkelerine, parti programına, seçim bildirgelerine aykırıdır,” diyor, “Hepsine aykırıdır! Açın önünüze bakın, AK partinin öncelikli olarak yapılması gerekenler diye sıraladığı parti programı, hatta seçim bildirgeleri, hatta kuruluş ilkelerinde hiçbirini bulamayacaksınız,” diyor. “Kendi kuruluşuna,kendi amacına aykırı bu anayasa,” diyor. AK Parti’nin kurucusu bunu söylüyor.

    Çok teşekkür ederim.

    Ben teşekkür ederim.


    Yorumlar



    İlgili Haberler