Türkiye’de siyaset, özellikle son birkaç yıldır, adalet duygumuzu ve vicdanlarımızı esir aldı. Kazananın, adalet başta olmak üzere her şeye sahip olduğu bir düzende yaşamaya zorlanan Türkiye insanı kendini idari kararlarla, yaşam dâhil, tüm temel haklarının kısıtlandığı bir karanlıkta buldu. Bu nedenle hemen her yaştan, her kesimden insanlar, kralın yetkilerini sınırlayan Magna Carta’nın kabul edildiği günden tam 802 yıl sonra, “Adalet Yürüyüşü” için yollara döküldü.
Mahatma Gandhi, “Adaletsizliği, adaletle yıkmak gerekir” demiş. Adaletsizliği, adaletle yıkmak için kim olduklarına, ne olduklarına, inançlarına ve kimliklerine bakmadan “herkes için adalet” talep etmeliyiz. Otoriter yönetimlere, diktatörlüklere, faşizme karşı çıkmanın ilk adımı budur: Herkes için adalet talep etmek!
Herkes için adalet talep etmeden demokratik bir hukuk devletinin özgür bireyleri olarak yaşamak ham hayaldir.
Nitekim Türkiye’nin düşünce ve ifade özgürlüğü karnesinin ele alındığı BM İnsan Hakları Konseyi 35. İnsan Hakları Oturumu’nda, BM Düşünce ve İfade Özgürlüğü Özel Raportörü David Kaye, Türkiye’nin yaptığı uygulamalarla 12 Eylül 1980 darbe döneminin de gerisine düştüğünü söylüyor. Seçilmiş sivil bir yönetimin, açık bir askeri darbe dönemini dahi aratacak kadar adaletsiz bir yönetim sergilediği eleştirilerine muhatap olması korkunç bir trajedi aslında…
Bugün, bütün bir Türkiye ya gözaltında ya da tutuklu. Hepimiz bir kişinin sınırlarını belirlediği bir hayatı yaşamak, onun gördüğü rüyayı görmek, onun inandığına inanmak, onun sevdiğini sevmek, onun dost olduklarıyla dost, düşman olduklarına düşman olmak zorunda kaldığımız bir distopyayı yaşıyoruz. O nedenle bugün, 54 yıl önce Martin Luther King’in kendi ülkesi için gördüğü rüyayı görmek ve içinde bulunduğumuz ânın getirdiği tüm zorluklara ve engellemelere rağmen “adaletsizliğin ve baskıların sıcağıyla bunalıp çölleşmiş” olan bu ülkeyi bir “özgürlük ve adalet vahasına” dönüştürmek zorundayız.
Adalet için, özgürlük ve demokrasi için hep birlikte yan yana yürümeliyiz. CHP’nin başlattığı “Adalet Yürüyüşü”nü “geç” demeden “ama” demeden demokratik yollardan desteklemek ve gerçek adaletin tüm koşulları sağlanana kadar bu yürüyüşü sürdürmek zorundayız. Şimdi sözü “yan yana, bir arada çağrısının öncülerinden, yılmaz bir vicdan ve adalet savaşçısı sevgili Oya Baydar’a bırakıyorum* : “İki hafta önce; inanan, inanmayan, laik, dindar, Müslüman, Hıristiyan, örtülü, örtüsüz, Atatürkçü, Marxist, Türk, Kürt, Ermeni, CHP’li, HDP’li, merkez sağ, sosyalist sol, liberaller, demokratlar, barışçılar, çok farklı toplumsal, siyasal, ideolojik kesimlerden yurttaşlar, “Yan yanayız, bir aradayız” çağrısı yaptılar.
Çağrımız; vicdan ve adalet aşınmasına uğratılan ülkemizde siyasal, ideolojik, örgütsel aidiyet, inanç, kimlik farklılıklarımızı aşarak adalet için, barış ve demokrasi için, muktedirin zulmüne karşı mazlumun hukukunu korumak için biraraya gelme çağrısıdır. Hak ve hukukun egemen olduğu bir ülkede, cepheleşmeden, düşmanlaşmadan barış içinde yaşamak isteyenlerin ortak sesidir” dediler. “Yaşadığımız şu güç ve karanlık dönemde birlikten doğacak güce ihtiyacımız var, umuda ihtiyacımız var. O gücü ve umudu, genişleyerek, büyüyerek, kitlelerle birlikte yürüyerek, hak, adalet, demokrasi güçlerinin katresini bile feda etmeden kazanabiliriz. Yan yana gelmeyi, bir arada durmayı, birlikte yürümeyi acilen başaramazsak yarın çok geç olacak” diye seslendiler hep bir ağızdan.
Herkesin duyduğu bir ihtiyaca cevap veriyordu o çağrı, bu yüzden de ilgi gördü. 1000 imza demiştik, çok aştı, şimdi 10 bin, 100 bin imzaya gidiyor. Bugüne kadar başaramadığımızı başarmak için mütevazı bir ilk adımdı.
Şimdi imzalarımızın arkasında durma zamanı
Bardağı taşıran olaylar vardır. CHP milletvekili Enis Berberoğlu’nun 25 yıla mahkûm edilip tutuklanması bardağı taşıran son damla oldu. Öyle ki; HDP’nin eş başkanları, milletvekilleri tutuklanırken kılı kıpırdamayan, sahip çıkmayan Kılıçdaroğlu ve CHP yönetimi, işin ucu kendi milletvekillerine dokununca haklı bir feverana kapıldı. Kılıçdaroğlu beklenmedik, umulmadık bir şekilde Adalet Yürüyüşü başlatacağını açıkladı. Çok da iyi etti.
Şimdi kim başlattı, kim yürüyor, neden yürüyor demeden; milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması gündeme geldiğinde, CHP’nin teklifin HDP’yi vuracağını ve anayasaya aykırı olduğunu bile bile işlediği demokrasi suçunun hesabını şimdi sormaya kalkmadan; adalet için, demokrasi için yan yana, bir arada yürümek zorundayız.
Şimdi imzalarımızın arkasında durma zamanı, imza ile yetinmeyip birlikte yürüme zamanı.
Herkes için adalet
Uçurumun kenarına getirilmiş bu ülkenin hak ve adalete su kadar, hava kadar ihtiyacı var. Adalet, toplumun havasıdır, suyudur. Su tükenip hava kirlenince toplum nefessiz kalır, tükenir, boğulur.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu adalet yürüyüşünün herkes için olduğunu söyledi yürüyüşü başlatırken. Bunca mağduriyetin, bunca adaletsizliğin yaşandığı ülkemizde adalet talebini paylaşan herkes, her siyaset, her kesim yürüyüşe destek vermeli, desteğini görünür kılmalıdır ki kitleler de seferber olup adalet istemi etrafında kenetlensinler.
O şunu yapmıştı, bu şöyle davranmıştı, bu solcu, bu sağcı, şununla beraber yürümem, bununla birlikte görünmem, ne yapacaklarına güvenemem deme lüksüne sahip değiliz.
Adalet, Maltepe’de durmamalı, Edirne’ye uzanmalı
Adalet yürüyüşü CHP’yi de, bizzat Kılıçdaroğlu’nu da, Türkiye’deki siyasî iklimi de bir ölçüde değiştirecektir. Her eylem ve her dokunuş değiştirir, dönüştürür. Kılıçdaroğlu, ifade ettiği gibi sadece kendi milletvekili için değil herkes için yürüyorsa, bu yürüyüş HDP’lilerin aylardır tutuklu bulunduğu Kandıra’ya uğramalı, Edirne’de Demirtaş’a bir selamla sona ermelidir.
Bu başarılabilirse, yakın tarihimizin acılı, kanlı düğümlerinden birinin çözülmesinde cesur bir adım atılmış olacak, bu adımın yaratacağı sinerji, zaten kendi başına önemli olan bu eylemin hem anlamını hem de çapını umulmadık ölçülerde genişletecek, adalet arayışı gerçek demokrasi ile buluşacaktır.”
* Oya Baydar-T24, 16 Haziran 2017







