• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Her taşın altında burjuvazi var

    Görünüşün değil, özün aşılması önemlidir. AKP’nin varlığı burjuvaziden ayrı düşünülemez. AKP; Geniş halk desteğini dincilerden, milliyetçilerden ve lümpenlerden almaktadır. Türkiye toplumu dinci- milleyetçi bir toplumdur. Unutturma kültürünü gerçekleştiren Kemalist zehirlenmenin etkisindedir. Türkiye toplumu bu çokluk ile şekillenmektedir. Bunların derdi ne emektir, ne barıştır, ne doğanın korunmasıdır ne çevre bilincidir ne de demokrasidir. Bunlar emekten yana olanlara, barışa ve demokrasiye karşıdırlar. Burjuvazi ve onun temsilcileri, düşünen insana, aydına, yazara, sendikacıya, öğretmene, akademisyene, gazateciye, kendisi gibi düşünmeyen TV’lere ve çocukların izlediği TV programlarına bile tahammülsüzdür.
    Burjuvazi, toplumsal ve ekonomik egemenliğini korumak, ‘siyasal istikrarı’ sağlamak için sadece parlamentarizmin zayıflatılmasına değil, yürütme ve yargının da tek kişinin tekeli altına alınmasına göz yumuyor. Ekonomik ve toplumsal sorunlar için ‘güçlü hükümet’, “güçlü iktidar” sloganı her zaman burjuvazinin bayrağı olmuştur.
    Burjuvazi, her ne kadar parlamentodaki partiler ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasındaki sürekli çekişmelerden hoşnutsuz olsa da düzeni ve siyasal istikrarı koruduğu ölçüde, Erdoğan’ın başkanlığına karşı değildir. CHP ve MHP, düzen içi alık politikalarıyla Erdoğan’ı güçlendirmekten başka bir şeye yaramıyor. Bu iki partinin1 Ekim Meclis açılışında alkışlamasında ve savaş teskeresinde izlediği tutum ve destek ortadadır. Burjuvazi hem ayrıştırır hemde yapıştırır…
    AKP, geniş halk desteğini alan ve baskıcı devleti güçlendiren dinci ve milliyetçi bir partidir ve egemen sistemin görüntüsüdür. AKP iktidarı, artı-değer sömürüsünü artırarak burjuvaziyi ve onun düzenini sağlama almaktadır.

    Siyasal islamcılar iktidara yerleşti. Siyasi lider olan Erdoğan, siyasal güce ulaştığından, iktidarı paylaşamada‘Hoca efendiye’ gerek olmadığını düşündü ve ipleri kopardı. Ortaklık bitince çatışkılarda çatırdamaya başladı.

    Cemaatçilerin 17-25 Aralık operasyonu hem iplerin koptuğunu hem de Siyasal İslam arasındaki egemenlik kavgasının dışa vuruşu oldu. Ortaklık bozuldu, yarıldı ve çözüldü. Şimdilik birbirlerinin kuyularını kazıyorlar.

    Oysa Siyasal islamın her iki kanadı da Burjuvaji ile görüşerek onlardan icazet almıştır. Her iki kanadında siyasal ve iktidar gücü arttığı oranda birbiriyle çelişen durumlar da ayyuka çıkmıştır. Bu çelişkiyi İsrail konusundaki tutumlarında görmek mümkündür.

    Gülen hareketi’nin temel hedefi uzun soluklu bir çalışmaydı. Öncelikle kendi cemaatine abiler, ablalar yetiştirdi. Üniversitelere yerleştirdiği akademisyenleri devlet kademelerine mevzilendirdi. Devleti yönetici kadrolarlarla ele geçirmeyi planladı. Cemaatin amacı Gülen’i halife ilan etmekti. Gülen haraketi; Dünya İslam Birliği adı altında dünya’ya yayılmayı benimsemiştir. Erdoğan ise popülist politika yapmayı ve siyaset de cemaatlerle ittifak yaptı. AKP’de çokluğa dayanan bir siyaset tarzını tercih ederek tarikatçılarla ittifak yaptı. Parlamentonun çoğunluğunu ele geçirerek siyasal iktidar olmayı başardı. Erdoğan’ı sınırlı bir coğrafyada daha pragmatik ve popülist siyaset izlemeye sürüklemiştir.

    Siyasal islamın çıkar çatışmasıyla sonuçlanan şiddet, nelere yol açtığını 15 Temmuz’da göstermiştir.

    Burjuvazinin bu iç çatışkısında; Emekciler haklı oldukları davalarda sınıf bilinçi iradesini göstermelidir. Burjuvaziye karşı ortak tavır göstermelidir. Bu irade de emekçilerden, devrimcilerden ve aydınlardan beklenmelidir.

    Eşitsizliğe ve adaletsizliğe karşı siyasal bir duruş geliştirmeden, yalnızca İktidarı eleştirmek özle değil, görünüşle oyalanmaktır. Burjuvaziyi aşındıracak ve yenilgiye götürecek olan, emekten yana olan güçlerin dayanışma mücadelesidir. Emekçilerle diyalog geliştirmenin, iletişim kurmanın, bilgilenmenin, öğrenmenin, sorgulamanın, aydınlanmanın özüne sahip çıkmaktır. Görünüşün değil somut durumun somut özünü bilince çıkarmalıyız…

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları