• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    “Herkes sükûnet içinde çok fena günlerin geçmesini bekliyor gibi…”
    “Herkes sükûnet içinde çok fena günlerin geçmesini bekliyor gibi…”
    7 Aralık 2016 09:54
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

    Türkiye’nin sorunları öylesine çoğaldı ve karmaşıklaştı ki, sadece siyasetçilerin bu sorunlara çözüm önerilerini dinlemek yetmeyebilir. Akademinin ve belki de öncelikle felsefecilerin söyledikleri de önemli olacaktır.
    Ayşe Nilüfer Zengin felsefe doktorası yapmış, genç bir akademisyen. Uzun bir dönem hak gazeteciliği de yaptı. Barıştan ve demokrasiden yana söz almaktan çekinmeyen biri. Derin analizler, yerinde saptamalar yapıyor. Kendisiyle buluştum ve ona Türkiye’nin gündemine dair sorular sordum…

    Söyleşi teklifimizi kabul ettiğiniz teşekkür ederim.
    Ne demek… Ben teşekkür ederim.
    Ülkenin gündemine ilişkin sizin gibi aydın insanların yorumlarını almanın önemli olduğunu düşünüyorum. Siz bir felsefecisiniz, hem akademik kariyer yaptınız hem de gazetecilik… Sizin değerlendirmelerinizi merak ediyorum. İlk sorumu sorayım size… Sizce Kürtler şu anda ne düşünüyor, hissedebiliyor musunuz, gözlemleyebiliyor musunuz?
    Aslında şöyle… Kürtler şu anda ne düşünüyor, bunun İstanbul’dan ya da büyük şehirlerden parçalı olarak hissedilebileceğini, anlaşılabileceğini düşünüyorum. Çünkü Kürt şehirleri ile büyük şehirlerde bunun değişebileceğini düşünüyorum yaşadıkları durumun şiddeti ve ne oranda yaşadıklarına bağlı olarak… Tam olarak onların namına bunu hissedip düşünmek zor ama bu yaşadığımız sürecin hepimiz bir parçasıyız. Oradan bakarsak geride kalan, hissettiklerinin yarım kalmış bir barış sürecinin arkasından çok büyük bir yıkım olabileceğini düşünüyorum.

    ,2

    Özellikle Selahattin Demirtaş’ın, Figen Yüksekdağ’ın ve birçok milletvekilinin tutuklanması ne hissettiriyor?
    Böyle yaşadıkları çok dönemler var. Sert, kendi iradelerine yönelen, şiddet ve saldırıyla karşılaştıkları çok dönemler var. Kendilerine gelecek şiddeti öngörmüş olabileceklerini söyleyebilirim. Aslında bütün işaretler bunu gösteriyordu ve Kürtler bunu hepimizden daha iyi biliyorlar. Çünkü aynı şeyler daha önce 90’lı yıllarda da yaşanmıştı. Belki bundan biraz daha farklı idi tarzı ve içeriği açısından… Ama işler sıkıştığında gelip en büyük şiddetin kendilerine yönelebileceği onların toplumsal ve politik hafızalarında var. Bütün toplumsal hafızada da bunun olması gerekebilir ama daha sükûnetin ve barışın hâkim olduğu dönemlerde bunu zaman zaman unutabiliyoruz, daha rehavete kapılabiliyoruz. Ama şimdi bu yaşadığımız OHAL, Kürtlerin yoğun yaşadığı şehirlerde çok daha yoğun olarak 2015 yazından beri yaşanıyor aslında. Dolayısıyla bizim göremediğimiz şeyleri ya da görüp uzaktan izleyip tam hissetmediğimiz şeyleri onlar bir buçuk iki yıla yayılan bir süredir yaşıyorlar. Ben yılgınlık, ürkme, şaşkınlık; bu terimleri kullanmak istemiyorum. 7 Haziran 2015’te HDP’nin barajı aşması Kürtlerin -başka bileşenlerle birlikte- çok büyük bir başarısıydı ve aslında AKP’nin umduğu, beklediği her şeyin büyük bir darbe almasıydı. Bu neydi, örneğin iktidarı kaybetmek… Bir koalisyon kurma umudu… Yani AKP’yi istemeyen, bugüne geleceğini öngören insanlar için müthiş bir sevinç ve başarıydı. Orada CHP bir koalisyon, yalancı bir koalisyon umuduyla oyalandı. Burada açık ve politik olarak öngörülü davranamadılar ve 1 Kasım seçimlerine doğru gidildi. 1 Kasım seçimlerinin kabul edilmesi büyük bir hataydı muhalefet açısından, özellikle ana muhalefet açısından… Ancak ta o seçimde AKP’nin sonucu kabul etmemesi ile birlikte bütün bunların geleceğini ben Kürtlerin öngördüğünü, düşündüğünü, anladığını, hissettiğini, sezdiğini düşünüyorum. Milletvekillerinin tutuklanacağı da aslında hükümetin aşağı yukarı bir yıldır diline doladığı bir şeydi. Belki gününü, zamanını ve nasıl olacağını bilmiyorlardı ama Kürtlerin daha önce de korktukları başına gelmişti ve yeniden olmaması için hiçbir sebep yoktu. Bir gecede -bugün mü olur, yarın mı olur, ne gün olur diye beklerken ne zaman olacağını bilemeden- bu oldu. Yani ezcümle sonuca baktığımız zaman bunun hangi şekilde ne kadar şiddetle olabileceğini bilmeseler bile bütün bu fenalığın onlara yapılabileceğini biliyorlardı.

    ,3

    Özellikle Selahattin Demirtaş’ın, Figen Yüksekdağ’ın ve diğer milletvekillerinin tutuklanması Kürtler için ne ifade ediyor? Bunu biraz açıklar mısınız?
    Sahiden HDP’ye oy vermiş yurttaş olarak –ki Selahattin Demirtaş İstanbul 1. Bölge milletvekilidir ve teknik olarak benim de vekilimdir,- benim de iradem yok sayıldı. Ki bir darbedir bu. Tabii ki, böyle algılıyorlardır. Yani şöyle söyleyeyim; Selahattin Demirtaş ve HDP milletvekillerinin önce hukuksuzca dokunulmazlıklarının kaldırılması, daha sonra da bunun devamı olarak soruşturmalara uğramaları ve nihayetinde hukuksuzca tutuklanmaları bir darbeden başka türlü algılanamaz zaten. Ve şu anda hükümetten yana şirketlerin ya da başka şirketlerin de yapmış olduğu bütün anketlerde HDP’nin oyu düşmüyor. Buradan da anlıyoruz ki, şu anda ne yaparlarsa yapsınlar verecekleri oy değişmiyor. Dolayısıyla nasıl söyleyeyim, darbe de çok tüketildi ve anlamını kaybetmiş bir terim haline geldi aslında. Yaşamsal gündelik ilişkisini de insan siyaset üzerinden kuruyor aslında. Yani tamamen, baştan aşağı kendilik kurgusuna bir saldırı bu. Darbeden öte… Siyasi darbe terimini de aşıyor. Bana, oyunu böyle kullanmış, HDP’nin vaatlerine ve siyasi projesine politik olarak, duygusal olarak yatırım yapmış herkesin, kendisine büyük bir saldırı olarak algıladığını düşünüyorum.

    Türkiye solu bu konuda yani vekillerin tutuklanması konusunda yeteri kadar tepki gösterdi mi sizce?
    Türkiye solu ile neyi tarif ettiğinize bağlı bu. Eğer CHP’den bahsedilecekse…

    Diğer partileri kast ediyorum; ÖDP; EMEP vs.
    Bana göre Türkiye solu gösterebileceği kadar tepki gösterdi. Çünkü hakikaten geçmişteki siyasi yıkımların ve darbelerin üzerinden belli bir zaman geçtikten sonra, yakın dönemin en ağır sürecini yaşıyoruz. Bu ağır süreçte kafasını evinin camından çıkartanın tutuklandığı, eziyete maruz kaldığı, medyanın tamamen tek tipleştiği, bütün alternatif bağımsız medyanın, Kürt medyasının fişinin çekildiği bir ortamda gösterilen tepkileri yeterince göremiyoruz da. Aslında üzerine düşeni yaptığını düşünüyorum solun. Burada kilit nokta, hala yaygın medyanın görmezden gelemediği CHP yönetiminin, bu konuda etkisiz kalması ve onun etkisizliğinin de genel bir kayıtsızlık ve etkisizlik olarak yorumlanması.
    Sizce CHP neden bu kadar tepkisiz davranıyor? Niye hükümetle beraber hareket etmeye başladı bazı konularda.

    7 Haziran 2015 sonuçları CHP için de bir sürprizdi. CHP’nin de ben belli açıdan HDP’nin barajı geçmesini bir tehdit olarak algıladığını düşünüyorum. CHP; içindeki Alevi potansiyelini, sol oyları yitirdiğini, HDP’ye kaptırdığını düşündü. Ve de her zaman olduğu gibi “Mesele devletin bekası olunca her türlü ittifak, her türlü strateji mubahtır,” diye düşünerek 20 Mayıs’ta dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada -değil buna tepkisiz kalmak- bunun bir parçası oldu. Oradan sonra artık geri dönüşü imkânsız. Bunun ikinci aşaması da Yenikapı Mitingi idi. Yenikapı Mitingi’ne giderek de bir Milli Birlik için Yenikapı ruhu vs. gibi -sonradan onların da aleyhinde kullanılacak- bir rüzgârın da bir parçası oldu. Artık ondan sonra ne yapsa geri dönüşü yoktu ve hükümet ve medyanın “teröre ortak oldu” diye göstermesinden korkarak, “Biz hiçbir şeyin yanında değiliz, sadece hukuksuzluğun karşısındayız!” bile diyemediler. Anayasaya aykırı biçimde önce dokunulmazlıklar oylamasının, sonra Yenikapı’daki Kürtleri ve sosyalistleri karşısına alan bu ittifakın parçası oldular. Şimdi de artık geri dönmek isteseler bile bu zor oluyor. Çünkü kendileri de bu çıkışsız bir yola savrulmuş oldular. Dolayısıyla da bütün diğer toplumsal ve siyasi dinamiklerin göstereceği tepkilerin üzerini örtüyor onların bu yaptıkları…

    4

    Bu olup bitenlerden sonra batı ülkelerinin bu konuya yaklaşımını nasıl buluyorsunuz? Bütün bu hukuksuzluğa, milletvekillerinim tutuklanmasına, gazetecilerin tutuklanmasına ne diyorlar?

    Ben bugüne kadar ben batının, burada kıta Avrupa’sını kast ediyorsak, bugüne kadar AKP’yi kolladığını, Türkiye’nin bu noktaya gelişinde payları olduğunu düşünüyorum. Türkiye’ye gelmek zorunda kalan sığınmacılar konusunda AKP hükümeti, batıyı sınır kapılarını açmakla tehdit ettiği için tepkisiz ve hareketsiz kaldılar. Şimdi artık tepki verdiklerinde olan çoktan olmuş oldu. Şimdi belki verdikleri tepkiyi önce verselerdi gelişmeler farklı olabilirdi. Avrupa Parlamentosu’ndan ‘müzakerelerin askıya alınması’ yönünde tavsiye kararı çıkması, işleri karıştırdı. Hükümeti zora soktu bu… Ve muhaliflerin birazcık olsun buradan bir güç kazanması mümkün oldu ama bugüne dek o kadar sessiz kaldılar ve göz yumdular ki, şimdi bundan sonra belki ufak bir kıpırdanma oldu. Bundan sonra ne olacağını ben de merak ediyorum, görmek istiyorum. Ama temsil ettiklerini düşündükleri, temsili iddiasında oldukları uluslararası insan hakları kriterlerinin, uluslararası hukukun onlara dayattığı tepkileri vermekte çok geç kaldıklarını düşünüyorum.

    Tutuklananlar, parlamenterler… Avrupa Parlamentosu da adı üstünde Parlamento… Bu tepkiyi yeterli görüyor musunuz?

    Üzerinde çok konuşulmuş bir konu zaten… Avrupa siyasetine çok detaylı bakacak bilgiye de sahip değilim ama herkesin üzerinde hemfikir olduğu şey, sığınmacıların oraya gönderilmemesi ile ilgili bir anlaşma vardı aralarında. Artık kendilerine dönmeye başladığını anladıklarında bu tepkiyi verdiler. Daha önce biraz da onları çok fazla ilgilendirmedi bu baskılar… “Biz kendimize bakarız,” gibi bir tavır içindeydiler. Ama onlar için de bir tehdit oluşturmaya başladığı, bu sessizliğin çok göze batmaya başladığı bir noktada; insan hakları kuruluşları, sol muhalif gruplar ses çıkarmaya başladıktan sonra buna daha fazla kör ve sağır kalamadılar. Parlamento da böyle bir kararı almak zorunda kaldı. Aslında evet, onların içlerinde başka dinamiklerin böyle bir tepki vermesi gerekirdi. Oradaki Kürtler, Aleviler yürüyüşlere çıktılar. Tutuklanmalardan sonra Avrupa’da çok büyük gösteriler oldu. Ben bunların da çok etkili olduğunu düşünüyorum. Ve orada yaşayan Kürtlerin, Alevilerin, muhaliflerin yaptığı yürüyüşlerin, burada yapılamamış ama buradan görenlerin içini rahatlatan gösteriler olduğunu düşünüyorum. Burada sokağa çıkanların çok ağır cezalandırıldığı bir ortamda bunlar yapılamadı ama orada yapılanlar insanlara bir nefes aldırdı; bir ferahlık hissettiler yani. Ben öyle hissettim en azından…

    Türkiye, sizce bu uygulamalarla nereye gidiyor? Rejim mi değişiyor? Doğuya mı, batıya mı, kuzeye mi; ne yöne doğru gidiyoruz?

    Milletvekillerinin tutuklu olması, gazetecilerin tutuklu olması, muhaliflerin tutuklu olması ya da sokağa çıkanın eza cefa görmesi… Bunlar zaten çok tüyler ürpertici… Çok kötü bir tablo… Buradan demokrasiye gittiğimizi söylemek zor ama bunun daha fazla sürdürülemeyeceğini görüyorum. Buradan nereye çıkacağımızı çok fazla kestirmek ya da net bir resim çizmek zor ama böyle devam edemeyeceği, böyle devam ettirilmeyeceği de ortada… Yani örneğin AP’nin verdiği bu tavsiye kararı, milletvekillerinin tutuklu olması ve bütün bu kaos doların yükselmesine neden oldu. Şimdi böyle bir problem var. Bu zalimane yönetimi sürdürenlerin, bunda ısrar edenlerin karşısında bail bir sorun var. Bu tip sorunlar çoğalıyor… Bunu açıklayamıyorlar, izah edemiyorlar uluslararası ilişkilerde. Ha, iç kamuoyunda “Bir kurtuluş savaşı veriyoruz, dolarları bozdurun. İşte, Türk parasının kendine göre bir bereketi vardır,” filan gibi özendirici bir politika üretme çabası var ama bu içeride çözülebilecek bir sorun değil. Durumun her türlü önü açık olduğunu düşünüyorum. Nasıl söyleyeyim, demokratikleşme diye tarif edemeyeceğim belki ama buralardan geri adım atmak zorunda kalınacağını düşünüyorum. Bu biraz da tabii ki, mesela bundan sonra CHP’nin ne yapacağıyla da ilgili. Meclis’teki anayasa değişikliği nasıl oylanacak? Eğer referanduma giderse, CHP’nin burada ne yapacağı önemli.. Ya bu aslında tuhaf bir durum… Hem CHP’ye çok kızıyoruz, yaptıklarını çok eleştiriyoruz hem de onun tabanı açısından bir beklenti var. Onların tabanı da bunlardan çok rahatsız insanlardan oluşuyor. Tabanıyla kavgaya mı girişecek, yoksa tabanın çağrılarına uygun olarak mı hareket edecek CHP?

    AKP’nin bu politikaları bir yandan da sokaktaki bazı insanları başka insanlara, mesela LGBTİ bireylere ya da muhaliflere karşı cesaretlendirmiyor mu sizce?
    Tabii ki, çok gergin herkes. Ve her an bir kıvılcım çıkacak gibi bir durum var. Bakınca şöyle görüyorum, evet çok rahatsız edici, çok üzücü, homofobik saldırılar ve başka türlü saldırılar oluyor…

    5

    Toplumsal gruplar birbirleriyle kavgaya tutuşabilirler mi?
    Yine de tam olarak toplum böyle bir ruh hali içine girmiş değil. Hükümet dilini toplumsal hassasiyetleri dinamikleri yumuşatan değil, tam aksi yönde kullanıyor. Gücünü oraya yığıyor. Ama yine de insanlar birbirine girmiyor. Kimsenin böyle bir niyeti yok aslında. Herkes sükûnet içinde sanki çok fena günlerin geçmesini bekliyor gibi. Bu yönde bir hazırlık, bu yönde insanları buna sevk etmekten kaçınmayan bir yönetim var ama henüz bir çatışma ya da toplumsal farklılıkların konu olduğu bir çatışma, büyük sir boğazlaşma filan da ortaya çıkmış değil, bu da umut verici bir şey.

    Türkiye’deki halkların durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
    Mesela Kürtleri konuşacaksak, şu yönde haberler ve eleştiriler çıkıyor hep; işte belli bir kırgınlıkla partilerine sahip çıkmadığı, bu konuda sokağa çıkmadıkları ve nümayişlere katılmadıkları vs. filan… Ben buna şöyle katılmıyorum; herkesin canı kıymetli ve can güvenliğinin sorun olduğu bir ortamda bunu anlamamız gerektiğini düşünüyorum. Ama her şeyden önce eğer insanlar yaşadıkları yeri de terk etmiyorlarsa, bunun da bir anlamı olduğunu düşünüyorum. Her şeye rağmen evinde kalıp yaşamayı sürdürüyorlar. Bunların hormonlu söylemler olduğunu düşünüyorum. OHAL kalksın herkes nasıl davranacak, bunu görelim… Batıya baktığımızda, bu tarafta da düşmanca tavırların gelişmediğini, herkesin önünü görmek için durup beklediğini, kimsenin de kimseye yapılan çok ağır haksızlıkları kabul etmediğini düşünüyorum. Dolayısıyla halkların belli bir mesafeden de olsa birbirlerine düşmanca bakmadığını düşünüyorum. Ve bunun da şu anda yaşadığımız ortamdan kurtulmak isteyen herkes için bir umut ışığı olduğunu düşünüyorum.

    Peki, barış için bir çağrıda bulunacak mısınız?

    Kimsenin ölmediği, kimsenin apar topar evinden alınıp götürülmediği, homofobik saldırıların cesaretlendirilmediği, kadın cinayetlerinin teşvik edilmediği, çocukların haklarının gözetildiği, gazetecilerin serbest olduğu, milletvekillerinin hukuksuzca kapatılmaktan vazgeçildiği günlerin gelmesi gerekiyor.


    Yorumlar



    İlgili Haberler