• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Hewsel’e hüzünle bakmak!

    Bir şarkıdır, her şehirli Diyarbekir’linin yüreğine işleyen. Şarkî bir şarkıdır Mardinkapısı ve Hevsel. Sanki epeyce yıllar evvel bugünler bir çok kez yaşanmış da söylenmiştir:

    ” Mardin kapısında vurdular beni

    Hevsel baxçasına attılar beni

    Gözüm kapanmadan göreydim seni

    Vurmayın arkadaşlar ben yaraliyam

    El âlem al giymiş, ben karaliyam.

    Mardin kapısından indim aşaği

    Belime bağladım acem kuşaği

    İmdada yetişin Hewsel uşaği

    Vurmayın arkadaşlar ben yaraliyam

    El âlem al giymiş ben karaliyam ”

    1950’lere kadar bütün şehrin akciğerleri “Hevsel Bahçeleri”dir. Diyarbekir’in müstahkem Surları ile kutsal kitaplarda kaydı olan nehri Dicle arasındaki “Kâhkül”dür adeta Hevsel Bahçeleri. Yüzlerce bahçenin ve her birinin bir adı* olan bahçelerin toplu ve tek isimde var oluşudur Hevsel.

    Eskiden şehrin kavurucu sıcaklarında, yaz aylarında soluklanmaya çalışanlara sorulurmuş : “Bahçen var mı?” Evet, diyene de devamla “Şemsiyeli mi, şemsiyesiz mi?” diyerek soru sürdürülürmüş.

    Şemsiyeli olanlar şimdiki Bağlar bölgesindeki bahçeler ve bağlık alanmış. Akşam üzeri gün batımında iş yerlerinden çıkanlar bahçelerine giderken, akşam güneşi tam karşıdan vurur ve şemsiyeye ihtiyaç duyulurmuş. Sabah işe giderken de güneş karşıdan vurduğunda yine şemsiyeye ihtiyaç duyulurmuş. O nedenle “şemsiyeli” bahçeler pek itibar görmezmiş. Zaten bugünlere geldiğimizde o şemsiyeyle gidilen Bağlar’daki bahçelerden bir teki bile kalmamış tarih olmuşken Hevsel bahçeleri yaşıyor.

    Şemsiyesizler ise elbette Dicle kıyısındaki Hevsel Bahçeleri. Çünkü ne akşam bahçelere giderken, ne de sabah bahçelerden şehre dönerken şemsiyeye ihtiyaç duyulmazmış. Yaz geceleri boyunca Dicle kıyısındaki bahçelerde kurulan sazdan Hülle’lerdeki gece sefaları, sazlı sözlü eğlenceler de cabası.

    Diyarbakır’lının geçmişinde, dünyasında hep soluk aldığı mekânlar olarak bilinen ve belleklerde de öylece yer alan Hevsel bahçeleri bir fotoğraf karesiydi adına tarihe not düşen. Arkada ise tüm bunlara hüzünle bakan sırtını binler yıllık Surlara dayamış bir caminin tabelası “Hazreti Ömer Camii”. Hani Dicle kıyısında kimin iki kuzusu kaybolursa hesabını bana sorun diyen Halife Ömer adına asılan caminin tabelası !

    Bilenler bilir Diyarbakır’ın “Kırık” jargonunda Hevsel’in ayrı önemi, ayrı yeri vardır. Mesela “Diyarbekir Kırıkları” için Hevsel demlenme mekânıdır. Bir türlü ilan-ı aşk edilemeyen sevdalara askıntı olan birine kavga için “Bahçelere davet” mekânıdır Hevsel. Birbiriyle hesabı olanlar herkesin içinde kozlarını paylaşmazdı. Birbirlerini ya Beden (Sur) dibine, ya da (Hevsel) bahçelere davet ederlerdi. Ve bu davet de mutlaka karşılıklı olarak kabul görürdü. Ortaçağ Avrupa’sının düello geleneği gibi, bazen çıplak yumruklarla, bazen de bıçaklarla vuruşulurdu. Teketek vuruşulurdu, dostluk da düşmanlık da o günlere hastı Hevsel’de.

    İşte neredeyse bir yıldan fazladır Suriçinin hendekli-barikatlı yasaklı günleriyle birlikte Mardinkapıdaki polis kontrol noktasından çıkıp Keçi Burcu’nun hemen altındaki teras mekânı olan kafede bir arkadaşımla şöyle Hewsel’e karşı manzarada oturup bir çay içelim istedik.

    Birer çay isteyince; maalesef abi tek ve bardakta çay siparişimiz yok. Demlik ya da semaver servisimiz var. Yanında da patlamış mısır. Yani ez cümle iki kişi ya da tek başınıza dahi olsanız ağız tadıyla bir çay içmek için illa bir miktar fazla para ödeyerek semaver ya da demlikle çay “satın alacaksınız”…

    Hewsel’in görüntüsüne gelince kentin “haram suyu”nun bir kaç temizlikten geçirilerek işlevlendiği değirmenlerden geriye kalan bir kaçı harap vaziyette. Bahçeler virane baykuş yuvaları görüntüsünde melul / mahzun…

    Özetle; Hewsel’i ne siz sorun ne ben söyleyeyim: Hani Kürtçede bir söz var derler ya! “Aş çuye, şeqşeqo digerî”. Değirmen elden gitmiş, sen kapısının tokmağının derdindesin.

    Aynen o hesap. Giden gitti kalan sağlar bizim midir?

     

    *Şeyhmus Diken. Diyarbekir diyarım yitirmişem yanarım. (Sayfa 82-83. Diyarbakırdaki bahçe, köşk ve piknik alanlarının isimleri) İletişim Yayınları,2003 Aralık. İstanbul.

    Not: 19 Kasım cumartesi 14.00-15.00 saatleri arasında TÜYAP İstanbul Kitap Fuarında 2 Nolu salonda İletişim Yayınları standında kitaplarımı imzalayacağım…

    18 Kasım 2016 Diyarbekir


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları