• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Hey Gidi Maltepe…

     

    Baharın ilk sıcaklığı okşuyor içimi. Tatlı tatlı vuruyor. Gazetenin yakınındaki kahveye gidip bir çay söylüyorum. Sahibiyle uzun uzun sohbet etmiştik. Mecitözülüymüş. Çorumluların kahvesi. Memleket kahvesi yani.

    Alnımı güneşe yaslamış çayımı yudumlarken aksak adımlarla bastonlu bir amca yaklaşıyor.  Yan masalar dolu. Ben masada tekim.  Kibarca izin istiyor oturmak için. Buyur ediyorum.

    Bulutlu gözlerini gökyüzüne dikip “Hey gidi Maltepe hey… Ne idi, ne oldu!” diye iç geçiriyor. Pürüzlü bir sesi var. Çok yaşlı gösteriyor.

    İlgimi çekiyor amca. “Çok mu oldu Maltepe’ye geleli amca? Derinden geldi sesin,” diyorum.  “58’ten beri buradayım” diyor. Tam yarım asır. Birazcık deşsen kim bilir ne hikâyeler çıkacak bu eski İstanbullu amcadan.

    Eski zaman hikâyelerini hep sevmişimdir. Konuşturuyorum amcayı. “Eskiden buralarda apartman mı vardı? En yükseği 5 katlıydı da, o apartmanlara bakar bakar ‘vay be adam ne bina yapmış,’ derdik. Gökdelen gibi gelirdi bize” diyor. “Şimdi 14-15 katlı binalara bak. Hiç göze gelmiyor.”

    Sonra kahvenin önündeki ağaçları gösteriyor tek tek. En eski ağaçlar bunlar burada. Buralar hep düz araziydi. Şimdi nereye baksan beton” diye sürdürüyor sohbeti. Ağaçlara bakıyorum.  Bir semt tarihinin bekçisi gibi heybetli duruyor.

    Soruyorum, “Özlüyor musun o günleri?”

    “Özlenmez mi? Sen özlemiyor musun?”

    Tam damarıma bastı. “En çok çocukluğumu özlüyorum…”

    “Eski günler gibisi var mı?” diyor tekrar iç geçirerek.

    At arabacılığı yapmış zamanında buralarda. O zamanlar taksi, minibüs yokmuş. Minibüs Maltepe’ye 70’den sonra gelmiş.

    Anlatmaya devam ediyor, “Kadıköy’e, Gebze’ye kadar mal götürürdük at arabasıyla. Kadıköy 15 lira, Gebze 20 liraydı.”

    “O zaman için iyi para herhalde?” diyorum.

    “Bereketi vardı o zamanlar paranın ama tutmasını bileceksin. Tutmadıktan sonra para durmaz, kaçar. Şimdi de çok para var millette ama gelen gidiyor.” Sonra gözlerini kısıp ekliyor. “Kadınlar şeytan. Erkekler saf.”

    “Niye öyle diyorsun amca. Erkekler de insan kadınlar da…”

    “Orası öyle de. Kadınlar yine de şeytan” diyor. “İnsanın bütün parasını elinden alır. “

    “Kesin bir acısı var,” diye düşünüyorum. Yok, öyle değil. Çok masum şeylerden canı yanmış gibi konuşuyor.

    “Ekmek der parasını alır, kömür der parasını alır, tüp gaz der parasını alır erkeğin. Kadınlar şeytan…”

    Şikâyetine bakılırsa, belli ki çok geçim sıkıntısı çekmiş. Amcanın şikâyetindeki masumluk gülümsetiyor beni. Sohbeti bırakmak istemiyorum.

    “Çocuğun var mı?”

    “Üç çocuk,” diyor.

    “Yenge sağ mı?”

    Yüzünü ekşitip bana bakıyor. Birden gölgeleniyor bakışları.

    “Sağ olmaz mı? O olmasa ben ne yaparım” diyor telaşlı sözlerle. Sanki kadınlar şeytan sözleri onun ağzından dökülmemiş gibi… Böyledir bu toprakların insanı. En çok sevdiğinedir sitemi. Yalnız kalma korkusu içinde karısına sevgisinin daha bir katmerlendiğini ele veriyor sözlerine sinen duygululuğu.

    Yine gülümsüyorum ama bu kez belli etmiyorum. Alınganlık halleri peyda oldu birden amcaya. Bir süre susuyoruz. Sonra amca bastonuna dayanarak doğruluyor.

    “Hey gidi hayat. Ne idik, ne olacağız? Onu da Allah bilir. Ben gideyim artık” diyor. “Evde hanım beni bekler.”

    Ağır aksak adımlarıyla kadınına yürüyor yaşlı amca…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları