• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    İktidar diyalektiği

    Ülkemizde son zamanlarda siyasetteki alt üst oluşlara bakınca, ister istemez İttihat ve Terakki, Kemalizm gibi yakın tarih örnekleriyle bugünü karşılaştırma ihtiyacı duyuyor insan.

    Türkiye’de iktidarlar değişiyor, ideolojiler değişiyor ama iktidarın metodolojisi hiç değişmiyor.

    Abdülhamit Panİslamist’ti. Osmanlı’yı 30 yıl içte baskı, dışta denge siyasetiyle yönetti. İttihat ve Terakki,  İstibdat’ın bu sert ikliminde pişti, Abdülhamit’in Osmanlı’yı yaşatmak adına hiç çekinmeden uyguladığı baskı rejimini Türkçülüğün hizmetine koştu onlar da. Tutkuların, tarihi yeniden yaratacağına o kadar inandılar ve dünya pazarlarından pay isteyen Almanya’ya o kadar güvendiler ki, maceradan maceraya savrulan Osmanlı, 1. Dünya savaşında son nefesini verdi.

    Mustafa Kemal, İttihat ve Terakki’yi döneminin önemli askerlerindendi ama hiçbir zaman yıldızı barışmadı İttihatçılarla… Karşı çıktığı; yöntem değil, Enver Paşa’nın maceracılığıydı.  Yoksa İttihat ve Terakki’nin yönetme geleneğini cumhuriyetle birlikte bire bir uyguladı o da. İsmet İnönü, Celal Bayar, Kazım Karabekir, Ali Fuat Paşa gibi önde gelen kadrolarının hepsi İttihatçıların da ikinci dereceden yönetici kadrosuydu zaten. Bu kez Turancılık ideolojisi yerini modern ulusçuluğa bıraktı, o kadar. 80 yıl böyle yönetildi ülke. Batıya öykünen ama varlığını gelenekte gören bir devlet anlayışı bu…  Şekilde batıcı, özde doğu despotizminin geleneklerine bağlı bir idari yapı olarak var oldu cumhuriyet.

    Şimdi yeni bir kuruluş dönemi yaşıyoruz. Şimdilik bunun öncülüğünü Erdoğan ve AKP yapıyor gözüküyor. Neo Osmanlı denilen bu yeni yapılanışın yöntemleri de Abdülhamit, Enver Paşa, Mustafa Kemal yöntemlerinden farklı değil. Hepsi tepeden inmeci, militarist, önce devlet diyen, dışarda bir güce yaslanırken içerde otoriter bir iktidar mekanizması ile var olmaya çalışan yapılar…

    Azınlıklardan ve farklı kimliklerden hoşlanmıyorlar, milliyetçi ve mezhepçiler, asimilasyonu seviyorlar. Burada Türk usulü iktidar diyalektiği çıkıyor ortaya sanki.

    Bunun Asyatik imparatorluk gelenekleriyle mutlaka ilişkisi var. Avrupa derebeyliklerinin aksine, Asya’da devletler hep büyük imparatorluklar biçiminde var oldular. Devasa toprakları yönetmek için baskı kadar denge siyasetini de bilmek gerekiyordu. Türk egemenlik sistemi de bunun dışında değil. Orta Asya’dan beri askerliği meslek haline getirmiş, batıya doğru açılırken yerleşik İslamiyet’in içine asker olarak girmiş bir topluluk Türkler. Üretim temeli zayıf…

    Bu askeri karakter büyük devlet geleneğinin başladığı Selçuklularla birlikte iktidar tarzı haline dönüşerek Osmanlı’ya, oradan cumhuriyete intikal ediyor. Bakın, Abdülhamit’e iktidarı açan Mithat paşalara, hepsi asker. İttihatçı kadroların hemen hepsi; Mustafa Kemal kadrolarının da öyle… Bugün de Erdoğan iktidarda kalabilmek için Ergenekon’a yaslamak zorunda hissediyor kendini.

    Mesele şurada… Türk İslam sentezci militer toplum mühendisliğinin bugünün dünyasında hele de bölgesel yayılmacı hevesler güderek yol alma şansı nedir? Bu soruyu çok tartışmak gerekiyor.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları