• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    İnsan bilincinden uzaklaşmak

     

    TRT 1’de bir Osmanlı dizisi izledim. Sanki Osmanlı’nın doğası gereği fethettiği (işgal) topraklar üzerindeki çağ dışı egemenliğini şirin gösterme telaşındaymış gibi geldi bana. Dolayısıyla bu dizide gösterilenler herkesin bam telidir aslında.  Öncelikle Osmanlı hükümdarlarının elinde iki silah var. Hükümdarların elindeki bu iki silah şiddet ve dini kullanan bir egemenlik aygıtı değilmiş gibi topluma her şeyi reva görmüştür. Yoksulluğun kader ve alınyazısı olduğuna inandırmıştır.  Alınyazıcı toplum muktedirlerin dinci söylemlerini benimsetip dinci dalganın yükselmesini istediği her zeminde kullanmıştır kullanmaya devam edilmektedir. Özellikle medyada ve televizyon dizilerinde bunu görüyoruz.

     

    Cumhuriyet Türklerin devleti olarak kuruldu. Osmanlıcılık Türkmen geleneği içinden çıkmış olmakla birlikte tüm imparatorluklara özgü bir milliyetsizlik durumunun ifadesiydi. Yani Türkmeni aşağılayıp kendini ondan kategorik olarak ayıracaktı. Osmanlı hanedanları dilinde “Etrak-ı idrak” ( anlayışsız Türk), Kızılbaş-ı evbaş” (kızılbaş rezili), ” Etrak-ı na-pak ” (pis Türkler) gibi ifadelerle nitelenecekti. Dolayısıyla Osmanlıcılık, halkın kendi despotuna aşık edilmesi gibi travmatik bir durum yüklenmiştir. Türkmen halka yabancılaşan Osmanlı, milliyetsiz, devşirme ve kozmopolit bir imparatorluk örneğidir.

     

    “Osmanlı torunlarıyız” diyenler yoksullardır, açlar ordusudur. Osmanlı’da Türklük adına bir övünç üretmek ve onu Türklükle özdeşleştirmek girişimleri ve açıklamaları bilimsellikten çok uzak ve çok kötü tarihi bir yoksunluktur. Türkçülük akımının pohpohçuları da aynı Kızılbaş Alevilerin ve Kürdlerin despotuna aşık edilmesi gibi, “Osmanlı torunuyuz” diyenler de  aynı aslını inkâr eden Kızılbaş Alevilere, Lazlara, Çerkezlere ve Kürdlere benzemektedir.

     

    Karşı karşıya olduğumuz, Osmanlı seviciliği ve bundan beslenen  Türkçülük ve İslamcılıktır. Bu zihniyet ne laikçi  ne özgürlükçü düşünceyi ne de demokratik bir anlayışı kabul etmiştir. Osmanlıcılık ve Türkçülük yükünden kurtulmalıyız.  Demokrasi kültürüne ihtiyacımız var. Dincilik ve Türkçükük meşru bir güç olarak karşımızdadır. Yoksulluk, işsizlik ve açlık yanıbaşımızdadır. Anti demokratik yasalar karşımızdadır.

    Tarihe ve yaşadığımız sorunlara ezenler, sömürenler, öldürenler açısından değil ezilenler, sömürülenler, öldürülenler açısından bakamayışımızın önemi görülmektedir.

    Yani başka bir gözle bakmanın bakış açısında, sosyolojinin ve tarihin bilimsel soğukkanlılığıyla günümüz gözlükleriyle dolaşmak gibi bir demokrasi kültürüne ihtiyacımız var. “Devletin vurduğu yerden gül biter” diyen bir kültürle karşı karşıya geldik.

    Osmanlı hükümdarlık kavgasında baba oğulun, kardeş kardeşin öldürülmeleri hep inkâr edildi. Egemen güç, kaderciliği ve alınyazısı kültürünü, birbirini besleyen işlev olarak gördü. Hanedanlığın her türlü eşitsizliği ve şatafatlı yaşamı ortadayken “padişahım çok yaşa” diyen zübüklerden geçilmedi. Kendi tahammülsüz ve milli ayrımcılığımıza itiraz etmediğimiz ortada. Oysa insani ve vicdani yeteneğin bilinci gösterilmelidir.

     

    Halkın, halkların hakkaniyetin ekseninde değil Türkçülüğün ve İslamcılığın ekseninde yön belirlemek, halen başımızda dolanan en büyük çoraplardan biri işlevini görmekte.

    Yaşanan acıların çok küçük bir parçasına dair insani ve vicdani bir şeyler gerekmiyor mu?

    Toplumun demokratik birikiminin yetersizliği; kadercilik ve alın yazısı kültüründen beslendiğinden dolayı yoksul yaşamasına sesini çıkarmadığı gibi özgürlüklere tahammüllü de yoktur.

    İdelojik ve tarihsel bir dayanak oluşturan İslamcılık akımı Osmanlı dizileri ve cumhuriyet abartıları insana dair demokratik olan her ne varsa hepsini gölgeledi. Dizilerde Osmanlı’nın işgalciliği konu olmuyor. Komşularını vergiye bağladığı gösterilmiyor. Kardeş kavgası anlatılmıyor. Komşularına verdiği rahatsızlık gösterilmiyor.

     

    Osmanlı’ya başka bir gözle bakmak zorundayız ve bu bakış açısının sosyolojinin ve tarihinin bilimsel soğukkanlığıyla günümüz gözlükleriyle dolaşmak gibi bir demokrasi kültürüne ihtiyacımız var.
    “Güvercinler hep vurulur bu topraklarda”

    Egemenler bir kere rahatsız olmaya görsün.

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları