• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    İnsan Olmak Çocukluğuma Dönmektir

    Galiba biraz çocuğum…  Üstelikte bana göre her erkek biraz çocuktur ya da çocukluktan çıkmak istemiyordur. Hoş etrafımızda hayatı doğuran ve güzelleştiren kadınlar olmasa büyüyeceğimiz de yok ya… Yaşadığımız ortamın kirli, çirkef bir hayatı bize dayatması belki de psikolojik olarak bilinçaltımıza sakın büyüme diye uyarı vermektedir. Hoş şimdi etrafımızdaki çocuklara bakarsak insanın hiç çocuk olası da gelmiyor ya… Suriye, Irak, Filistin ve Afganistan’ın ölümle oyun oynayan çocukları nasıl bir travmayı yaşıyorlar varın siz düşünün…

    Şahsen benim çocukluğum zor, meşakkatli ama o ölçüde de zevkli ve maceralı geçen bir yolculuktu… Belki de o yüzdendir gidip gelip çocukluğumu anlatmam sizlere… Bazen kendimi çocukken okuduğum Huckleberry Finn dahi zannettiğim oluyor. Değil mi ki hayallerimizde her yere kolayca gidebiliriz; bir parmak çıtlatmasıyla üstelik…

    Cizreli, Nusaybinli, Kilisli, Diyarbakırlı çocukları düşününce kendi çocukluğumun nasıl güzel ve zevkli geçtiğini daha bir anlıyorum… Zor bir hayattı ancak ölüme kendimizi hiç yakın hissetmemiştik… Biz hayatı doya doya yaşayan çocuklardık…

    Pazar günü 24 Nisan’dı.  Yüz bir yıllık bir acının anması için Tünel Meydanındaydık. Azdık… Azınlıktık, üstelik… Hepimizi bir sirk hayvanı gibi demir parmaklıkların arkasına atmış ve güya koruyorlardı. Onlara göre ayrı tutulup izlenilecek ayrıksı bir halktık. Yine kendi yaralarımızla baş başaydık. Yine birbirimizin yarasını yalıyorduk. Az ötede ise kendilerini devrimci sayan, sosyalist sayan HKP’liler insan olduklarını dahi unutmuş ağızları köpürürcesine bir teyakkuzla bizlere en ağır küfürlerini ediyor ve bizleri aşağılıyorlardı. Yani bunlar hem devrimciydi hem de biz gibi insandılar. Güya özel tim onlarla bizim aramızda bir bariyer gibi duruyordu. Peki, onlar neden oradaydılar. 24 Nisan anmasının orada olacağı bir yıldır bilinmiyor muydu? Tabi ki biliniyordu ve özellikle Ermenileri ve onların dostlarını taciz için oradaydılar.

    Sonra kısa bir konuşma, ardından yağmur… Elimiz yine böğrümüzde arka yollardan döndük. Yanımda Hollanda’dan sırf bu anma için gelmiş dostlar vardı. Meryem Durmuş ve Tineke Platvoet …  Beraberce gittik meydana… Şaşırıp,  yapılan muameleye üzüldüler… Biz ne olacağını bilenlerdik ve bu durumu hep bekleyenlerdendik… Yani biz şaşırmadık ve biliyorum ki sizler de şaşırmazdınız… Tineke ile anlaşacağımız bir dili konuşamadığıma üzüldüm. HKP’lire bakarken ağlayacak hale gelmiştim. O güzel insan kolunu omzuma atarak beni teselli etti ve yanımda olduğunu bana hissettirdi. Bir tarafta dilini, meşrebini bildiğim ama bana, bize uzak insanlar, diğer taraftan onca uzun yoldan gelip benim yarama, benim hüznüme ortak olan Meryem ve Tineke gibi dostlar… Sağ olun canlar… Onların yanında insan olduğumu hatırladım; diğerlerinin yanında ise bir kez daha  kendimi öteki, kendimi dışlanmış hissettim.

    Meryem bize, bana çocukluğumun güzel insanlarının tadını verdi. Bir masada Şair Levent Karataş, ben ve Meryem Durmuş oturup geçmişi, geleceği, şiirleri konuştuk saatlerce; Levent’in deyimiyle rakıya süslendik… Çok bir çocuk olduk, neşelendik, derdimizle kavrulmak yerine güldük, gülüştük… İnsan nasıl olunurmuş öğrendik Hollandalı dostlardan…

    Çocukluğum, Sivas ve Diyarbakır arasında  seyahatler arası  geçen yaşadığım maceralar ve biriktirdiğim güzel endamlı insanlardan ibaretti… Dedem, Dayım ve kuzenlerimle geçen güzel zamanlar… İkizler Erol ve Varol’la Diyarbakır küçelerinde film gibi tadında maceralar… Yoğurt pazarında, Küpeli ve Dingilava havuzlarında, esnaf dükkânlarında, Gâvur Meydanı sokaklarında yaptığımız yaramazlıklar… Damda içtiğimiz çay, yıldızlara bakarak yattığımız serin geceler… Dicle kenarında babamın ve Balık Zeki’nin ardında elimizde torla balık peşinde saatlerce yürümek; Hüsen Dayıdan çatallastiklik (sapan) almak, Dökümcü Sıraç Abiden çay önünde cümbüş dinlemekti çocukluğum…  Belki de bundandır çocuk kalmayı seçmem ve bunu yaşamım boyunca istemem…

    Ya siz olsaydınız ne yapardınız? Büyür müydünüz?

    Şimdi büyüdük, sizler de büyüdünüz. Diyarbakır’ın ve şu an yıkılmış viran hale getirilmiş bütün şehir ve beldelerin çocukları büyüdü… Onlar çocuk olduklarını çoktandır unuttular. Büyük olmanın o vahşi görüntüsü onları çoktan avucu içine aldı. Savaşı, ölümü, açlığı öğrendiler. Çocukluk mu? O çoktan masal oldu…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları