• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    İnsanın içindeki boşluk

    Sosyolojik olarak öğrenmenin ilk adımı bilmediğini fark etmektir. İkinci adımı meraktır.. Ben neyim, neden buradayım, acaba dünyada yanlış giden ve benim bundaki payım ne, acaba bana söylenen her şey doğru mu diye merak etmektir.

    Siyaset bilimi gerçeği ve doğruyu koymaktır. Her şeyi bildiğini ya da her şeyi doğru bildiğini hele ki günümüz medyası ve iktidarın eğitim anlayışı asparagas bombardımanı gölgesinde sanan nasıl öğrenebilir? Nasıl merak edebilir?

     

    Bu soruları çok fazla  insanın kendine sorduğunu varsayıyorum. Peki buna rağmen neden hala savaşların, sınırların, bencilliğin, açlığın, en kısa tabiriyle kötülüğün olduğu bir dünyada yaşıyoruz? Neden yanlışlar yapılmaya devam ediyor, ırkçılık,ve neden milliyetçilik ve aşırı sağ gelişiyor. Savaşlar çıkıyor, silahlar üretiliyor. zenginler ve yoksullar artıyor, insanlar birbirine düşmanlaşıyor ve neden emekçiler kendi güçlerini fark etmiyor ve suskun bekliyorlar?

    İnsan ilişkisi gözünü, kulağını ve yüreğini kocaman bir BEN perdesi/hastalığı ile kapatmış durumda. Sözcüklerin tarif edemeyeceği vicdani yüzümüzü ve bu kocaman alemin muazzam işleyişini unutturmuş bize; Dinlemeyi, bilmeyi yani kendimizden bir şeyler söylemeyi de. Siyaseti de papağan gibi tekrar eder olmuşuz. Bu hastalık öyle bir hastalık ki onu fark etme diye sana sürekli başka suçlular göstermektedir. Beklenen değişimin gelmemesinin en büyük sebebi değiştirilmesi gerekeni, kötülüğü, olumsuzluğu, Anadolu çomarlığını, kini ve nefreti hep dışarıda aramamız aslında.

     

    Kimsenin perdeden/hastalıktan, kibrinden arınıp “Yanlış acaba bende olabilir mi?” diye sormaması. Ne de olsa her doğan güneşle beraber kalkıp bu zalim düzeni çeviren çarkları döndürmeyi BİZ kabul ediyoruz. Herkes başkalarını değiştirmeye çalışmak yerine kendini ve yaşantısını değiştirmiş olsaydı, aynı güzel amaçla; geriye değiştirilmesi gereken ne kalırdı ki?

    Ama çoğunluk kötü nefsinin ve  zihninin kölesi olmuş durumda. “Ben görsem ne olacak ki?”, Ben karşı çıksam ne olur ki?”bana değmeyen bin yıl yaşasın”a inandırılmışız. Ve mücadele daha başlamadan kafalarımızın içinde kaybedilmiş. Kimse bunu demeseydi neler olurdu tahmin edebiliyor musunuz?

    İnsanın gerçek gücünü görüyor musunuz şimdi? Ve bütün bu gücün nasıl organize bir kötülük ve körlükle sömürülüp yakıt gibi kullanıldığımızı? İnsani ve vicdani  adım atmaktan geri tutan bu gücün farkında olmayışımız.

    İnsani dair olan dayanışma kültürünü, her an yaşadığımız  kötü şartları ve emekçi olduğumuzu unutuyoruz. Bazende filmlerde gösterilen şatafatlı yaşama özenerek ağzımızın suyunu akıtıyoruz.  Bazen de hiç bir zaman emekten yana olmayan  birinin  gelip bizi kurtaracağına inanıyoruz

     

    Fakat  O emek düşmanı en son bakacağımız yere saklanmış;içimize.

     

    Vücudumuzdaki milyarlarca hücrenin bir araya gelip oluşturduğu TEK vücut gibi bizim de tüm var oluşun hücreleri olduğumuzu fark etmedikçe, ilk yerleşik yaşamaya başladığımız zamanlardan öteye geçemeyeceğiz.

     

    Bu haftaki yazımı Güney Amerika  yerlilerinin güzel bir hikayesiyle bitirmek istiyorum: Bir adam yalnız başına, üzüntünün diplerine çökmüş oturuyormuş. Bütün hayvanlar onun etrafına toplanmışlar ve sormuşlar: Seni böyle üzgün görmekten hoşlanmadık, bize istediklerini söyle biz de gerçekleştirelim. Adam “Çok iyi görmek istiyorum.” demiş. Akbaba “Benim gibi gör.” demiş. Bunun üstüne adam “Çok güçlü olmak istiyorum.” demiş. Jaguar: Benim gibi güçlü ol. Sonra adam “Dünyanın sırlarını bilmek istiyorum.” demiş. Yılan: Sana onları göstereceğim. Bu böylece adamla bütün hayvanlar arasında sürmüş. Adam alabileceği bütün hediyeleri aldıktan sonra orayı terketmiş. Baykuş diğer hayvanlara “Şimdi adam çok şey biliyor ve bir çok şey yapabilir, içimi bir korku kapladı.” demiş. Geyik cevaplamış: Adam ihtiyacı olan her şeye sahip, artık üzüntüsü geçecek. Fakat baykuş hayır demiş, “insanın içinde büyük bir boşluk gördüm, hiç doyuramayacağı derin bir açlık gibi. Onu üzen şey de bu boşluk, ona bir şeyler isteten de. Sürekli almaya devam edecek, ta ki dünya “Bittim ve artık verecek bir şeyim kalmadı.” diyene dek.

    Siyaset sosyolojisi ve onun sosyal temellerini ‘Sorgulayan İnsan’dır.

     

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları