• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    İstanbul için demokratik özerklik

    Birkaç günden beri gazetelerin manşetlerinde Demokratik Özerklik var. Kimine göre ‘sözde açılım süreci’ne suikast, kimine göre bölücülük, kimine göre vatan hainliği, bu böyle sürüp gidiyor. Yahu nedir bu demokratik özerklik? Neden insanları sinirlendiriyor, yerinden zıplatıp saldırganlaştırıyor? Yoksa benim bilmediğim bir hinlik mi var bu işte? Kürtler bölünmenin, ayrıştırmanın zeminini mi hazırlıyorlar? Hemen bu demokratik özerkliği ele aldım ve araştırdım. Ve araştırırken baktım hiç de öyle değil, tam tersine her bölgeye uygulanabilir, siyasi ve iktisadi açıdan çok iyi, çok kullanışlı bir sistem ve haliyle beğendim.

    Demokratik Özerklik, devletsiz yönetim biçimidir. Buraya doğru bir gidiştir. Demokratik Özerklik konseptine baktığımda bir ulus devlet yapılanmasının reddedildiği gerçeğini net olarak gördüm. Çünkü ulus devletlerin miadı dolmuştur. Avrupadaki bir çok eski düşman devlet bugün aralarındaki sınırları kaldırmış, bir ulusun iktisadi varlığını simgeleyen para birimlerini de ortaklaştırmış. Ulus devletler artık sadece halkları milliyetçi ideolojiler üzerinden yönetmeye, manipüle etmeye yarıyor. Küresel ekonomi çağındayız. Sermayenin serbest dolaşımının önündeki bütün engeller kaldırılırken çokuluslu şirketler sınır tanımıyor. İşte bu çokuluslu şirketler ulus devletleri artık sadece kendileri adına taviz koparmak, ürün ve işgücü maliyetlerini düşürmek için hazır tutup kullanıyor. Taleplerini kabul etmeyen devletleri başka bir ulus devletin sınırları içinde yatırım yapmakla tehdit ediyor.

    Ben bu anlamda bir İstanbullu olarak, İstanbul’a da Demokratik Özerklik istiyorum. 21 senedir İstanbul’da yaşıyorum, vergimi burada ödüyorum, hizmet burada alıyorum, tüm ihtiyaçlarımı buradan karşılıyorum. Genel seçimlerde kendime yakın gördüğüm partiye oyumu veriyorum, yerel seçimlerde belediye başkanını, belediye meclis üyelerini ben seçiyorum. Şimdi soruyorum: Neden valimi, kaymakamımı, emniyet müdürümü ben seçmeyeyim? Neden beni doğrudan ve en yakından ilgilendiren sorunların çözümünü tartışacak mahalle birimlerini ben belirlemeyeyim, içinde yer almayayım? Mahallemi uyuşturucudan, fuhuştan, hırsızlıktan benim seçtiğim ve adaletine güvendiğim birimler neden korumasın? Neden hükümeti belirliyorum da devleti belirleyemeyeyim? Neden yurttaş olarak yetkim devlet kapısında sınırlanıyor? Evet, benim ödediğim vergilerin Karadeniz’e, Akdeniz’, Ege’ye, Orta Anadolu’ya, Doğu ve Güneydoğu’ya gitmesini de istemiyorum ben. Nereliysem, nerede yaşıyorsam, nerede çocuklarımı okula gönderiyorsam, öncelikle oranın kalkınmasını istiyorum. Eğer benim kentimin ürettiği katma değerin bir kısmı bir yere gidecekse de bu sahiden ihtiyacı olan yerlere gitmeli, diye düşünüyorum. Dönemin hükümetinin işine gelen bölgeye, kente değil. Bunu da benim kentimin yönetim birimi belirlemeli. Yani kısacası “yerinden yönetim ve demokratik özerklik İstanbul için en ideal bir yönetim biçimidir” diyorum ben.

    Gücünü halktan alan ve en altta birey ve ailelerin tabandan örgütlenip mahalle birimlerini oluşturduğu, semt ve ilçelerin sivil ya da öz savunma birimleri ile denetlendiği, ilçelerin halk konseylerini belirleyip il bazında başta vali olmak üzere kaymakam, emniyet müdürünü seçtiği bir tür demokratik cumhuriyet modelinin bu topraklarda çok daha güçlü bir ülke oluşturacağına inanıyorum. Yine İstanbul’a dönersek, demokratik özerklik burada da on beş milyon halkın bir arada yaşadığı, tüm dinlerin, dillerin kardeşlik temelinde kenetlendiği, çok sayıda kültürel zenginliğin kaynaştığı, demokrasiyi içleştirmiş, barışın hakim olduğu bir kent oluşturacaktır. Buna içtenlikle inanıyorum.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları