• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    İstanbul’da felaket rapsodisi

    Geçtiğimiz hafta İstanbul nereden geldiği belli olmayan bir felaketle burun buruna geldi.  Ağaçlar devrildi, vinçler yıkıldı, pencereler havaya uçtu,  tekne kazaları yaşandı, binlerce araç kullanılamaz hale geldi.

    Her şey bir saat içinde ondu ve bitti. On beş dakika önce gazeteden yakınlardaki bakkala çıktığımda her şey öyle olağandı ki…  Gelip masama oturdum on dakika geçti geçmedi Ahmet Tulgar geldi odama. “Sen burada haber kovala. Haberin büyüğü dışarda İstanbul kıyameti yaşıyor”  dedi. Hemen Yayın Yönetmenimiz İshak Karakaş’ın odasına gittim. Bir anda her taraf sulara boğulmuş insanlar birbirlerine tutunarak karşıdan karşıya geçmeye çalışıyorlardı. Tabii böylesi durumlarda her zaman iş bitirici bir cengâver çıkar meydana. Bizim sokağımızın cengâveri de kirli sakallı şişmanca bir adamdı. Yoldan akıp giden selin ortasında atletiyle durmuş, araç ve yaya trafiğini düzenliyordu. Hem sempati duydum hem komik buldum adamın o hallerini.

    Bermuda şeytan üçgeni gibi bir şeye dönüştü artık göksel olaylar dünyamızda. Bilirsiniz Küba yakınlarında Bermuda şeytan üçgeni vardır. Yüksek çekim gücüne sahip bu bölgede okyanus kadife gibidir ama bir anda bir dalga gelir ve denizin üstünde ne var ne yok süpürür çeker. Hatta Bermuda şeytan üçgeninin derinliklerinde çok daha ileri uygarlıktan varlıkların var olduğu bile iddia edilir.  Artık gökyüzü Bermuda şeytan üçgenimiz oldu bizim. Üzerimize ne zaman hangi felaketi püskürteceğini bilmiyoruz.

    Küresel çağ bir garip çağ… İstanbul felaketinin sebebi süper hücre yağışlarıymış. Yani serin hava ile deniz suyu sıcaklığı birleşince lokal bir alanda etkili olan yağışlar…

    Yeni yeni felaketler icat ediliyor artık.  Eskiden biz coğrafya dersinde muson rüzgârlarını bilirdik, alizeleri, batı rüzgârlarını, kutup rüzgârlarını, tabii lodos, keşişleme, karayel, çöl rüzgârları vs… Küresel çağ ile birlikte yeni yeni felaket rüzgârları türedi. El Nino’yu hatırlıyorum, Katrine Kasırgasını, Haiyan Tayfununu… Eskiden bilmezdik böyle şeyler.

    Aynı şey hastalıklar için de pekâlâ geçerli… Bir ara deli danamız oldu bizim. Sonra kuş gribi, derken domuz gribi… En son Kırım Kongo kanamalı hastalığı. Hepsi öldürücü dendi. Eskiden vardı da bilmiyor muyduk, yoksa sonradan mı icat edildi? Her ne olursa olsun bunların hükümetler tarafından piar çalışması hakikaten milenyum kıvraklığındaydı. Mesela domuz gribi, 2008 ekonomik krizini ne güzel unutturdu insanlara.   Yeni küresel dünyanın yeni felaketleri…

    Eskiden biz yağmur deyince ve sonbahar, ilkbahar yağışlarını bir de yaz yağmurlarını bilirdik.  Kışlar da yazlar da adam gibi yaşanırdı. Aralıktan martın sonuna kadar toprak yüzü görmezdik mesela. Beyaza kesmişti doğa.  Şimdi ne kış kışa benziyor, ne yaz yaza… Mevsimler iç içe girdi. Doğa Alzheimerlı ihtiyar gibi ne yaptığını, ne söylediğini, üstümüze neyi boca ettiğini bilmiyor artık.

    İyi güzel! Küresel dünyamızda içine ettik ekosistemin falan filan…  Ama bu kadar ağır faturası olmalı mı bunların?

    Akşam yağmur dindiğinde gazeteden Bağdat caddesine çıktım,  kaldırım namına bir şey kalmamış,  cadde kum adacıklarıyla kuşatılmış. Transfer boruları açıklarda.  Ne güzel alt yapımız varmış ama…

    O gün Almanya’dan bir arkadaşım aradı. Merak etmiş. “Almanya’da hava hep kapalı. Burada yeryüzünde huzur var, gökte yok. Orada gökte var yerde yok!” diyor.

    Bir de İstanbul’a bakın… İşine gitmek için karşı kaldırıma yüzerek geçen insanlar gördük ya… Şaka gibi.

    Başka türlü olmasını beklemek tuhaf belki de. İstanbul şişmiş, karnı patlayacak bir kent artık. Türkiye’nin en küçük yüzölçümüne sahip kentlerinden biri nüfusunun dörtte birini taşıyor sırtında. Dünyada kır arazisi olmayan, her tarafı betona kesmiş belki de tek şehir burası. Kuzey ormanlarını,  Boğaz’daki askeri bölgeleri ve mezarlıklardaki ağaçlıkları çıkartın, her tarafı beton bu kentin.

    Gökten yağan yağmur yerde toprağa değemiyor bile… Kaldırımları sökmesin de ne yapsın.

    Yine de dünya kentinde yaşıyoruz biz. Avunalım böylece. Yorulsak da bıksak da…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları