• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    İstanbul’da yol manzaraları

     

    Her sabah kenar mahallelerden iş yerlerine, hastaneye, postaneye istiflenmiş insan taşıyan minibüslerdeki muhabbetleri, kavgaları görmektir İstanbul’u yaşamak biraz.

    Aslında herkesin bir İstanbul’u var. Anadolu şehirlerinin sükûnetine alışanlar için karadelik gibi insanı yutan, ürkütücü bir şehirdir İstanbul. Geçen bir doçent arkadaşımın evindeydim Ankara’da. “Çocukluğum İstanbul’da geçti ama şimdi korkunç geliyor bana… Her gün trafikte 3 saat kaybedecek kadar vaktim yok” demişti.

    Gerçekten ya, gün 24 saat ve siz bunun sekizde birini sadece yolda geçiriyorsunuz; yani 80 yıllık bir ömrün 10 yılı…

    Neler yaşanmıyor ki, o balık istifi yolculuklarda… Sabah uykusuz ve mahmur, evden apar topar çıkarsınız. Alışmaya zorlandığınız bir yol stresi sarar teninizi…  Durakta bir süreliğine sadece bir yerden bir yere taşınması gereken et parçası gibi hissedeceğiniz insanlarla dizilirsiniz köşeciğine…

    Minibüs gelir ve adımınızı koyacak 80 santimetrekarelik yer bulmuşsanız, binmeye hak kazanmışsınız demektir. İtişi kakışı kapı kapandıktan sonra hallolur nasıl olsa… İçerde birbirine yapışık bir yığın insan… Makyajla şuh kadınları, kravatlı kafalar, o garabet içinde bile cep telefonunu elinden düşürmeyip ha bre kankalarına mesaj geçen bıyıkları yeni terlemiş okullular, annelerinin eteklerine sıkı sıkı sarılmış, hastaneye yetişme derdinde olan küçücük bebeler…

    Ne muhabbetler yaşanır ama…

    Kız olayın bir taciz olmadığını bilse de yine de kişilik haklarının koruma telaşıyla çığlık atar, “Üzerime çıkıyorsun beyefendi… Geri gider misin, biraz!”

    Adam vaziyeti kabullenmiş, rahat… “Nereye gideyim hanım… Madem rahatsız oldun taksiye binseydin.”

    Az önce itiş kakışla kendini minibüse sıkıştıran adamın ilk durakta itiraz hakkı doğmuştur; “Yaa, açma artık şu kapıyı kardeşim. İnsan taşıyorsun manda değil!”

    Sabah pazarının bereketine ellerini ovuşturan kaptanın cevabı çok insanı bir yerden vurmaya hazırdır; “Sen nasıl bindin kardeşim, herkes işine gidecek. Yolda mı bırakayım”

    Bu itirazla dananın kuyruğu kopar, yolcularla şoför arasında hararetli bir tartışmadır başlar.

    “Arabada 50 kişi var kardeşim… İşe gidecek de sırtımızda mı gidecek!!!”

    “Üç lira fazla kazanacağım diye yapıyorsunuz bunu. Toprak doyursun gözünüzü…”

    “Tamam, biraz hoşgörülü olalım beyler”

    Beyefendi kılıklı işgüzar sesin bu son cümlesi ile tartışmanın volümü ikinci bir durağa kadar düşer.

    Bir de koltuk kapmaca yarışı vardır ki evlere şenlik.

    En harikulade örneğini metrobüslerde görürsünüz. Herkes önce metrobüs durduğunda, kapısının nereye denk geleceğini kestirmeye çalışarak yer tutar. Bazıları bu konuda hayli uzmanlaşmıştır. Sonra metrobüs gelir, kapı açıldı mı, hurra!!! 70 yaşındaki teyzelerden 10 yaşındaki çocuklara kadar Avrasya maratonuna hazırlık gibi bir koltuk kapmaca mücadelesi başlar. Bazıları protesto eder bu durumu, “Al da otur kardeşim. Bu ne ya!” yol uzayıp insan istifi genişledikçe pişman olur tabi ama iş işten geçmiştir bir kez. Metrobüste koltuk çok ama çoook kıymetlidir.

    Hele bir de koltuğu kapınca uyuma numarası yapanlar vardır. Bunlar biraz daha utanmayı bilirler, yaşlı bir teyzenin ayakta beklemesi utandıracak bir şeydir ama napsın garibim gün yorgun ve yorucu İstanbul’da; en iyisi uyku numarasıdır. Genelde 30 yaş ve üzeri gruptur bunlar, yer vermek isteyip de koltuğa kıyamayanlardan… Ama gençler hiç takmaz. Elinde bir cep telefonu bip bip bip bip…

    Yaşlı başlı güngörmüş adamın biri “Gençler şu çocuklu hanıma yer verin ayıp oluyor ama…”  dediklerinde, hakkını yemeyelim çoğu kalkar ama “Biz de yorgunuz beybaba “ diye horozlananlar da az değildir.

    Tabi homurdanmalar da başlar böylece “Şimdi gençlerde hiç saygı kalmamış!!!”

    Daha çok bi halleri vardır İstanbul’da yol hikâyelerinin. Trafik sıkıştığında metrekare hesabıyla çözebilirsiniz aslında meseleyi. 100 özel otodaki ortalama 300 kişiye 400 metre, tek otobüsteki 300 kişiye 8 metre mesafe düşer yollarda.

    Yoksulun yol payı o kadardır, balık istifi olmaya hazır…

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları