• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    İyi eski 2018

    Eskiden güzeldi yılbaşı kutlaması. Biz çocuktuk o zamanlar. Yeni yıl bizim için sıcacık sobanın kıyısından izlemeye doyamadığımız, bizi üşütmeyen kar; tombala ve o zamanlar çok pahalı bir yiyecek olmayan kestane demekti. Yılda bir defaya mahsus, yeni yılda saat 12’den sonra çıkan ve erişkinlerin uykulu gözlerle beklediği dansözler bize göre değildi haliyle…

     

    Belki çocuk olduğumuz için güzel gelirdi bize yeni yıllar. Öyle ya, biz 12 Eylül döneminde yaşadık çocukluğumuzu. Büyükler için şu yaşadığımız günlerden daha aydınlık sayılmazdı elbette 12 Eylül.

     

    Ülke açık cezaevine çevrilmişti, mahpuslar tıklım tıklım… İşkence karakollara, cezaevlerine pusu kurmuş. Kenan Evren’i yüce kurtarıcı katına çıkarmış, susmuş ve Özal kapitalizmine teslim olmuş, suskun ve evlerinin ışıklarını gece 12’den önce kapatan bir toplum…

     

    Sadece çocuklar için güzeldi demek ki yılbaşı o zamanlar.

     

    Geçmişe dönük yaşamak gibi bir halim var, kabul… Ama olur olmaz zamanda “Nerede eski bayramlar,” diyecek muhafazakarlıktan da sakınırım. Bu sözü pelesenk edenler de eski bayramları değil, gençliğini arıyorlar esasında.

     

    Zaman kayıp gitmiştir çünkü yıllarının arasından.

     

    Şöyle de bir şey yaşıyoruz artık. Gerçekten yeni olanların hiçbir yeniliği yok. Keyif vermiyor hiçbir şey… Mesela yeni yılın geçmişten daha iyi olacağına, yenilikler getireceğine dair bir umut ışığı yok ufukta. Geçen gün gideni aratıyor.

     

    Dünyaya bak, ülkene bak!

     

    Yarınlar için güzel cümleler kurduracak ne var ki?

     

    Kan gölünde boğulan bir Ortadoğu, OHAL koşullarının cenderesine sıkışmış, hukukun kuşa döndüğü, korkuyla yönetilen bir Türkiye. Yarın kimi neyin beklediğini kimse bilmiyor. Herkes diken üstünde herkes gard alma telaşında. Her biri birbirinden ürkünç a planları, b planları, c planları uçuşuyor televizyon tartışmalarında. Ben Türkiye’nin görüş mesafesinin bu kadar daraldığı başka bir dönem bilmiyorum.

     

    Son üç yıldır böyle bu…

     

    “2015’ten öncesi gayet hoştu,” diyecek halimiz yok ama 2015’ten sonra her yıl biraz daha yakına düştü ufkun kararan çizgisi.

     

    Çok değil, üç yıl önce çözüm sürecini, barışı, yeni demokratik uygarlık modellerini tartışıyorduk. Şimdi iki sözünden biri barış olan Demirtaş’a mahpusta tek tip elbise giydirme meselesini konuşuyoruz.

     

    Alacalı bir iklim bu ülkenin iklimi. Her an her şey tepetaklak olabiliyor. Ekonomiye bakın, eğitime bakın, hukuka bakın, diplomasiye bakın, hepsi kaygan zeminde sörf yapıyor sanki.  Meclisi işlevini yitirmiş, KHK’lerle yönetilen, yarın iç savaş çıkacakmış gibi sivillere vur emri yetkisi anlamına gelecek “Takriri Sükun” kararlarının alındığı, endişeyi hep diri tutan bir ülke oldu artık Türkiye…

     

    Hal böyle iken takvimde değişen rakamların insana vereceği beklenti ne olabilir ki?

     

    Son zamanlarda fazla mı kötümserim, bilmiyorum. Ama 2018’in 2017’den daha kötü olmamasını diliyorum sadece…  Her yeni olan eskiyor neticede… 2018 iyi eskisin, canımızı acıtmadan eskisin…

     

    Sonrasına bakarız…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları