• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Kadıköy, mercimek köftesi ve imzanın hikayesi
    Kadıköy, mercimek köftesi ve imzanın hikayesi
    5 Temmuz 2018 10:58
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

    Ayşegül Tözeren

    Kadıköy, nedense bir semtten çok sığınaktır. Dünya, hız ve haz çağında koskocaman bir Mecidiyeköy’e dönüşse de, Kadıköy hep aynı kalır. Sokaktan hafif ve yorgun adımlarla yarım yüz yıldır, bu sevimli semtte yaşayan biri geçer… Hemen yanında telaşlı topuk sesleri duyulur. İstanbul’un yaşlanmayı başarabilen nadir pastanelerinden Baylan ve Hacıbekir, Çarşı’nın hemen girişindedir. Nice toplu kart, mektup gönderimine tanık olmuş eski Postane de denize bakar Çarşı’dan… Çok satar kitapların dışında okuma zevkine sahip olan insanların da uğrak yeridir Kadıköy… Çarşı’dan girdiğinizde Mephisto karşılar sizi… Biraz ileride İmge Kitabevi. Son zamanlarda sosyal medya hesabıyla birlikte yaşamımıza giren Moda Kitap Sahaf sonra… O da hemen barlar sokağının paralelindedir, kafelerin arasına sıkışmış gibidir. Seçim gecesinin ardından bir hafta boyunca Kadıköy’e adımımı atmamıştım. Bu kez ilk kitabımın evimde, Kadıköy’deki ilk imzasına doğru yürüyordum. LGBTİ Onur Haftası Yürüyüşü yasaklanmıştı. Aşkı yasaklamak mümkün mü, diye düşünürken karşıma parti malzemeleri satan bir mağaza çıktı. Mağazada üzerinde gökkuşağı olan bir avize bulup, almıştım. Moda Kitap’taki imzaya tam vaktinde yetişmiştim. Pek kimsenin uğrayacağını düşünmediğim bir imzaydı… Kalem bile getirmediğimi fark ettim. Editörüm Hakkı Zariç beni dolma kalemiyle birlikte yalnız bırakmamıştı neyse ki. O balkona sigara içmeye çıktığında, imzayı bekleyenler olduğunu söylediğinde şaşırmıştı. Hoş, imza bahaneydi, dertleşmekti derdimiz… Öyle de oldu, kitap imzasından çok, dertleştik. Yan yana gelmek, insan insana iyi geliyordu. İfade özgürlüğü davalarını omuz omuza izlediğimiz önemli yazar Vivet Kanetti, Nilay, Fahri Bozbaş, Nahide ile bu kez ve galiba ilk kez bir edebiyat etkinliğinde bir araya gelmiştik. Tabii ki, herkesten önce öykücü dostum Belma Fırat gelmişti. Edebiyatın içinden filizlenen dostluklar farklı bir anlam dünyası yaratıyordu. Kitapları imzaladıkça hızlanmam gerekirken, yoruluyor, acemileşiyordum. İşte tam böyle bir anda, yanlışlıkla soy isimleri karıştırdım ve “hep saygıyla” diye yazıp, Gülten Akın’a kitap imzalayıverdim. Eğer bir yerde böyle bir imza görürseniz, hikâyesi bu… İmzaya uzanan hafta “Deli Kızın Türküsü”nü tekrarlayıp durmuştum, belki ondandır imza sürçmesi: Yitirmeli büyük yolların birinde ne varsa Böcekler gibi başlamalı yeniden Bu Allahsız bu yağmur işlemez karanlıkta Yan garipliğine yürek yan Gitti giden İmzaladığım kitap olan Edebiyatta Eleştirinin Özeleştirisi, çoğunlukla öykü ve roman eleştirilerden oluşuyordu. Ancak, eleştiri serüvenine şiirle başlamıştım ve imzamda da Türkçe’nin en önemli şairleri beni yalnız bırakmamıştı. Şair Enis Akın ve Altay Öktem’in gülümseyen yüzlerini görmek, günümü unutulmaz yapan anlardandı. İmzanın ikinci yarısına doğru gazeteci ve siyaset insanı İshak Karakaş da Halkın Nabzı’yla birlikte aramıza katılmıştı. Uzakta olduğu zamanlarda da hep yanımızda, aramızda hissetmiştik zaten… Hekimler, yazarlar, finansçılar, mimarlar, mühendisler bir anda edebiyatın diliyle kaynaşmış gibilerdi. Kutuplaşmanın çağında edebiyatın dilinin yarattığı ortaklık umudu da yaratmaya yetiyordu. Moda Kitap Sahaf, sosyal medya hesabını aktif kullanan bir kitapçı. İmzaya ilişkin duyurularında esprili bir dille, “kısır ve ayran ikramı olacağını” yazmıştı. Kısır ve ayran sohbeti Twitter’da iyice ilerlediği için evde hop oturup, hop kalkan, imzası olan yazar, sadece imza değil, mutfak acemisi de olduğunu fark etmişti. Bu yüzden imzaya gökkuşağı avizesinin yanında, yaptırabildiği kadarıyla da mercimek köftesiyle gitmişti. Bir imzanın hikâyesinin sonuna gelirken kapıdan önce gazeteci İlker Yaşar, ardından da mahkeme kapılarında tanıştığımız bir dost Güler görünmüştü. Ayaküstü eleştiri yapılabilir mi, bilmem ama ayaküstü imza atılabiliyordu. En azından bunu öğrendim.


    Yorumlar



    İlgili Haberler