• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Kadri Gürsel: Bütün öngörülerim gerçekleşti
    Kadri Gürsel: Bütün öngörülerim gerçekleşti
    24 Temmuz 2017 13:50
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

    267 gündür tutuklu olan ve bugün ilk kez hakim karşısına çıkan Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve Yayın Danışmanı Kadri Gürsel, yaptığı savunmada kendisine yöneltilen suçlamaların gerçek dışı olduğunu anlattı. İletişim kurduğu iddia edilen 102 bylock kullanıcısından 85’inin kendisine mesaj attığını söyleyen Gürsel “İletişim kuran ben değilim” dedi. AKP’nin de bu ittifakın kurbanı olabileceğini çeşitli vesilelerle ifade ettiğini söyleyen Gürsel, “Çok sayıda yazım, konuşmam ve TV programlarında söylediklerim bunu kanıtlar. Bütün öngörülerim gerçekleşti. Her şey arşivlerdedir” dedi.

    Akın Atalay ise “31 yıllık avukatım ilk kez bir duruşmaya kravatsız geldim, çünkü geçen hafta kravatları topladılar. Savunmada kullanacağım kitapları sakıncalı diyerek getirmeme izin vermediler. ‘Suç Örgütleri’ isimli kitabı savunmamda kullanacaktım ama izin verilmedi. Bu dava Cumhuriyet’e ve gazeteciliğe saldırıdır” dedi.

    KADRİ GÜRSEL’İN SAVUNMASINDAN SATIR BAŞLARI:

    İddianamede şahsıma “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmamakla Birlikte Örgüte Yardım Etmek ” suçu isnat ediliyor. İddia makamı bu isnadı üç temel suçlama üzerinden yöneltiyor. Birincisi, ByLock kullanıcısı 92 şüpheli şahıs ve haklarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütünden dolayı soruşturma bulunan 21 kişi ile iletişim kaydımın olduğudur.

    İkincisi, Cumhuriyet gazetesi Yayın Danışmanı olup Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.’de birinci derecede imza yetkisine sahip olduğum ve Cumhuriyet’te yaşandığı iddia edilen radikal yayın politikası değişikliğinden, FETÖ/PDY ve PKK/KCK örgütlerinin manipülatif amaçlarına hizmet eder tarzda yayın yapılmasından sorumlu olduğumdur.

    Üçüncüsü de, 12 Temmuz 2016’da Cumhuriyet’te yayımlanan “ Erdoğan Babamız Olmak İstiyor ” başlıklı köşe yazısını kaleme alarak “ açıkça ve doğrudan Cumhurbaşkanı’nın şahsını hedef alarak Türkiye’de otoriter bir rejim bulunduğu algısını yaratmaya ” çalıştığımdır.

    ‘BU İDDİANAME GERÇEK DIŞIDIR’

    Birincisinden başlamak gerekirse, ByLock kullanıcısı 92 ve haklarında FETÖ/PDY soruşturması bulunan 21 (Aslında bir kişi –Murat Kurnaz-her iki listede de olduğundan bu sayı gerçekte 20’dir) şüpheli şahıs ile iletişim kaydımın bulunduğu iddiası asılsızdır. Suçlamanın dayanaktan yoksun olduğu, bunu ortaya atanların bizatihi kaynak olarak gösterdikleri HTS kayıtları incelenince ortaya çıkıyor. Zira iddia edilen toplam 112 kişiden 102’si ile olduğu iddia edilen iletişim, tamamen tek taraflı (85) SMS ve/veya (17) tek taraflı arama kaydıdır.

    Bana gelen SMS’lerin hiç birine cevap vermediğim için benim bu kişilerle herhangi bir iletişim kaydımın bulunduğu iddia edilemez. Olsa olsa aksinden, yani sadece onların benimle irtibat kurma gayretlerinden bahsetmek mümkündür. Bu gayretleri de başarısız kalmıştır. Diğer bir anlatımla, bu kişilerin benimle iletişim kayıtları vardır, benim onlarla iletişim kaydım yoktur.

    Kaldı ki bu SMS’lerin neredeyse tamamına yakını 27 Temmuz 2014 ile 1 Ağustos 2014 tarihleri arasında gönderilmiştir. Bu 5 gün zarfında gönderilen SMS sayısı 150 civarındadır. İrtibatlı olduğum iddia edilen 112 kişiden 85’i bana üst üste bir kereye mahsus mesaj gönderen, benim cevap göndermediğim kişilerden oluşmaktadır.Bu yoğunluğun nedeni, o dönemde Emniyet Teşkilatı’ndaki FETÖ yapılanmasını hedef alan ilk büyük tutuklama dalgasına karşı cemaat mensuplarının gazetecilere yönelik olarak bir medya kampanyası düzenlemiş olmalarıdır. Bu 5 gün boyunca benimle irtibat kurmaya çalışmalarının nedeninin ise bağımsız ve eleştirel bir gazeteci olmam olduğunu düşünüyorum. Lakin benden destek alma çabalarının hiçbir sonuç vermediği ortadadır.

    GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR

    Esasen, iddia makamının bu SMS’leri ve cevap vermiş bulunsam bile kısa süre konuşup kapattığım tek taraflı aramaları hesaba katarak yaptığı “ irtibat ” suçlaması akla ve mantığa aykırıdır. Geçersizdir. Aksinin kabulü halinde, FETÖ üyelerinin sadece SMS yollamak suretiyle, bir kişiyi kendileriyle irtibatlı hale getirmelerinin de mümkün olabileceğini varsaymak gerekecektir ki bu durumda, tüm ülke vatandaşları şüpheli ya da sanık haline gelir.

    Hemen belirtmem gerekir ki, iddianamede “ iletişim kaydımın bulunduğu ” öne sürülen 112 şahıstan, sadece 8’i ile karşılıklı iletişimim mevcuttur. Bu 8 kişiden 5’i Bylock kullanıcısıdır. Bu 5 kişielbette ki köşe yazarlığımdan ileri gelen mesleki saiklerle, meşru zeminde görüştüğüm insanlardır.

    Tabii ki, söz konusu karşılıklı iletişimin kurulduğu 2015 yılında bu kişilerin, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra FETÖ üyeliğinin başlıca kanıtı olarak gösterilecek olan kriptolu haberleşme sistemi ByLock’un kullanıcılarından olduklarını bilmem ya da tahmin etmem mümkün değildir.

    Ayrıca hiç unutulmamalıdır ki, gazeteciler meraklı insanlardır ve herkesle görüşebilirler. Mesleğini ciddiye alan bir gazetecinin görevi, hele de köşe yazarlığı yapıyorsa, ülkesinin önemli meselelerine bakış açısını etraflandırmak, çeşitlendirmek ve ardından kendi mukayesesini yaparak okurlarına sağlıklı, bütüncül ve tutarlı perspektifler sunmaktır. Ve bu faaliyet hiçbir demokraside suç olarak görülemez, cezalandırılamaz. Bunun adı gazeteciliktir, gazetecilik suç değildir.

    AKSİ GEÇERLİ İSE GÖREVİNİ AÇIKÇA KÖTÜYE KULLANMIŞTIR

    Bana isnat edilen üçüncü suçlama, Cumhuriyet gazetesinde “ Erdoğan Babamız Olmak İstiyor ” başlıklı bir yazı yazmış olmamdır. 12 Temmuz 2016’da yayımlanan bu yazımda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sigara karşıtlığından yansıyan, fazlasıyla baskıcı bulduğum bir siyasi kültür ve zihniyeti eleştirmiş ve hicvetmiştim. İddia makamı bu yazıda, ‘Açıkça ve doğrudan Cumhurbaşkanı’nın şahsını hedef aldığımı vurgulayarak bundan sözde bir suç üretmeye çalışıyor. Otoriter bir rejim bulunduğu algısını yaratmaya çalışmakla suçlanıyorum. Bu hukuki değil, siyasi nitelikte bir suçlamadır. Gazetecinin işi algı yaratmak değil, olguları nesnel biçimde değerlendirmektir. Gazeteci bir görüş ifade ediyorsa bunu olgularla destekler. Benim suçlanan yazım da sarsılmaz olgularla desteklenip doğrulanmış bir görüşü içermektedir.

    İddia makamı, ‘Erdoğan Babamız Olmak İstiyor’ başlıklı yazımın kendi ifadeleriyle “ darbeden 3 gün önce yani 12 Temmuz 2016’da ” yayımlandığını vurgulayarak beni adeta suçlamış oluyor. Bir tesadüften ötürü nasıl suçlanabilirim ? Bu imkânsızdır.

    ‘YÖNELTİLEN SUÇLAMALAR AKIL VE MANTIKTAN YOKSUN’

    Bu yazının 15 Temmuz darbe girişiminden 3 gün önceye rastlamasının sadece bir nedeni var ve o da zaten metnin içinde. Yazıyı kaleme almamı tetikleyen olay, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 9 Temmuz 2016’da NATO zirvesinin yapıldığı Varşova’da Bulgaristan Dışişleri Bakanı Daniel Mitov’un üzerindeki sigara paketini kendisine vermesini isteyerek almasıdır. Yani Cumhurbaşkanı Erdoğan darbeden 6 gün önce Varşova’daki zirvenin fuayesinde sigara içerken gördüğü Bulgar Bakan’dan üzerinde taşıdığı sigara paketini alarak, kendisine sigarayı bıraktığına dair söz vermesini istemeseydi, benim de bu yazıyı yazmam darbe girişiminden 3 gün öncesine rastlamayacaktı.

    Maalesef iddia makamı, yazıma nesnel ölçüler içinde değil, beni hapiste tutmak için bir gerekçe icat etme arayışı ile yaklaştığından bu basit gerçeği görememiş. Bana yöneltilen bütün bu suçlamalar akıl ve mantıktan yoksun olduğu gibi, her türlü hukuk ve vicdan ölçüsünün de dışındadır. Sadece adaletsizlik üreten suçlamalardır. Aleyhimdeki suçlamalar, sahte delillere dayandırılmalarına bile gerek duyulmaksızın, iptidai yalanlar, tezvirat ve tahrifatlar ile gerçeküstü bir boyuta taşınmıştır.

    Cumhuriyet’e karşı operasyon, benim de tutuklanarak yazamaz ve konuşamaz, velhasıl gazetecilik yapamaz hale getirilmem için bir fırsat olarak kullanıldı ve bu, birilerinin aklına son anda geldi.


    Yorumlar



    İlgili Haberler