• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Kahir Ekseriyeti

    28 yaşındayım, nerede durduğumu bilmediğim bir yerde. Doğum yılı benden geri olanlar için bu yaş oldukça heyecanlıdır, küçük nüanslarla geçiştirilmiş yaşamlarında yetişemedikleri heyecanın doruklarında olma zamanıdır. Şimdi tam da o durdukları noktadan bana bakarken iç geçirirler; “keşke o yaşta ben olsaydım” diye. İşin aslı öyle değil, hem de hiç değil. İnanın bana bu boktan zamanda çok daha fazlasını hak eden insanlarız.

    Çok uzun süredir aklımı tırmalayan, aldığım her nefeste kalbimi sıkıştıran bir konu var. En sevdiğin yemeği yedikten sonra dişinin arasına sıkışmış lezzet kırıntısını törpülemek kadar anlamsız gelebilir bir kısım insana, fakat bana öyle gelmiyor. Bu aralar birkaç dostuma danışarak kendimde olan sıkıntının adını koymaya, nedenini açıkça dile getirmeye cesaret buldum: “Varoluş nedeni…”

    Hepimizin bir varoluş nedeni olmalı mıdır?

    Olmalıdır.

    Okkalı bir varoluş nedenine ihtiyacımız var. Kendimden açıklamaya başlamam gerekirse, 28 yıllık hayatımda önüme çıkan pek fırsat olmadı. Okulu yarıda bıraktım, iş hayatına atıldım, fakat bu iş hayatının sonunda öyle şaşaalı bir tüccar hikâyesi olmayacak, biliyorum. Zira ben her zaman iş yaptıran değil, işi yapan tarafta oldum. Dolayısıyla sofradan hep yemek ardı kalkan kısımdaydım, amiyane tabirle hiçbir zaman tatlıya kalan kısımda olamadım. Hatta birçok kez sofrada sadece ekmekle karnını doyurup yemeği bekleyemeyen kesimde oldum. Hislerim, maneviyatımı güçlendirmek adına bana şöyle yol veriyor; “maddi gücün olması önemli değil, kalbini iyi bir şeyler yaptığına ikna et” diyor. Evet, maddiyat üstte sıraladığım konuların en sonunda, pahalı arabalar, saatler, kıyafetler, şık giyimli hanımlar düşüncesi henüz kafamda vuku bulmuş değil. Ben sadece ve sadece varoluşumu ispat etmeye çalışıyorum. Okul okumayan, ailesinin arkasına saklanan ve daha dört beş yıl öncesine kadar her başı sıkıştığında ailesini önüne siper eden biriyim. Dolayısıyla kalbini iyi bir şeyler yaptığına ikna edemeyen biriyim. Bundan kurtulmak isteyen, özgürlüğe kavuşmak isteyen biri olarak yaşamaya çalışıyorum.

    Böyle durumlarda, yani motivasyonu kaybedip normale dönüşmeye çalıştığımız anlarda ilk olarak silindirimize giren insanların yaşamlarına göz atarız. Onların ne tür varoluşu var, diye gözlemlemeye çalışırız. Yanlışlarını doğrularından fazla bulduktan sonra bahanelerin en doğrusunu yakalamış gibi kendimizi rahatlatma seanslarına alırız. Ancak, ben ne kadar silindirimde olan insanlara baksam da, konuya hakkaniyetle yaklaşmak istiyorum. Ve sadece sevdiğim kadının örneğiyle kendimi motive etmek istiyorum.

    Sevdiğim kadın bir diş hekimi ve ülkenin sayılı üniversitelerinden birinde şu an akademisyen olarak görev yapıyor. Muazzam bir başarı öyküsü, inanılmaz bir varoluş belirtisi, öyle sıradan falan değil. Hele ki siyasal iktidarın her alana elini uzattığı bu dönemde, onlara zıt olarak burada görev yapmaya devam etmek büyük bir nişanedir. Yetmez. Ondan birkaç cümle daha belirtmek isterim. Ailesinden uzakta, aldığı maaşla kıt kanaat geçinmeye çalışan biriydi, üç dört yıl öncesine kadar. Sıradan bir poliklinikte asgari ücret civarı maaş alan bir hekimdi üstelik. Bu sınavı zeki insanların geçemediğini bildiği için dahi olmaya karar verdi, torpille giremeyeceği kesin olan bu kadın gecesini gündüzüne kattı ve bu sınava hazırlandı. Hatta o sıralar aklında bir soru işareti kalmasın diye bana bile yol verdi, müthiş bir cesaretti. Benden ayrılması değil, bir birlikteliğe hatta ve hatta yaşanmışlığa son vermek öyle kolay değildir bizim mahallede, bilirsiniz zordur. Ama o karar verdi ve savaştı, sonunda istediğini aldı.

    İşte uzun zamandır bu konuda kendimi motive ediyorum, savaşmak için neden arıyorum. Varoluşumu ispatlayacak, kabul ettirecek bir durum kovalıyorum. Biliyorum, o büyük gün geldiğinde bütün ipler elimde olacak…

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları