• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    “Kapitalizmle işim olmaz”
    “Kapitalizmle işim olmaz”
    22 Kasım 2017 13:32
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

     

    Ahmet Benli, Diyarbakır’dan çıkan, yaşayan usta ressamlardan. 52 yıldır fırçası elinde resim yapıyor. Atölyesinin bulunduğu Sur’da çatışmalar başladıktan sonra yaşananların etkisinde hâlâ ama Diyarbakır’a dönmek için de kendi ifadesiyle “bir ışık” bekliyor. Ataşehir’de 36. kişisel sergisini açan Ahmet Benli ile buluştum ve kendisine çalışmalarını, resim sanatı hakkındaki düşüncelerini ve Sur’u sordum:

     

     

    Sanat çevrelerinde tanınıyorsunuz, yine de okurlarımız için kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

    Hep klasikleşmiş, Ahmet Benli kimdir, sorusuna daha farklı bir içerik kazandırmak istiyorum. Aslen Diyarbakırlıyım. Yaklaşık 8 yıldır İstanbul’dayım, İstanbul’da 36. kişisel sergimi açtım. Daha öncekilere girmek istemiyorum ama bu sergimde çok güzel şeyler oldu. Geçmişi yermek istemiyorum, insanların çoğu zaten beni tanıyor. Tanımayanlar da sergime gidip tanıyabilirler.

     

    Ataşehir’deki bu son serginize çok ilgi var mıydı?

    Çok çok ilgi vardı. Ataşehir Belediyesi kültür sanat anlamında gerçekten daha önce hiç görmediğim kadar iyi çalışıyor. Ataşehir Belediye Başkanı’na, kültür müdürüne, isim vermekte bir sakınca görmüyorum, Didem hanıma, Ali beye ve ekibine, hepsine teşekkür ederim. Birileri boş düşünürken, gerçekten Ataşehir Belediyesi’ni kutlamak lazım. Ataşehir halkına da ilgi ve alakası için teşekkür etmeliyim. Sergimin açılışı Enver Gökçe Sempozyumu vesilesiyle oldu. Sempozyum benim sergimle başladı. Siyah beyaz çalışmaları çok beğendiler. Özellikle siyah beyaz Atatürk çalışma serim vardı. Bu tablomu belediye başkanımız almayı düşünüyor. İlgi ve alakanın had safhasına, bunu da övgü anlamında söylemiyorum, nail oldum.

     

    Sizi resim sanatının hangi ekolüne yerleştirebiliriz? Ya da siz kendi tarzınızı, stilinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

    Şunu söylemek istiyorum. Ben şu anda iki kişi yaşıyorum. Biri Diyarbakır, biri İstanbul. İstanbul için sürrealist, Diyarbakır için bölgesel, sürrealizm de karışık. Tabii ki Diyarbakır’a karşı sorumluluklarım var ve onu düşünmem gerekir. O insanlara daha uygun, hem ekonomik anlamda hem de görsel anlamda daha farklı şeyler çiziyorum. Ama İstanbul’da öyle değildir. Ben hiçbir zaman bir başkasını taklit etmedim. Hep kendim oldum.

     

    Yani Diyarbakır resimleriniz daha mı gerçekçi?

    Bire bir onları tanıyorum ve siyah beyazda, övgü anlamında söylemiyorum, haddimi bilerek, yani dünyada birinciyim.

     

    Diyarbakırlılar çok sert bir gerçekle karşı karşıya kaldıkları için mi hem siyah beyaz hem de gerçekçi çiziyorsunuz?

    Evet, çok doğru söylediniz.

     

    Aynı zamanda folklorik ögeler içerdiği için mi bölgesel diyorsunuz?

    Tabii tabii. Bölgesel, folklorik, bunun dışında yaşanmış gerçeklerden kaynaklanan resimler. Bir anektod söyleyebilirim. ‘Ekmek’ isimli eserim, bir dilenci değil bir hamal, babamız, dedemiz diyebilirim, saygıyla anıyorum, çamurun içerisine oturmuştu ve ben çay ikram etmek istedim, kabul etmedi. İnsanlarımız çok onurludur gerçekten. Çok sahiplendiler. Bir Ahmet Benli olarak, yani safımı belirleme anlamında, benim bir sosyalist dünya görüşüm vardır. Hep halklarımın içindeyim. Haklarımız beni sahiplendi. Buradan da bütün Diyarbekir’e selamlarımı gönderiyorum.

     

    Bu son açtığınız sergiyi biraz daha konuşalım. İnsanların tepkileri nasıldı size karşı? Bir Diyarbakırlı olarak Ataşehir halkı sizinle nasıl iletişim kurdu?

    Gerçekten bunu üzülerek değil mutlu olarak söylüyorum. Şu anda da gülüyorum. Ben insanlardan bunu beklemiyordum. Biraz farklı olur diye düşünmüştüm. Gerçekten ben çok mutluyum.  Sağ olsunlar, var olsunlar. Ataşehir halkı kesinlikle ırkçı, şoven bir yaklaşım ile yaklaşmadılar. Bağırlarına bastılar, asla ve asla, bir Ahmet Benli var olma anlamında evrensel ve enternasyonel insanlarla karşı karşıya geldi. Mesela Küçükyalı’da sergi açtım, çok duyarsız kaldılar. Yalova’da açtım, çok duyarsız kaldılar. Ben doğrusunu söylemekle zorundayım. Çünkü ben bir sanatçıyım. Bana yaklaşımlarından yola çıkmak zorundayım, çünkü biraz evvel söylediğim gibi ben halkın içindeyim. Şu andaki Ataşehir’i ben hiçbir zaman unutmayacağım. Bu benim 36.sergim ve ayın 19’una kadar devam edecek. Gerçekten çok mutluyum yani. Bunu da söylemek zorundayım. İşin ekonomik yönünü ele alırsak resimlerimi satıyorum da.

     

    Diyarbakırlısınız, zorlu bir coğrafyadan geliyorsunuz. Sur’da atölyeniz vardı. Oralarda olanları bilen bir insan olarak topluma nasıl bir mesaj vermek istiyorsunuz?

    Sağ olsunlar, Sur’daki olayları insanlarımızın çoğu biliyor. Gerçekten ağır bedeller ödedim. Hiçbir zaman idealist değilim, meydan okuyorum. Birileri Ahmet Benli’nin düşmesini bekliyor ama ben düşmeyeceğim. Ben düşersem dünya yıkılır. Gerçekten Sur’da ağır bedeller ödedim ama halkım bana sahip çıktı.

     

     

    20171117_175244

     

     

    Sur’da eserlerinizi de mi kaybettiniz?                       

    Evet, biliyorsunuz, ben yaklaşık 4,5 yıl kaldım orada. 5 tane sergi açtım. Bir Rönesans devrimi yaptım. Eserlerim yandı, öğrencilerim zarar gördü, ben zarar göndüm. Maddi ve manevi olarak yani sıkıntı çektik. Yine de en ufak bir ışıkta tekrar Diyarbakır’a dönmeyi düşünüyorum.

    Resimlerinizle sanatseverlere nasıl bir mesaj veriyorsunuz?

    Demin söylediğim gibi bölgesel olarak o bölgede yaşadığım için bire bir orayı yansıtıyorum. Şimdi size hangisinden bahsedeyim. Dört Ayaklı Minare’den bahsedebiliriz, surlardan bahsedebiliriz, On Gözlü Köprü’den bahsedebiliriz. Bunları yaptım. Bu eserlerimi herkes bilir. Mübalağ etmiyorum, binlerce duvar çalışmaları olsun, gravür çalışmaları olsun, bununla birlikte yer çalışmaları, tavan çalışmaları olsun, hep çok iyi mesajlar verdim halkıma. Ve çok mutluyum, iki gün önce yine bir telefon geldi, Diyarbakır’dan bir sergi için, onu da okeyledim. En kısa zamanda inşallah 37.sergimi Diyarbakır’da açmayı düşünüyorum.

     

    Resim sanatı büyük paraların döndüğü bir piyasa. Bu piyasaya girmek için yetenek yeterli midir?

    Maalesef yetenek yetmiyor, çünkü burjuva içerisine girmen gerekir, sosyetenin içine girmen gerekir, böyle bir şansımız yok, çünkü tip olarak safımızı belirlemişiz. Devrimci sosyalist dünya görüşü içinde olduğum sürece çok zor yani. Ama nedir, yani yine söylüyorum, sağ olsunlar halklarım sahipleniyorlar.

    Bir Kürt olarak sanat çevrelerinde bir sorun yaşadınız mı?

    Yaşadım yani, üzülerek bunu söylüyorum. Bir kere Ankara’da açmış olduğum sergide, hatırlamıyorum adını ya da kim olduğunu ama bir bayandı. Kürtler’in arasından ressam çıkar mı çıkarmaz mı, anlamında konuştu. O sergimde de yaklaşık 60 eserle sergi açmıştım. Tabii biz üslubumuzu bozmadan eserlerimizle onları mutlu ediyoruz yani.

    Genç Kürt sanatçılar var, bayağı yükselişteler. Çeşitli bienallerde, sergilerde çok politik eserlerle ortaya çıkıyorlar. Mesela Halil Altındere. Onlarla herhangi bir ilişkiniz var mı? Özellikle modern sanatlarda?

    Kesinlikle vardır onu söyleyebilirim. Ben Diyarbakır’da yaklaşık, yani insanları ben çok iyi tanıyorum, 3 binin üzerinde benim öğrencim var ve çok iyi yerdeler. Hatta ve hatta bu öğrencilerimin içinde profesör olan öğrencilerim de var. Bunların önünü kesmemek lazım, bunları sahiplenmek lazım.

    Peki sizden bağımsız olarak kariyer yapmış, tanınmış Kürt sanatçılarla İstanbul’da herhangi bir bir araya gelişiniz oldu mu, beraber bir şeyler yapmayı planladınız mı?

    Evet evet, bir araya geliyoruz. Ortak sergilere katılmak anlamında. Genelde ben kişisel sergiler yapıyorum. Bir araya gelip konuşuyoruz, durumların analizini yapıyoruz. Sentezini, kararını vereceğiz herhalde. Daha farklı bir sergi düşünüyoruz.

     

    Siz Kürt coğrafyasında yaşanan acıların resmini yapmış birisiniz. Sur’da yaşananlar sizi nasıl etkiledi?

    Çok üzgünüm. Hâlâ da etkisinden çıkmış değilim. Gerçekten. Onunla alakalı bayağı projelerim var. 37. sergime, belki Diyarbakır’da açılacak bu sergime, yetişmeyebilir belki ama Sur ile alakalı çok iyi resimlerim var. Onları sadece ben Diyarbakırlılar’a değil, İstanbul’a, bütün dünyaya göstermek istiyorum. Bununla birlikte tabii ki zaman, süreç gerekiyor. Zaman içerisinde de neler başarabiliriz bilinmez ama başaracağımıza inanıyorum. Tabii ben yine diyorum, Sur deyince şu anda içim kan ağlıyor diyebilirim. Çok acı çektim. Rahmetli Tahir Elçi le birlikte bir toplantımız oldu. Hatta o son süreçte ben de olacaktım. Benim bir telefonla gitme durumum engellendi. Onu saygıyla anıyorum, yani. Sur deyince biraz durmak lazım.

     

    Sanat ile siyasetin ilişkisini nasıl tanımlarsınız?

    Siyasetle işim olmadı. Düşünmüyorum da kesinlikle. Taraf olmamam gerekiyor. Başka yerlerden de teklif geldi. İsmini vermek istemiyorum ama ben enternasyonal düşünen bir sanatçıyım. Hiçbir zaman ben siyaseti düşünmedim, taraf da olmadım olmayı da düşünmüyorum.

     

    Bundan sonraki projeleriniz nelerdir, neler yapacaksınız? Diyarbakır’da açılacak serginizden başlayalım…

     

    Diyarbakır’daki sergi için “ekonomik olarak bana asla katkı sunmayın, açık ve net söylüyorum” dedim, satılan eserlerimle onlara katkı da sunacağım. Kesinlikle sözümün arkasındayım. Sadece belki kargo anlamında işte, sergi getirmek biraz külfetli olur. O konuda bana destek versinler, gideceğim.

     

    Demin genç sanatçılardan bahsetmiştik. Mesela Saraybosna kuşatması sırasında birçok sanatçı kuşatma altındaki kentte sanat gösterileri düzenledi. Siz Kürt sanatçılar Sur’da böyle bir şey yapmayı planlandınız mı?

    Herkes bunu çok iyi biliyor. Biz hiçbir zaman ırk ayrımı yapmadık. Ben eserlerimle de bunun mesajını veriyorum. Eğer gerçekten bizi davet etseler, seve seve veririm.

    Amerika’nın en ünlü yazarlarından Susan Sontag’ı kimse Saraybosna’ya davet etmedi. Ta Amerika’dan Saraybosna’ya gitti ve Godot’yu Beklerken oyununu sahneye koydu. Sanki sanatçılar biraz uzaklaştılar gibi geliyor bana bunlardan. Öyle mi?

    Uzaklaşmak değil de, davet edilmediğim bir yerde ne işim olabilir ki.

    Peki bundan sonra yapacaklarınız konusunda bir ipucu verebilir misiniz?

    Bundan sonra da güzel şeyler yapacağıma inanıyorum. “Yaşamdan Kesitler” diye bir serim var benim,  bir, iki, üç, dört. Dördü bitirmedim, yarım kaldı. Bundan sonra “Yaşamdan Kesitler” deyince (yorumsuz olarak) sekiz-on konuyu tuvalimde aktaracağım.Sekiz – on konuyu tuvalime aldığım için, bunları ayrı ayrı da tek tek de çalışmayı düşünüyorum. Bu sergimde 1976 yılından kalma eserlerim var. Onları elden çıkarttıktan sonra ömrümüzün sonunda, bunu söylemekten de mutluyum, 63-64 yaşındayım, daha güzel şeyler olacak. Zaten yalnız yaşayan bir insanım. Ekonomiyle pek işim olmaz.

     

    Bir sanatçı olarak Türkiye halklarına nasıl bir mesaj vermek isterseniz?

    Ben de zaten son bir eserimde bunu söyledim. Bütün Türkiye ve dünya halklarına armağan olsun dedim. Ben bunu böyle söylediğim zaman insanlar bunu başka bir tarafa çekiyorlar. Ben de diyorum ki “kardeşim ben sizin gibi düşünmek zorunda değilim. Siz de benim gibi düşünmek zorunda değilsiniz.” Gerçekten aslında ben sadece Diyarbakır’a değil, dünyaya sesimi duyurmak, eserlerimle birlikte sesimi duyurmak istiyorum. Diyarbakır’da da aynı eserlerle, Avrupa’da da aynı eserlerle.

     

    Türkiye halklarına bir barış mesajı verecek misiniz?

    Kesinlikle bizim gibi sanatçılara, yazarlara çizerlere çok büyük ihtiyaçları var. Düşünsenize, siz yazmazsanız kim okuyacak? Ben görsel anlamda, tuvale bir şey aktarmazsam kim görecek yani. Çok çok önemli. İşte tiyatro da olsun sinema da olsun, gerçeklerden yola çıkmak gerekiyor. Aslında bazı burjuva kesim daha farklı yönüyle ortaya çıkıyor. Hep bunu söylüyorum, altına da kırmızı bir çizgiyle. Kapitalizmle işim olmaz.

     

    Barış mesajı ne oldu?

    Bütün dünyada kan dursun, çocuklar ölmesin. Biz de çizelim, biz de güzel şeyler yapalım.

     

     

     

     

     

     

     

     


    Yorumlar



    İlgili Haberler