• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    KAR…

     

    Donmuş kuşlar gibi yatak odamın penceresine lap lapa vuran karı izliyorum sabah.  İstanbul beyaza kesmiş. Bu şehirde hayat gibi mevsimler de şöyle bir dokunur geçer kentin siluetine… Metropolitan bir hızla, herc ü merc içinde yaşanır her şey. Hep bir şeyleri kovalarsınız. Yeni bir şeyi keşfettiğinizi düşündüğünüz anda başka bir şey gelir bulur sizi, yenileriniz eskiyiverir. Mevsimler de böyledir İstanbul’da. Hisar’a yağmur yağarken Erenköy’de güneş açabilir pekâlâ. Onun için safi beyaz bir İstanbul’a uyanmak özeldir.

    Kar hafifletir beni, yeryüzünün beyazlığı iç sıkıntılarımı temize çeker; yaşıyorsun, varsın, buradasın… Başıboş bir hoş, içine biraz teslim olmuşluk, biraz yaşamak sancısı katılan varoluşsal yalnızlığınla barışma duygusu…

    Hüzünbaz bir sinematografi vardır karda. Zeki Demirkubuz sinemasında yalınkat hissedersiniz bunu. Dostoyevski’nin saplantılı, yenilmeye yazgılı ama her halükarda inatçı karakterlerinin beyazperdedeki iz düşümü… Zeki Demirkubuz da inkâr etmez zaten bu sanatlar arası alışverişi.

    Çocukken karın yağması yaşamın hazzıydı bizim için. Okuldan gelip çantalarımızı atar, doğru kaymaya koşardık. Onlarca çocuk kara tren katarları gibi buzlanan bayırda beyazı yararken zaman nerede başlar nerede biterdi, unuturduk… Sonra yeni kayma teknikleri geliştirir, korniş alüminyumunu kesip ön ve arkasını yamultarak ayakkabımıza uygun basit kızaklar yapardık. Ethem bakkaliyesinin bulunduğu bayırdan kendimizi boşluğa bıraktık mı, beyazın ortasında uçan ufolar gibi hissederdik kendimizi. Biz yarı yolda tıkanırdık ya, Ercan felaket kayar, yokuşun altında bir nokta gibi kalırdı, kıskanırdık tabi…  Saatler süren karla boğuşmalarımızda düğmelerimize kadar ıslanırdık da nasıl hastalanmazdık hala şaşarım. Mahalle arası bu slalom yarışlarından sonra en hoşlandığımı şey, akşam annemden yediğim kısa ve yapmacık olduğu her halinden belli fırçanın ardından, üstümü başımı değiştirip soba borusunun altındaki boşluğa kıvranıp arsız kedi gibi yatmaktı.

    Nilüfer’in  “kar taneleri” parçası ilk gençlik romantizminin imgesiydi benim için. Hala sık sık dinlerim. Örnek ekmek fabrikasının büfesinden ekmek almaya giderken rüzgâra savrulan kar taneleri yüzüme yüzüme vururdu. O kar cümbüşünün altında bağıra çağıra kar tanelerini söyler, herkese iyilikle gülümserdim. Kimse bilmezdi tabi aşktan olduğunu…

    Kar mahpuslukta da güzeldi. Şimdi müze olan Ulucanlar Mahpusu’nda gökyüzüne çekilmiş demir ızgaranın arasından havalandırma boşluğuna düşen karın altında atılan voltalarda Ahmet Arif’in dizeleri ılık ılık akardı ezberimden… Gecekondularda hava bulanık puslu/ Altındağ gökleri kümülüslü/ Ekmeğe, aşka ve ömre/ Küfeleriyle hükmeden/ Ciğerleri küçük, elleri büyük/ Nefesleri yetmez avuçlarına/ -İlkokul çağında hepsi-/ Kenar çocukları/ Kar altındadır.

    1999 yılı olmalı, Gebze mahpusuna deli bir kar yağmıştı o kış. Murat, havalandırmanın bütün karlarını biriktirip küp yapmış, sonra eline aldığı çay kaşığı ile heykel gibi oymaya başlamıştı beyaz küpü. İki saatin sonunda harikulade bir Ramses heykeli çıkmıştı ortaya. Soğuk bir kıştı, haftalarca kaldı Ramses havalandırmamızda. Savcılar, müdürler, gardiyanlar onu görmek için günlerce koğuşumuzu ziyarete gelmişlerdi. Bir gün aramaya geldi askerler. Artık parçalarlar Ramses’i, diye düşündük. Hayır, parçalamadılar. “Askerin biri komutanım içine bir şey saklamış olabilirler,” dese de yüzbaşının eli gitmedi kardan heykelimizi parçalamaya. İçine şişler sokup çıkardılar. Ramses hala ayaktaydı. Sonra güneş yavaş yavaş eritti onu.  Geçenlerde gazetemizi ziyarete geldi Murat. 16 yıldır görmüyordum. Almanya’ya yerleşmişti.  Ne çok anlatacak şeyimiz varmış öyle, saatlerce nefessiz konuştuk, doyamadık.

    Şimdilerde mahpuslarda kardan adam yapılmasına izin veriyorlar mıdır acaba? Cumhuriyet Kitap’ın yönetmeni çok sevgili Turhan Günay Hoca küçücük havalandırmasına bir kardan adam kondurmuş mudur mesela?

    Dışarıda kardan adamların ellerinin kırıldığı, hanım teyzelerin üzerinden zıp zıp zıplayarak parçaladığı bir devirde, içerde kardan adam yapılmasına izin mi verirler! Benimki de soru işte…

    Ama dedim ya, kar benim için hep güzeldir ve karın yağması diye bir şey varsa gök kubbenin altında, her zaman bir Ramses heykeli yapılabilir kardan…önder yeni yazı görsel


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları