• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    KARAM-2

    Neredeyse on beş aylık olmuşlardı. Emre seslenmelere karşılık veriyor, gülüyor, eline aldığı oyuncaklarla oynuyordu. Akşam eve geldiğinde Emre kendisine gülen gözlerle bakarken, Can başını çeviriyordu. Geceleri uyumuyor, saat başı uyanıp, ağlama krizine giriyordu. Yemeklerini yedirmek dahi zorlaşmıştı. Herhangi bir isteğini belirtemiyor, kendisi yapmaya çalışıyordu. Yüksek sesli ev aletlerinden korkup babaannesinin ardına saklanıyordu. Her neyi istiyorsa kendi yapmıyor ya da almıyor, bizim elimizi tutarak yapmamızı istiyordu. Aynı hareketi yüzlerce kez tekrar ediyordu.

    Önce bir çocuk doktoruna götürdük. O da bir psikiyatrist tavsiye etti.  Korkarak, çöküntü içerisinde gittik doktora. Doktor ismini sordu sonra da seslendi. Can hiç bakmadı bile.  Doktor eline bir çan alıp çaldı.  Can yine bakmadı. “Tahmin ettiğim gibi YGB,”  dedi. Aman Tanrım neydi bu, ismi bile baş harflerden oluşan meçhul bir hastalık!

    Mutlaka biraz özel eğitimle düzelirdi. Kendimi avutmaya çalışıyorum ancak daha hastalığın ne olduğunu dahi bilmiyorum ki…

    Doktor kısaca anlattı. Yaygın gelişimsel bozukluk, ileri düzeyde ve karmaşık bir beyin gelişim yetersizliği olarak tanımlanabilecek bir grubu içinde bulunduran genel bir terim. Bu bozuklukları değişen derecelerde sosyal etkileşim, sözel ve sözsüz iletişim ve tekrarlayıcı davranış zorluklarıyla anlatabiliriz. Doktor oldukça kitabi konuşmuştu. Bizi uzun ve zor bir sürecin beklediğini ve yılmamamız gerektiğini de… En iyi tahminle Asperger sendromu ya da bilinen adıyla otizmdi Can’da olan hastalık…

    Akşam eve geldiğimde yıkılmış gibiydim. Çocukların yüzüne bile bakamadım. Annem anormal durumun farkında olduğundan hiç ses etmedi. Sessiz geceyi Can’ın mütemadiyen ağlayan sesi dolduruyordu. Neyi nasıl yapmalıydım. Hiçbir fikrim yoktu ki… Sabahı zor ettim. Bir doktor arkadaşımdan hastalık ve seyri hakkında konuşup bilgi aldım. Kendimde onunla ilgilenip eğitimini sağlayacak ne kuvvet, ne psikolojik yeterlilik vardı. Kendim depresyondayken ona ne yapabilirdim ki… Kaçmak, kurtulmak hatta Can’ı yok saymak istiyordum. Öyle de yaptım.

    Her şeyi, tüm zorlukları, Can’ın bakım ve eğitimini kendisi de emekli öğretmen olan anneme bırakıp, Emre’yi de alarak çıkan tayini bahane ederek kaçarcasına İstanbul’a gittik. Önceleri her gün aradığım annemi önce haftada bir, daha sonraları ayda bir kez aramaya başladım. Bu aramalarımda neredeyse Can’ı sormuyordum bile. Sonraları o da tavsadı. Her yıl bir kez olsun gittiğim baba ocağına da yıllarca uğramadım. Sadece aklımca para göndererek kurtulacakmış gibi hissedip, kendimi kandırıyordum. Emre de kardeşinden bihaber tek çocuk olarak büyüyordu. Bu arada bir meslektaşımla okulda tanışıp evlenmiştim. Eşim iyi bir insandı ve Emre’yi de çok seviyordu; ancak ben Karam’ı bir gün olsun hatırlamadan nefes alamıyordum ki… Sadece normal bir aile olabilmek adına Emre’yi düşünerek yapmıştım evliliği… Kendi aramızda yapılan evlilik törenine sadece arkadaşlarımız ve eşimin ailesi katılmıştı. Anneme haber dahi verememiştim.

    Eşim Meral’in desteğiyle hayatın akışına kendimizi kaptırmış sürüklenip gidiyorduk. Bu sefil hayatımı Emre’nin başarısı biraz olsun renklendiriyordu. Aradan yıllar geçmişti. Emre,  bir kolejin burs kontenjanıyla eğitimini başarıyla bitirip üniversite eğitimine başlamıştı. Artık doktor bir oğlum olacaktı. Ya kardeşi, oğlum Can ne yapıyordu şimdi…

    Bir gece geç saatte çalan telefonun sesiyle uyandım. İçim ürpermiş, soğuk bir ter boşalmış halde çalan telefona bakıyordum. Ne yerimden kalkabiliyor ne de elim telefona gidiyordu. Telefona eşim baktı. Arayan, bir yakınımızdı. Annemin yoğun bakımda olduğunu, ivedi olarak gelmemiz gerektiğini söyledi.

    Şimdiden neyle karşılaşacağımı bilememenin sıkıntısı sarmıştı beni. Sabaha dek uyuyamadım. Eşime Emre’den hiç bahsetmemiştim bile. Sessiz sedasız hazırlanıp ilk uçakla memlekete gittim. Uçak yere indiğinde sırılsıklamdım Önce hastaneye gittim tabi ki. Hastaneye vardığımda annemin durumu halen kritikti. Doktor bu geceyi atlatırsak bir şansımız olabilir deyince, hastanede sabahladım.  İkinci günün sabahı, doktor birkaç dakikalığına annemi görebileceğimi söyledi söylemesine ya; yüzüm yoktu ki…

    Yavaşça odaya süzüldüm. Gözleri kapalıydı. Derin derin nefes almasından uyanık olduğunu anlamıştım.

    “Nasılsın anne?” Hiç ses çıkarmadı; sadece içini çekti, cevap vermedi. Benimse bir daha soracak mecalim yoktu ki… Sustum, sustuk… Neden sonra “Ben seni büyütürken buna benzer bir sorunla karşılaşmış ancak ne babanın ne benim aklıma seni bir başına bırakmak gelmemişti. Ben nasıl bir anayım ki senin gibi sorumsuz ve vicdansız birini yetiştirmişim,” dedi. Ağlıyordu…  Nasıl bir babaydım ben? Nasıl onca zaman kaçabilmiş, onları yok sayabilmiştim. Beni affetmesi için neleri vermezdim ki… Kız kardeşimse yıllar önce evlenip Ankara’ya gelin gitmişti. Dolayısıyla bir başlarına kalmışlardı. Onları bunca yıl nasıl yalnız bırakabilmiştim, nasıl…

     

    -Devam edecek-


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları