• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Karanfil Apt.-1

    Buz gibi soğuk apartmanın zemin katından attım kendimi dışarı. Güneşin alnına. Alev çarptı yüzüme kapıdan çıkarken, bu hissin tersini bir de elektrik faturası yatırmaya gittiğim bankada yaşıyorum. Kapıyı itiniz yazıyor, itiyorum, buz gibi hava çarpıyor yüzüme… Felç olucam, diye yine küfür ediyorum güvenliğinden müdürüne.

    Her neyse, önümüze bakalım. Vücudumdaki nefreti bölüştürdüğüm insanlar sıralamasının zirvedeki açık ara lideri Seher aşiftesini takipte ikinci günümde, bu kez daha derli toplu bir yol güzergâhı çizdim kendime. Parayı çarçur etmeden, Amerikan filmlerindeki takip sahnelerine özenmeden bir izleme mantığı oluşturdum. Bornova Stadı’nın önündeki otobüs durağına doğru ilerledim. Geçtiğimiz günlerde Discovery’deki bir belgeselde, -cinsel yaşam üzerineydi- sabahları insanların daha arzulu olduklarına dair bir bölüm vardı. Aklıma bu gelince bir kararsızlığa kapıldım. Aynı adamın arabasında, ikisi de birbirini baştan çıkarırsa, diye düşündüm. Henüz otobüs durağına varmamıştım ki cebimden bir bozuk para çıkardım. Yazı gelirse taksiye binip takip edeceğim, tura gelirse otobüse binip iş yerinin önünde bekleyeceğim, diye bir totem uyguladım. Parayı havaya attığım anda bir el omzuma dokundu. Arkamı döndüm. O an için hayatın durmasını, mümkünse “bana müsaade” demesini çok isterdim. Hatta bir daha dönmemek üzere olduğu yere perçinlemek, kaynak yapmak veya tüm tabiat olaylarını engellemeyecek şekilde efendice bir köşeye çekilip “uyku moduna” geçmesini de isterdim.

    Geçsin efendim geçsin. Gelecek dediğiniz nedir ki? Faturalardan, ödemelerden ve birkaç önemli gün haricinde geleceğe dair ne beklentiniz var ki? Hayır, benim saadetimi veya mutluluğumu istemiyorsanız baştan söyleyin, konuşalım. Çünkü şu an karşımdaki kişi gelecekteki müstakbel karım olacak hanımefendi. Yaşı benden –tahminen- üç veya dört rakam yukarıda olduğuna kanaat getiriyorum. Olsun. Annem der, erkek kendinden büyük kadınla evlenirse zengin olur, diye. Olalım. Zengin olalım, fakir olalım, samanlıkta kalalım, seyran kuralım. Konuşalım, dertleşelim, oturalım, ağlayalım, sızlayalım, bilakis kendi ellerimle yemek yaparım. Bilahare belgesel izleyip tartışalım. Matematiğin hayatımıza kattığı önemsiz fonksiyonel açıların hepsini sarılmak kisvesi altında deneyelim. Bir kere de işe yarasın şerefsiz!

    -Merhaba, Alsancak tarafına nasıl giderim?

    Dünya dönüyordu. Şerefsiz dünya! Dönecek zaman mıydı şimdi bu? Otur oturduğun yerde kalıbına tükürdüğüm. Zaten delikanlı olsaydın günün on iki saati güneşe yüzünü dönüp, geriye kalan on iki saatinde götünü dönmezdin. Bak güneşe, olduğu yerde milyar yıldır bekliyor. Tayland’da otuz yıldır her sabah tren istasyonuna gidip akşama kadar ona randevu sözü veren eski sevgilisini bekleyen abimiz gibi. Karakterli, dik, mert ve sözünün eri. Ya sen? İşine gelmediği her an sağa sola arkanı dön. Dön bakalım. Senden de nefret ediyorum.

    Alnımdan boncuk terler boşanmaya başladığı an konuştum.

    -Şurada otobüs durağı var. Oradan binerseniz gidebilirsiniz.

    Bu muydu Feliz? Böyle baştan savma bir tarif yakıştı mı sana?

    Utanmıştım biraz, ama sadece biraz. Utanılacak bir şey yoktu aslında; soru sordu, nezaket kuralları çerçevesinde cevaplamam lazım. Boynumun borcu.

    -Teşekkür ederim.

    -Rica ederim…

    Dönüp arkasını otobüs durağına doğru ilerledi. Kalbim, her çarpışında caddenin karşısında bulunan Cantıp’ın kardiyoloğuna el sallayıp geri gelip vücuduma saplanıyordu. Beline kadar inen saçları, siyah elbisesinin altındaki topuklu ayakkabılarıyla uyumu beni daha bir baştan çıkardı. Yeni bir serüvene atılmanın, kendime bir gerçeklik kazandırmanın tam zamanıydı


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları