• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Karanlıktan Aydınlığa

    Hiç insan sevmemiş, hiç çiçek koklamamış, hiç sevdiğine sarılıp zamanın durmasını istememiş biyonik bir insan nesli gibi davranıyorlar, Cizre’de bodrum katında diri diri yakılan 180 kişinin cenazesi üzerinden politik argüman üretiyorlar ve dahası bu ölümleri, bu katliamları meşru kılacak söylem yaratma çabasındalar. Beş aylık bebekten, seksen yaşındaki annelere kadar insanların diri diri yakıldığı o vahşet bodrumlarından “büyük temizlik” diye bahsediyorlar. Yıllar sonra bir gün bugünleri acıyla hatırlayacak bir neslin travmasına sebep olduklarını, ölenlerin yakınlarınının duydukları acıyı kin ve öfkeye dönüşeceğinden habersiz bir şekilde yanmış bedenleri “leş” diye sosyal medyaya sunuyorlar.

    Yakın bir arkadaşım dönemin en iyi yönetmenlerinden birinin 12 Eylül faşizmini anlatan filmini izledikten sonra “insanlar neler yaşamış” demişti. O filmde gösterilmeyen birçok detay vardı, Diyarbakır zindanları ve faili meçhul cinayetler, anaların “çocuklarımın kemiklerini verin, gömelim, bir fatiha okuyalım” haykırışlarını anlatmıyordu. Dışkısı yedirilen, belli uzuvlarına jop sokulan ve dişleri kerpetenle sökülen Kürt gençlerinin hikâyesi anlatılmıyordu. Bugüne uzanan savaşta o günlerin ekini topladığını unutuyordu üst akıl, unutmak işine geliyordu. Acılar yaşanmamış gibi başı dik, onurlu Kürt halkı yıllar sonra yeni bir umut kazanmıştı. Legal siyasette kendini ifade edebilen bir lidere kavuşmuş, Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’ın politik mizacını sahneye en kusursuz argümanlarla sunan biri çıkmıştı. Türk halkı da benimsemiş, büyük bir seçim başarısıyla sandıktan ayrılmıştı.

    Ne olduysa o günden sonra oldu. Türk halkının yaşam kodunu bilen üst akıl, ülkeyi savaşa ve kaosa götürmekte gecikmedi. Savaşın ahlâksızlığıyla başlayan bu şiddet sarmalı binin üzerinde insanın hayatını kaybetmesine neden oldu. Miting alanlarında patlayan bombalar, evlerin duvarlarını yıkan çocukları kekeme bırakan tank atışlarıyla devam etti. Silvan’da kadın bir milis şöyle diyordu; “herkes güzel bir hayat ister, biz de İzmir, İstanbul’dakiler gibi kafelere, kütüphanelere gitmeyi isteriz, ancak devlet beni, annemi, babamı, kardeşimi öldürmeye gelirken bu mümkün değil, kim eline silah alıp birini öldürebilir ki, kolay mı zannediyorsunuz bununla yaşamak” evet, kolay değildi. Hem de senin, benim yapabileceğimiz bir şey değildi. Bir mücadeleye bağlı kalarak yaşamak hiç kolay değildi.

    Ve şiddet gündelik yaşamı vurmaya başladı. Savaşın ahlâkını Kürt illerinde görmeyenler Ankara’da, Cenevre’den bahsetmeye başlamıştı. O güne kadar yapılan tüm hukuksuzluklar günün ardında unutulmuştu. Üst akılın istediği olmuş, düşman kendisine benzemeye başlamıştı. Gündelik yaşam vurulmaz, dokunulmazdır diyordu Ahmet Tulgar, haklıydı, hiçbir mücadele ve hiçbir vatan gündelik yaşamı yok etmeye değecek bir politik argüman sunamaz bizlere. Bunun bilincinde olarak; “halkı vurmayın, halk bizim barış teminatımızdır” karanlıktan aydınlığa çıkacağımız günleri umut ediyorum.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları