• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    “Kararlılık maddi sorunların üstesinden gelmeye yetiyor”
    “Kararlılık maddi sorunların üstesinden gelmeye yetiyor”
    29 Mart 2017 10:01
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

    Türkiye’nin en önemli nörologlarından biridir Gençay Gürsoy. Ama aynı zamanda Türkiye barış ve insan hakları mücadelesinin en ön saflarında yer alan bir aydın aktivist. Her dönemde demokrasiden yana ve halkların yanında.

    İstanbul Tabip Odası başkanlığından Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi başkanlığına kadar yükseldiği meslek örgütçülüğünün yanı sıra, Sosyalist Birlik Partisi ve ÖDP gibi partilerin merkez organlarında siyaset yapmış ve Barış Bloku, Demokrasi İçin Birlik gibi birçok sivil inisiyatifte etkin görev almıştır. Gençay Gürsoy ile evinde buluştum ve Türkiye’nin gündemini konuştum:

    Söyleşi teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Böylesi kritik bir dönemde sizin gibi çok uzun süredir demokrasi ve insan hakları mücadelesi içinde yer alan bir aydının fikirlerinin kamuoyuna duyurulmasının gazeteciliğin gereği olduğunu düşünüyorum.

    Rica ederim. Bu benim için de önemli.

    Hemen soruma geçeyim… Referandum öncesinde Türkiye’nin durumunu nasıl görüyorsunuz?

    Cevabı zor bir soru… Yani, yakın çevremizdeki izlenimler insanı yüreklendiriyor. ‘Hayır’ çıkacağı konusunda gittikçe artan bir inanç var. Bir iyimserlik havası hâkim olmaya başladı baharla birlikte. Bu yanıltıcı bir tespit değil. Buna ben de katılıyorum. Sadece burada değil; yakınlarda Güneydoğu ve Kürdistan’ı da dolaştık. Oralarla ilgili olarak sürekli “Kürt halkı bütün bu olup bitenlerden çok tedirgin, çok bıkmış durumda, ümidi kesmiş durumda,  ‘evet’ de çıksa ‘hayır’ da çıksa fark etmez” düşüncesi hâkim diye konuşuluyordu. 10 gün önce Diyarbakır’da 3-4 gün kaldık. Orada bir toplantı düzenledik değişik siyasi görüşlerden politikacıların da olduğu bir grupla. Panel yaptık. Birçok insanla da konuştuk.  Evet, böyle bir hava estirilmeye çalışılıyor. Öyle anlaşılıyor ki, iktidar yandaşı kesimlerin ‘evet’ dedirtme konusunda Kürdistan’da çok fazla taraftar bulamayacakları için bir nevi boykotu destekleyen, boykotu öneren “sandığa gitmek bizim için hiçbir şey fark ettirmiyor” düşüncesini yayma eğiliminde oldukları anlaşılıyor.

    DSC_1517

    Peki, bu algı operasyonu tutuyor mu Kürt kamuoyunda?

    Böyle çevreler var. Fakat bizim edindiğimiz izlenim, genel eğilim böyle değil. Nitekim arkasından Newroz’u gördük. Sokağa çıkma konusunda bir tedirginlik vardı Diyarbakır’da, Şırnak’ta vs…  Newroz’la birlikte halkın daha canlı olduğunu görüyoruz. Fakat Fırat’ın batısında baskı giderek artıyor. Cumhurbaşkanının dün yaptığı konuşma medyaya yansıdı,  cezaevindeki 140 gazeteci ile ilgili iddianame bile ortada yokken, “Bunlar çocuk tacizcisi, bunlar terörist” gibi iddialarda bulundu. Bu baskılar ve söylemler tabii, bir çekingenlik doğuruyor. Zaman zaman çeşitli grupların yaptığı sokaktaki nabız yoklamalarında birkaç sorunun ardından gruplar halinde gerginlikler, kavgalar oluyor. Evetçilere karşı hayırcılar, hayırcılara karşı evetçiler… Bu gerilim insanı ürkütüyor. 16 Nisan’a doğru acaba bu gergin hava daha da artıp 7 Haziran seçimlerindeki gibi ‘kaos ya da ben’ tercihinde olduğu gibi bir strateji hayata geçer mi, diye bir endişe taşıyorum doğrusu… Böyle bir endişe hissediyoruz, herkes hissediyor. Birçok insan “‘Hayır’ çıksa da kolay kolay iktidardan ayrılmayacaklardır,” düşüncesinde. Bunlar tabii, herkesin endişesi ama gittikçe sayısı artan kararlı bir kitle ‘hayır’ tavrını gayet örgütlü şekilde sürdürüyor.

    Demin dediniz ya, “’hayır’ çıkarsa da gitmezler,” diye düşünüyorlar… ‘Hayır’ çıkarsa tekrar bir demokratikleşme sürecinin başlaması için ne yapmak gerekir?

    17 Nisan’dan itibaren tek adam rejimine karşı olan yüzde 40 kemikleşmiş kitlenin bir strateji belirlemesi lazım. Ana muhalefet partisi başta olmak üzere örgütlenmiş yapıları düşünürsek, 17 Nisan için belirlenmiş bir alternatif strateji henüz ortada yok. Herkes “‘Hayır’ çıkacak; ‘hayır’ iktidarı kendi içinde bir sarsıntıya uğratacak,” diye düşünüyor.  En iyi ihtimal-en yakın iş diyelim-iktidarın anayasal çerçeveye evrilmesi ve önümüzdeki seçimlerden itibaren normal demokratik parlamenter sistemin yeniden işlemeye başlaması… Bu; arızasız, geçiş için belki de ideal bir yöntem.

    Peki, ya bu olmazsa?

    Ama böyle olmayabilir de. O takdirde yaşanacakları kestirmek mümkün değil. İktidarın ve özellikle cumhurbaşkanının “Ben burada devam ediyorum arkadaş!” gibi bir tavır göstereceği düşüncesi var. Bundan ötesini de telaffuz etmek istemiyorum. Bundan ötesi Türkiye’nin ölçüsüz bir gerilim ortamına girmesi demektir. Hem ülke için, hem iktidar için, hem muhalefet için, hem bölge için bu çok büyük risk demek…

    ‘Hayır’ çıkması durumunda tekrar bir toplumsal barışa yönelme eğilimi gelişir mi?

    Bir siyaset gözlemcisi olarak, aktivist olarak böyle bir ihtimali görmüyorum. Yapılması gereken budur aslında. Ama yine de belli olmaz, insanoğlu çok değişken… Yakın tarihi böyle bir ümit beslemeye meydan vermeyen örneklerle dolu bir kişilik bile olsa, olabilir. İnsan beklenmedik şeyler de yapabilir ama bu ihtimali çok mümkün görmüyorum. Umut ediyorum ki,  -ne olursa olsun cumhurbaşkanının da danışmanları var, fikir sorduğu insanlar var- bu gidişin hiç kimsenin işine yaramadığını, hiç kimseye fayda getirmeyeceğini,  tırnak içinde hayırlı bir iş olmadığını görüp yumuşak inişe davet ederek ikna edebilsinler…

    DSC_1527

    İsrail’le ve Rusya ile barıştı mesela. Niye kendi halkıyla da barışmasın…

    Tabii, tabii. Teorik olarak bu mümkün ama yani çok büyük bir güven kaybı var. İktidarın temsil ettiği siyasi anlayışa bakılırsa, “Hadi gelin, derleyip toparlayalım bu memleketi “ anlayışının inandırıcı olacağını tahmin etmiyorum kitleler açısından. Böyle bir mucize bekleniyor ama buna ne kitleler güvenir ne de bu iktidar böyle bir çözüme ikna olur.

    İktidarın Avrupa ile kavgalı bir hali var. Alman, Avusturya, Hollanda ile yaşanan gerilimlerle meşgul oldu geçen hafta Türkiye. Bu kavga hali Türkiye’de seçmeni nasıl etkiliyor?

    Valla, Türkiye’nin durumu şuna benziyor; böyle bıçkın çocuklar vardır ya, yüzü gözü yara bere içinde ama kavgaya doymaz, durmadan da dayak yer. Öfkeden beslenen kişilik yapıları vardır. Biraz böyle bir diplomasiye doğru evrilmeye başladı ne yazık ki Türkiye. Danimarka’dan tutun, ABD’ye kadar batı demokrasisi dediğimiz ülkelerle kanlı bıçaklı olmaya başladı. Yani aklıselimle, sağduyuyla, sağlıklı bir ruh yapısıyla açıklanabilecek şeyler değil. Avrupa’ya “Siz böyle giderseniz, dünyanın hiçbir yerinde bir daha sokağa çıkamazsınız,” diyor. Bu ne demektir? Bu terör ve tehdit anlamına gelir. Nitekim böyle algılandı. Daha şimdiden Avrupa telaş içinde bu lafı yutmaya çalışıyor, bu lafa bir cevap hazırlamaya çalışıyor. Almanya cumhurbaşkanı -dün bir bugün iki-“Türkiye’de neler oluyor, bu iktidar neler yapıyor?” sorularını sormaya başladı.  Bu tabii sadece Türkiye’de batıyla entelektüel alışveriş içinde olan insanlar için kaygı yaratmıyor. Orada milyonlarca yurttaşımız yaşıyor. Siz bu devletlere böyle davranırsanız, onların da oradaki Türk insanlarına karşı tavırları farklı olabilir. Bir yurttaşın röportajını izlemişsinizdir herhalde, polisle çatışan bir Türk grubu içinde biri “Ya gel, üzerimize geliyorlar.  Başımıza iş açarız, dayak yeriz” filan diyor öteki diyor ki, ”Burası Türkiye mi?” Bunları söyleyemez hale gelebilir insanlar, onların da rahatı kaçar. Nitekim geçenlerde bir televizyon programında Taha Akyol– sağ kesimin, milliyetçi kesimin önemli düşünürlerinden biri-  söyledi, “Sürekli yurt dışında Türkiye’yi temsil eden kurumlardan telefonlar geliyor. Aman abi, siz etkilisiniz, biraz sakin olsunlar. Biz burada çok tedirginiz filan, diyorlar,” diye…

    HDP’nin referandum çalışmalarını nasıl buluyorsunuz?

    HDP’ye yönelik gözaltılar, tutuklamalar durmaksızın devam ederken yeni kadroları çalışmalara yöneltiyor büyük bir iyimserlikle. Bütün çabalara rağmen HDP özellikle Güneydoğu’da ayakta kalan tek siyasi parti olduğunu Newroz’da da kanıtlamış oldu.

    Peki ana muhalefet partisinin tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    (Gülüyor) hani “Dışı seni yakar içi de beni,” derler ya… Bir facia bana sorarsanız. Kendi tabanını, içindeki demokrat özgürlükçü onlarca milletvekilini bir kenara koyuyorum fakat merkezi yönetim, özellikle Kılıçdaroğlu zaman zaman söylemleriyle ‘hayır’ı savunayım ederken ‘evet’e hizmet eden bir politikanın örneklerini veriyor.

    Bunu neye bağlıyorsunuz? Niye böyle davranıyor?

    Valla, çekingenlik diye düşünüyorum. Ben kendisini de tanırım. Türk Tabipleri Birliği başkanlığım döneminde Sayın Kılıçdaroğlu ile bir hukukumuz da vardı. Birçok defa gittim görüştüm.  “Türkiye’de demokrasinin, Kürt meselesinin sahibi CHP olmalıdır,” telkinlerini çeşitli vesilelerle dile getirdim. Çok muhterem bir insan. Çok sevecen… Güzel güzel konuşuyor, söylediklerinize katılıyor, “Aynen katılıyorum,” diyor; sonra gidiyor tersini yapıyor. Mesela barış meselesi Türkiye’nin en önemli ihtiyacı… Bu konuşulurken iktidarı eleştirmesi gereken noktanın ne olmasını beklersiniz?! “Geçmişte birtakım iyi şeyler yaptınız, hiç olmazsa Türkiye’de şu kadar süre insanlar ölmedi, savaş olmadı, analar ağlamadı; ne güzel… Bunu becerdiysen, şimdi gel bunu beraber yapalım,” demek varken o günleri suç olarak görüyor.

    Dolayısıyla bugün yapılanları da desteklemiş oluyor.

    Desteklemiş oluyor, üstelik bugünü az bile buluyor. 90’lara döndük gerçekten. Muhalefeti bırakın, normal bir mantaliteye, sağlıklı bir akıl yürütmeye aykırı şeyler bunlar. Ama dediğim gibi iyi niyetinden şüphem yok, dürüstlüğünden şüphem yok. Seviliyor da… Umuyorum birileri, “Böyle de deme kardeşim,” diye ikna eder ama sonuçta CHP içinde kökleşmiş bir milliyetçi damar var. Zaman zaman MHP çizgisine kayıyor, zaman zaman dokunulmazlık meselesinde olduğu gibi tarihin hiç affetmeyeceği bir gafa imza atıyor. Ama bir taraftan da aynı parti içerisinde Türkiye’nin geleceğini demokrasi, özgürlük ve barışa bağlamış çok önemli bir potansiyel var.

    DSC_1563

    Biraz sivil toplum örgütlerini konuşalım.  Sizin de çalışmalarında yer aldığınız Barış Bloku ve Demokrasi İçin Birlik gibi oluşumlar var… Bunların çalışmaları ne düzeyde?

    Son derece aktif… Sadece onlar değil, Yurttaş Girişimi, Diyalog Grubu, Barış Bloku ve Demokrasi İçin Birlik; bu dörtlüyle son Güneydoğu ve Kürdistan toplantılarını beraber düzenliyoruz. Dolayısıyla burada önemli bir birikim var. Ama onun dışında çeşitli yapılar da var. Oy ve Ötesi değişik bir isimle faaliyet gösteriyor. Onun dışında İslami kesimde önemli bir sivil örgütlenme teşebbüsü var. Onlar da yurdun çeşitli yerlerinde toplantılar yapıyorlar. Eski anayasacılar yan yana gelmiş ve grup çalışması yapıyorlar. Yani çok sayıda sivil toplum örgütü var. Fakat sokağa henüz kitlesel gösteri olarak yansıyan bir şey yok. Bunu da anlamak mümkün. Devlet bütün gücüyle, araçlarıyla, insanlarıyla, uçağıyla, helikopterleriyle, bürokrasisiyle ‘evet’ propagandası yaparken biz çok dar olanaklarla cebimizden para toplayarak bu gezileri yapıyoruz. Salon kiralarını bile üçer beşer lirayı bir araya getirerek sağlamaya çalışıyoruz. Böylesi eşitsiz koşullar var. Ama heyecan, inanç ve kararlılık bu maddi sorunların üstesinden gelmeye yetiyor.

    Çok teşekkür ederim.

    Ben teşekkür ederim.

     

     

     


    Yorumlar



    İlgili Haberler