• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Karataş’ta bir Tayfun Hoca…

    Dünyası küçük yerlerdir kasabalar.  Hele sahil kasabasında kışlar, ölü bir yalnızlığa çekilir. Hayatı renklendirecek çok az şey bulursunuz… Hep aynı yüzler, aynı sokaklar, aynı sohbetler, konuşula konuşula suyu çıkartılmış birbirinin ikizi aynı küçük olaylar… Aynı rutinde boşalan kum saati zaman…  Dükkanlardan birinde biri bıçakla parmağını kesse yarım saat sonra tüm çarşı haberdar olur, başlar üzerine geyik muhabbetleri…

     

    Karataş’ın kışı nanemolladır biraz.  Ne zaman yağmur başlar, ne zaman deli rüzgarlarını üzerinize salar, ne zaman yazdan kalma bir hava ile kandırır sizi, bilemezsiniz. Deniz rüzgârı üşütmez ama sert eser. Rüzgârda sağa sola yatan, yol boyu palmiyeler baktıkça okyanus ikliminin o haşinliğini yaşar gibi olurum hep. Biraz sonsuzluk duygusuna benzer. Deli yağan yağmurdan sonra kasaba çarşısını dolaşırken, sizi misafir sıcaklığı gösteren bir esnaf hal hatır sorarken, tanımadığınız birinden sebepsiz aldığınız dost gülücüğüyle ansızın yaşama sevinci dolar içinize…

     

    Dost dedik de, kasaba yalnızlığında dostlukların müstesnadır yeri. Küçük dünyada insan dediğiniz şey, değerlidir. Çukurova’nın bıçkın insanları, severler insanı.  “Çukurova yiğidine mahsus” ağız dolusu küfretmeyi de severler. Birden kızıp birden sakinleşirler. Öfkesi duygusallığından gelir. Hepsi kendi çapında kalantor takılsa da bu ülkenin ötekisi olduğunu bilirler, hissederler.  Ekseriyetinde tutunma çabasına eşlik eden, küfürlü bir boş vermişliktir. Hırsları vardır ama nasıl ulaşacağını bilemezler.  Dostoyevski’nin tutkularının bedellerini ağır ödeyen ama yeni maceralara aynı tutkuyla atılan yer altı karakterlerine benzetirim onları. Ama her halükarda dostluklarını esirgemezler insandan.

     

    Tesadüf eseri tanıdığım Tayfun Hasırcı şu geçici kasaba yalnızlığında dostluğunu esirgemeyen ilk insan oldu bana. Tesadüfen tanıştık. Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesinden emekli bir öğretim üyesi Tayfun Hoca… Uzun yıllar eğitim fakültesinde beden eğitimi hocalığı yaptığını söyleyince aynı fakülteden mezun Ablam Şengül’ü tanıyıp tanımadığın sorduk. Zehir gibi hafıza var Hoca’da. Tanıdı. Ablamı 6 yıl önce kaybettiğimizi söylediğimizde çok üzüldü. Sonra dost olduk.

     

    İlk tanıştığımızda “Çok okudum. Klasik bir beden eğitimi öğretmeni gibi görme” demişti.  Ne yalan söylemeli, başta “hazır kasabanın küçük dünyasını bulmuşken okuduğu üç beş kitapla egosunu sivriltmek isteyen geç kalmışlardan” diye düşünmüştüm. Ne tuhaf bir önyargı. Ayıp etmişim… Gerçekten de ayaklı kütüphaneydi Tayfun Hoca. Yıllar önce okuduğu kitapların karakterlerinin isimlerini bile unutmamış. Hobbes’un bir sözünü söylüyorsunuz, o size Latincesini mırıldanıyor hemen.

     

    Onunla lokantasının mutfağında ufaktan demlenirken doyumsuz sohbetlerimiz oluyor akşamın geç saatlerinde. Tarih, siyaset, edebiyat, felsefe, hayat… Hayata kırılmışlardan aslında Tayfun Hoca.  Sorduğu derin sorulara yanıt alamamışlardan hayattan. Çok şey biriktirmiş içinde, acısını kendine saklamış. Yerleşik değerlerin insanı olamamış hiç.   İnsanların arasında ve insanlardan uzak, çok ötelerde bir yalnızlık inşa etmiş kendine.  Can kırıklarına felsefi açıklamalar ararken edebiyatın kapısına çıkmış yolu. Şiiri sevmiş.  Nazım’dan, Ahmet Arif’ten, Adnan Yücel’den, Can Babadan dizeler düşürüyor konuşmasının ortasına sık sık.  Sıradan bir mesele hakkında konuşurken bile bilgece sözler duyarsınız onun ağzından. “Sana bir ses kayıt cihazı takalım” diyorum, “Yitip gidiyor bu sözler…”  Gülüyor.

     

    Şu kısacık zamanda Tayfun Hoca ile dokunduk birbirimizin ruhuna. Öyle bir dostluk kapısı oldu benim için. Onun dükkanında Çukurova’nın, Adana’nın temiz yürekli, yiğit ama bir o kadar da çıkışsız insanlarıyla arkadaş oldum. Hepsi ‘Karataş’a misafir gelen bir yazar saygısı’ ile bastılar bağırlarına beni.   Sofralarına buyur ettiler.  Rakılarını paylaştılar. Birkaç gün uğramasam arayıp ‘Neredesin?’ diye sordular.

     

    ***

     

    Hayat kah sert rüzgarları, bazen   deli yağmurları, kah ansızın açan güneşiyle bir gökyüzü yolculuğu aslında. Bir mevsimde yolunuz Karataş iklimine uğruyor ve Eylül Kebapçı’da Tayfun Hoca diye birine rastlıyorsunuz, ‘dostum’ diyorsunuz…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları