Kardeş Türküler, Türkiye’nin en önemli müzik grubu bence. Çünkü yaptıkları müzik bu ülke insanlarına barışın nasıl bir şey olduğunu, nasıl inşa edilebileceğini anlatıyor. Kardeş Türküler’in önündeki vokallerden Feryal Öney de işte güçlü sesiyle ne anlatırsa anlatsın bir yandan da barışı anlatmış oluyor.
Ülkemizin barışa en fazla ihtiyacı olduğu, savaş naralarının arasından barış şarkılarını duyulur kılmanın en fazla gerektiği bir dönemde Feryal Öney ile buluştum ve ona müziğini ve barışı sordum:
Kardeş Türküler, Türkiye’nin en köklü gruplarından biri oldu. Siz grubun vokalini üstlenmiş durumdasınız. Bu kadar uzun süre bir arada kalmayı nasıl başardınız?
Bu soruyu cevaplarken içinde bulunduğumuz yapıyı anlatmakla başlayayım öncelikle. Her şeyden bağımsız bir okul kurmaya çalıştık biz. Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu. İçinde tiyatrocuların, dansçıların, müzisyenlerin ve yayıncıların yer aldığı bir yapıydı, bağımsız, kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan, hem maddi olarak hem farklı açılardan, BGST, Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu bir kere bu projenin yaşamasını sağlayan en önemli etkendir. Çünkü biliyorsunuz Türkiye’de 6 ay konser veremeyebiliyorsunuz, savaş koşulları oluyor, Olağanüstü Hal oluyor, bir sürü şey oluyor, başımıza gelmeyen kalmadı Kardeş Türküler projesine başladığımızdan beri. “Nasıl önlem alırız buna” diye düşündük ve işte kültürel alt yapı fonu vardır Gösteri Sanatları’nın, aidat gibi bir şey, hani derneklerde olur ya, öyle bir şey vardır, sonra adaletli bir pay sistemi vardır falan, yani sadece maddi şeyini anlatmam bile yeterli, öte yandan biz çalışmalarımızı yürütürken eleştirel olmaya, birbirimize karşı eleştirel olmaya çok dikkat ediyoruz. Yine BGST içerisinde tiyatrocusu, dansçısı, yayıncısı, Kardeş Türküler projesini sıkı takip eder aslında, nerede çıkmaza girdi, nereden kendine bir çıkış yolu bulabilir, dönem dönem biz çok konuşuruz bunu, tabii ki seyircinin, bizim dinleyicimizin görüşleri çok önemlidir ama genelde hani daha şeydir ya o, sevgisini gösterir seyirci, dinleyici, dönem dönem ama çok kötü bir albüm yapmışsak gelir tepki haberleri, biz biraz acımasız eleştiririz birbirimizi, bu da şeydir yani, “daha iyi nasıl olacak bu iş” onun yollarını aradığımız için, ben işte özellikle bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum, bir arada olmak, bir arada çok kalabalık bir ekiple olmak, kavgası gürültüsü elbette var, hayat şartlarından dolayı bu projeden ayrılmak zorunda olanlar oldu, tercihleri başka yönlerde oldu, yeni gelenler oldu, fakat kurucu en azından 6, 7 kişi Kardeş Türküler’de devam etmeye çalıştı, çok zorlandığımız zamanlar oldu doğrusu ama hep “nasıl bu iş aydınlığa çıkacak”, çünkü yaptığınız iş biraz şey, insanlara umut veren bir proje yapıyorsunuz, bazen onun altında kalabiliyorsunuz, umutsuzluğa düştüğünüz, karanlık işler yapmaya başladığınız, tıkandığınız zamanlar oluyor, o zaman şeyi hatırlıyorsunuz, “bir dakika, bu memleket için, bu coğrafya için bizim dışımızda olan bir şey artık bu proje, bizi aşan bir proje, iyi bir şey yapıyoruz sanırım, bunun devam etmesi lazım” ki deyip toparlanıyoruz aslında.
Çok iyi bir şey yapıyorsunuz. Farklı kültürel ve etnik yapılardan gelen insanlar bir aradasınız. Bu zor olmuyor mu?
Farklı kimliklerin bir arada olması?
Evet.
Bu aslında bir hani o zenginlik diye altı boşaltılan bir kelime var ya Türkiye’de çok böyle “zenginliklerimiz, renklerimiz” falan filan ama biz sahiden onu yaşıyoruz, çok farklı kimlikten insan bir aradayız Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu’nda, çok farklı temalarda iş yapıyoruz, bir kere şey, sadece etnik kimliklerin değil, inanca dair, kadına dair, doğaya dair, işçilere dair yani şey işte sınıfların eşitliği, her alanda bir kere bir şey söyleme ihtiyacı hissediyorsunuz, çünkü içinde yaşıyorsunuz. Kadınlık durumunu yaşıyorsunuz, doğa talan ediliyor, içinde yaşadığımız şehir talan ediliyor, bunu bizzat yaşıyorsunuz ve bir şey söyleme ihtiyacı hissediyorsunuz.

Ve söylüyorsunuz da.
Dolayısıyla bu aslında yaptığımız işi zenginleştiriyor. Yaşadığımız gerilimler, çatışmalar, o kimliklerin bir arada çatışması, ihtiyaç hissediyorsunuz. “Bir şey söylemem lazım buraya dair” diyorsunuz. Oluyor kavga gürültü, gerçekten bu memlekette iş yapmaya çalışan topluluklarda, her yerde oluyordur ama hani onu saklamanın, gizlemenin alemi yok, çok şey yani tıkandığımız zamanlar, ilişkilerin tıkandığı, işlerin tıkandığı, iş yapamaz hale geldiğimiz dönemler oluyor. Memleketin de durumundan dolayı, muktedirlerin baskılarından da dolayı falan ama zenginleştirdiğini hissediyoruz, iş çıktığında “iyi ki hâlâ bir aradayız” diyoruz. O iyi geliyor insana.
Bir de şunu merak ediyorum, siz de etnik müzik yapıyorsunuz. Ermenice yapıyorsunuz, Kürtçe yapıyorsunuz, Kürtçe’nin iki lehçesinde de yapıyorsunuz.
Soranice de yapıyoruz. Kürtçe’nin farklı lehçelerinde okuyoruz.
Hepiniz nasıl uyum sağlayabiliyorsunuz?
İçimizde ana dili Kürtçe olanlar var bir kere. Annesiyle babasıyla Kürtçe konuşan, arkadaşlarıyla Kürtçe konuşan, bu mesela Kürtçe müzik alanında Vedat’ın (Yıldırım) daha aktif olmasını sağlıyor, sözünü yazıyor, bestesini yapıyor, kaynaklara daha rahat ulaşıyor, projenin başından beri İstanbul Ermeni cemaati çok yakından takip etti ve abilik, ablalık yaptılar, Hrant (Dink) Abi de başta olmak üzere, İstanbul Ermeni topluluğu da hep yanımızdaydı, arşivini sundu, Ermenice çalıştırdı, çevirileri yaptılar, Kafkas toplulukları öyle, Karadenizli arkadaşlar öyle, Kardeş Türküler onun için bizim için üç beş kişiden 10 kişiden oluşan bir şey değildir, sahiden çok ciddi, arka planda, işin mutfağında çok ciddi bir şey vardır, emek vardır, hani gelip şarkı türkü söylemez ama sözü getirir sana, müziği getirir, besteyi getirir, “dedemin söylediği, ninemin söylediği şöyle bir şarkı vardır” der, getirir, Çerkesçe gelir bir yandan, bir yandan Arapça bir şey gelir ve biz bir şey yapacağımız zaman, şu anda albüm sürecindeyiz, yeni albüm yapmaya çalışıyoruz, bir bir oturup şey yaparız, “şu anda nasıl bir albüm yapma ihtiyacımız var”, “kimlerle, nasıl bunun yapısını oluşturabiliriz”, işte o zaman o arkadaşlarımız tekrar devreye girerler. Çerkesçe öyle geldi mesela, şimdi Karadeniz’den öneriler geliyor, Zazaca öyle önerildi bize, Alevi deyişi öyle, ben Alevi değilim ama çok fazla Alevi dostum var o kültürü gerçekten yaşatmaya çalışan. Hemen sorabileceğim insanlar var, “ya, yani şu bölgeden mesela ne söyleyelim, bize birkaç bir şey getirir misin”, bayağı geleneğe yakın olan, geleneksele yakın olan, dedelerin söylediği şeyler hemen gelir falan, çok avantajlıyız o anlamda.
Siz Kürt değilsiniz, değil mi?
Ben Türkmenim. Bayağı, bayağı.
Ama Kürtçeyi de çok güzel kullanıyorsunuz?
Ben yapamıyorum da, Selda (Öztürk) ve Vedat onu şey yapar, ben genelde geri vokallerde, backvocal’lerde, ama şey oluyor, insan bir süre sonra, öyle midir, bilmiyorum da sanki Kürtçe’yi bayağı rahat söylüyormuşum gibi hissediyorum bazen.

Sanatçılar için öyledir.
Dinleye dinleye ve arkada backvocal yapa yapa alışıyorsun herhalde, kulak alışıyor bir yerden sonra. Ben bildiğiniz Türküm.
Müzikle özgürlük ve barış mücadelesini çok iyi bir araya getirdiniz. Bunun formülü nedir?
Bunun formülü sahiden yaşadığımız şeyi, zaten hepimiz ayrımcılığa uğruyoruz, hepimiz eşitlik, adalet için, bu memlekette yaşayan herkesin derdi bu, hani biz dışındayız da, insanlara dair, insanlığa dair bir şey söylüyoruz diye bir şey yok, yaşadığımız şeyi hissedebildiğimizde, o eşitsizlikleri, adaletsizliği ve ona dair itiraz etme ihtiyacı hissettiğimizde müzik de küçük bir aracı oluyor bunun ve sahnede biz bunu çok güzel hissediyoruz. Şimdi biz bazen şey oluyor, ölümlerden sonra, asker ölümlerinden, gerilla ölümlerinden sonra konser vermek zorunda çok kaldık. Hâlâ da olabilir. Biraz tedirgin çıkıyoruz sahneye, “insanlar ne hissedecek acaba”, şarkı söylüyorsun, şarkı hep eğlence olarak görülmüştür ya, bizim coğrafyamızda öyle en azından, ağıt da yaksan şarkı söylüyorsun, onun bir tedirginliğiyle çıkarız ama şeyi çok güzel seyirci bize hissettirir, “biz beraber bir ağlayalım, bir rahatlayalım, ondan sonra halledeceğiz bu şeyi, beraber çıkacağız bu kirli dünyanın ya da çıkmazın içinden beraber çıkacağız”, en son halaylarla, oyun havalarıyla gittiler, bir gün önce ölümler olmuştur ama o halayda şey yoktur, “aman boşver” falan yoktur, “beraber güçlüyüz” hissi vardır, o bizi çok yaşattı aslında, iyi geldi, her seferinde bir nevi terapi yaşadık biz karşılıklı, seyirciyle sanhedekiler. Bugüne kadar, mesela en baştaki sorunuza gelirsek, bugüne kadar yaşamasının sebeplerinden birisi de bu olabilir, her seferinde hani böyle ruhunu bir arındırmak, tedavi etmek kendini, o onardı bizi, iyi geldi, şifa oldu yani.
Demin anlattınız da, tekrar sorayım, Feryal Öney müzikal olarak nerelerden besleniyor?
Çocukluğumdan beri müziğin içindeyim. Yani müzik benim dünyam. Ya, nasıl böyle bir şey, hani büyürsünüz, büyürken hemen yürümeye başlarsınız, o bir şeydir yani, öğrenilen bir şey değildir herhalde, değil mi, içgüdülerle falan şey yapar, müzik de benim hayatımda öyle yer aldı, ailemden zaten hep müzik dinleyerek, 45’lik plaklar dinleyerek büyüdüm, aileden gelen bir şey var, annem babam şarkı söylemeyi çok sever, bizim aile meclisleri öyledir falan, oradan bir şey alınca zaten, müziksiz duramıyorsunuz, ilkokul, ortaokul, lise hep böyle.
Okulda da müzik yapar mıydınız?
Tabii, hep şarkı söyledim ben, hayatım boyunca söyledim, hani o yüzden bıraktığımda ne olur onu düşünmek istemiyorum, yani hayatım boyunca ben müziği bırakmayı düşünmüyorum mesela, insanlar belli planlar yaparlar, “şu zamana kadar söyleyeyim de ondan sonra”, öyle bir mefhum yok. Çünkü dört beş yaşlarında başladım ben mırıldanmaya, söylemeye, üniversiteye gelince hani Kardeş Türküler acaip bir pencere açtı, sadece Türkçe söyleyen, Türk Halk Müziği denen şeyi işte icra eden ya da sanat musikisi denen şeyi, hani o isimler çok tehlikelidir falan, başka şeyler koymaya çalışıyoruz hep yerine, onları icra ederken birden böyle farklı dillerle tanışmak, farklı formlar, farklı makamlar, farklı coğrafyaların dilleri, farklı bir sürü sanatçı ismi, gelenekten gelen, geleneksel müziklerde birçok önemli isimle falan tanışmak beni bir kere çok heyecanlandırdı. O heyecan hâlâ devam ediyor. Her gün yeni bir isim keşfediyorsunuz, her gün yeni bir şarkı keşfediyorsunuz, her gün farklı bir dil duyuyorsunuz, o heyecan bugüne kadar beni şey yaptı, hani ne derler o enerjimi tuttu, enerjik olmamı sağladı, şeyi seviyorum ben, özellikle işte farklı dillerde bu coğrafyanın müziklerini seviyorum fakat şu var, Kardeş Türküler’in genelinde biraz üniversite ortamından da, Boğaziçi Üniversitesi ortamından da kaynaklanmış olabilir, Batılı form, hani işte rock, işte flamenko, caz, onlarla biz çok yakın temastayız, üniversitede çok fazla dinledik farklı müzikal türleri. İşte Türkiye’den 70’lerin Anadolu rock, Anadolu pop çok fazla dinledik falan, onlar şey yaptı, müziğin sadece geleneksel, müzelik bir şey vardır ya, özünü bozmadan yapmaya çalışmak, bizim için o çok yanlış bir tartışmadır mesela, Batılı enstrümanlarla da çalabilirsin, ama tabii ki geleneğe yaslanarak, o formu çok bozmadan, ama bir gitarla da türkü söyleyebilirsin, piyanoyla da söylersin, her şeyle söylersin ve rock gibi de söyleyebilirsin, caz gibi de söyleyebilirsin, o formlardan da esinlenebilirsin, bu da şeyi sağlıyor insanda, yani bir rahatlatıyor insanı, rahat oluyorsun şarkı söylerken ya da düzenleme yaparken, beste yaparken, kasmıyorsun kendini , hani o 90’larda çok tartışıldı ya Siyaset Meydanı’nda, “türkülerin özünü bozmayalım, bozalım mı, bozmayalım mı”, biz onların uzağında kaldık, Kardeş Türküler’in biraz rahat müzik yapmasının sebeplerinden birisi de o oldu ve kişisel olarak da benim müziğe bakışım öyledir yani, hiç sınırlarım yoktur.
Birçok düet ve birçok ortak albüm yaptınız. En çok kiminle düet yapmak hoşunuza gidiyor ya da kiminle yapmak istersiniz?
Onu ben her seferinde söylüyorum, utanmadan da söyleyeyim tekrar, Neşet (Ertaş) Abi’yle iki defa düet yapmış olmak, hani Türkiye’de öyle herkesin başına gelen bir şey değildir herhalde. Ben kendimi o kadar şanslı hissediyorum ki, bu benim başardığım, becerdiğim bir şey değil, Kalan Müzik sayesinde oldu, Neşet Abi’yle tanıştık, adam o kadar mütevazıydı ki, “tamam çocuklar” dedi yani, “sizin tecrübenizi falan bilmiyorum ben, söyleyebilir misiniz, söyleyemez misiniz”, bir tane bozlak okuduk beraber, bozlak biraz şeydir, ödüm patlayarak girdim ben stüdyoya, ‘Yanıyorum’ da öyle yani, şeydir, çocukluğumuzdan beri en sevdiğimiz oyun havalarından, çok bir kere şeydir, sadece oynatmak için söylenmemiştir, klasik Neşet Ertaş şeyi değil ama ciğerden yaralar insanı oyun havası söylerken bile, her neyse Neşet Ertaş’la iki defa düet yapmış olmak, yani “artık ölürsem gam yemem” derler ya, öyle bir şey, o beni çok etkilemiştir. Sahnede de hani böyle çok fazla saygı duyduğumuz, hayran olduğumuz insanlarla sahne aldık, Kardeş Türküler böyle bir şey sağladı, işte geçen yıl Sezen Aksu ile dünyayı dolaştık, acaip bir şey, hani böyle, ne bileyim ben, genç kızlığımızda falan hayran hayran dinlediğimiz kadın ve şeyiyle yani, duruşuyla, her şeyiyle tam bir kadındır, çok güçlüdür, sahnede güçlüdür, günlük hayatında şeydir, hayatı boyunca güçlü olmuştur, bir sürü acının, şeyin üstesinden gelmiştir, kadınlar için en azından çok özel bir kadındır, onunla sahne almış olmak, şu anda Candan Erçetin’in enerjisi çok acaiptir, Candan Erçetin’le konserler veriyoruz, sahnede nasıl olunması gerektiğini, seyirciyle kurulacak ilişkiyi, sahnedeki ilişki, enerji, hiç bitmeyen o enerji, yani onun için gerçekten zıp zıp bir kadın, onu mesela çok güzel görüyorsun, her deneyim, her şey, sahnede yaşadığımız her şey bize bir şey katıyor, öğretiyor ve bu bitmeyecek bir şey aslında, sadece birkaç kişinin ismini saydım ama çok önemli bir sürü müzisyenle çalıştık yani, Kalan Müzik’ten birçok sanatçı ile çalıştık, Erkan Abi mesela, sağolsun, Bahar albümüne gelmişti bizle beraber, Aynur çok sevdiğimiz arkadaşımız, o gelmişti beraber çaldık söyledik, Arto Tunç Boyacıyan’la biz baştan başa bir albüm yaptık, ‘Çocuk Aklı’ albümü, bundan bir önceki albüm işte 2011’de, bu da çok şey öğretti, çok şey kattı, Ara Dinkjian’la birçok konsere çıktık, işte bana “say” deseniz, bitmiyor işte böyle, yani söylemediklerim de affetsinler ama gerçekten her birisi bize çok şey kattı ve çok zevkliydi şimdiye kadar çalıştığımız amatör ile profesyonel müzisyenlerle beraber iş yapmak.
Türkiye’nin meselelerini de konuşalım. Sizce Türkiye’nin en temel meselesi nedir?
Yani şu anda yaşadığımız dönem, nasıl anlatılır ki, insanlar yani televizyonlarda her gün artık böyle şeyler yapılıyor ya, tartışmalar falan, ben artık onları dinleyemez, izleyemez hale geldim de, sahiden 80 darbesini çocukluğumda, 10 yaşında yaşadım ben 80 darbesini, anlamaya çalışarak geçti ama sonradan geri dönüp baktığımda mesela şeyi, öğretmenlerimden, ortaokul, lisedeki öğretmenlerimden, onların bize anlattığı şeylerden, tavırlarından, davranışlarından anladığım kadarıyla biz gerçekten çok ağır bir çocukluk yaşamışız, gençlik yaşamışız, müthiş baskının olduğu, milli güvenlik derslerinin en önemli dersler olduğu, çok militer bir sistem içinde büyümeye çalışmışız, nasıl normal kalmışız ben onu gerçekten düşünüp düşünüp, hani kalıcı hasar denilen şey var ya, o olmamış çok şükür, belki üniversite kurtardı, belki Kardeş Türküler kurtardı, belki içinde bulunduğumuz sosyal, sanatsal, sanat çevresi kurtardı beni ya da 90’lar aslında kurtardı, 90’larda yükselen Kürt hareketi, feminist hareket, öğrenci hareketi, işçi hareketi, 90’lar benim çok umutlandığım yıllardır, kendimi de bulduğum, politik olduğum yıllardır, ama şimdi yaşadığımız şey, ben tarif edemem, bir 10 yıl geçmesi lazım üzerinden, ben böyle ağır bir dönem, yani sadece bu sene değil, Türkiye uzun zaman yaşamamıştır herhalde, yani yarın ne olacağını bilmemek, yaşadığın günü idrak edememek, mesela Kardeş Türküler iki yıldır böyle Kardeş Türküler’de şey yapıyoruz, özellikle son yıl, besteler yapmaya çalıştık ama sonra hepsini çöpe attık, söz yazıyoruz, atıyoruz, söz yazıyoruz, atıyoruz, çünkü yaşadığın dönemi idrak edip onun bir de sözünü yazmak, bir de umut vermeye çalışmak o kadar zorladı ki bizi, dedik biz, “bir dakika ya, biz yine geleneksel müziklerden, oradaki çokkültürlülükten, kültürel çoğulcu şeyden, dünyadan, insanların aslında bir arada yaşamış, nasıl yaşamış olduğunu gösteren şarkılardan, türkülerden, müziklerden enerjimizi alalım, orada aslında barış vardı ya da var, barış ihtimali var”, şu anda içinde yaşadığımız memlekette bu çok zor olsa da, eşitsizlik, adaletsizlik, her şey artık doruk noktasında, “biz buradan bir güç alalım tekrar, enerji alalım”, yeni albüme öyle başladık biz. “Biz söz yazmayalım, ama yazılmış sözler var, çok güzel hikayeler var, geçmişte yaşanmış bu tür şeyleri anlatan çok güzel hikayeler var, biz bunları bir Kardeş Türküler olarak icra edelim, bir toparlanalım, bir anlamaya çalışalım biz, anlatırız daha bugün yaşadıklarımızı, besteler yaparız” falan diye, öyle yani, ben bu kadar ağır bir iki sene yaşadığımı hatırlamıyorum 46 yıllık hayatım boyunca.

Bu toprakların müziğini yapıyorsunuz. Türküler kardeştir. Peki, sizce bu topraklara barış gelecek mi?
Umud etmek zorundayız, yani , geçmişi şey, başlangıçta projeye başladığımızda biz, “ya, ne güzel, insanlar bir arada yaşamışlar vakti zamanında” falan diye başladık, çünkü Türkiye tarihini daha öğrenememiştik, sonra kitaplar çıkmaya başladı, işte yayınevleri açıldı, bir sürü kitap okumaya başladık, zaten insanların dili çözüldü, geçmişi daha çok anlatmaya başladılar falan, 6-7 Eylüller, 1915’ler, Dersim Harekatı falan, bunları öğrendikçe öğrendikçe, okudukça şeyi gördük maalesef, insan gerçekten çok karanlık yanı da olan, beyazı da olan, siyahı da olan bir varlık ve bir anda komşunun kapısına dayanıp onu öldürmeye da çalışabiliyorsun, Maraş mesela, öldürebiliyorsun da, bu kadar tehlikeliyiz aslında, o yüzden şeyi çok kolay teleffuz edemez hale geldik, “bir arada kardeşçe yaşıyormuşuz da tekrar acaba yaşayabilir miyiz” falan, fakat bunu kabul ettiğinde o bir arada, o toplumsal barışın sağlanması nasıl olacak, bunu daha rasyonel bir şekilde konuşmaya başlıyorsun, eşitlik, adalet, bu tam olarak ne demek, kardeşlik, o altı boşaltılan bütün kelimeler, bunların gerçekten ne olduğunu tartışmaya başlıyorsun, mesela kardeşlik öyle lay lay lay bir şey değil, eşitlik sağlanmadan kardeşlik olmaz. Biz o yüzden artık şey demiyoruz, yani işte “yaşasın halkların kardeşliği” tek başına yeterli olmuyor, “yaşasın eşit halkların, eşit kimliklerin kardeşliği” demeye başlıyorsun, biraz daha gerçekçi olmaya başlıyorsun, toplumsal barış özetle çok zor ama olmak zorunda, başka türlü yaşayamayız herhalde, başka türlü mutlu olamayız, başka türlü karşımızdaki insanla barışmadıkça kendimizden hiçbir şey olmaz öyle, kendimizle barışmadıkça, kendimizi eleştirmedikçe, kötü yanlarımızı görüp yok etmeye çalışmadıkça, üstüne gitmeye çalışmadıkça kimseyle barışamayız, en azından biz bunu biliyoruz, bunu söylüyoruz. Ben kişisel olarak bunu daha rasyonel buluyorum, bunu söylemeyi.
Kardeş grup Bajar Altın Koza’da ödül aldı. Bajar’ın müziğini nasıl buluyorsunuz?
Ya, bizim birçok proje var. Bajar da rock yapmayı tercih etti. Fakat zamanla elektronik müziğe de döndü. Çok sağlam besteleri var bir kere. Benim ilk albümde çok beğendiğim, kaç defa konserlerine gitmişsem, bayağı izleyici gibi, hani insan yakın arkadaşlarını şey yapamaz ya, çok rahat dinleyemez, “acaba ne olacak, acaba ne olacak”, tedirgin izlersin, kendimi kaptırdığım konserler oldu, sahiden şeydir, hani Türkiye’de çok yapılmamış, rock çok yapıldı ama Kürtçe rock dediğinde çok fazla gruptan, isimden bahsedemezsin, en azından 80’ler boyunca, 90’ların başında falan, artık en azından Bajar’ın olması, Bajar gibi topluklukların, isimlerin olması şey yani, çünkü rock dünyası tehlikeli bir dünya, yani muhalif müzik aslında rock ama şeyden uzak durarak ne kadar muhalif olabilirsin, Türkiye’nin gerçeklerinden, Türkiye’nin kimliklerinden uzak durarak ama Bajar en azından oraya bir itiraz etti, o itiraz önemli bir itiraz bence, “arkadaşlar farklı kimlikler yaşıyor burada, farklı dertlerimiz var, bunları da anlatmak lazım ve Kürtçe de anlatılabilir”, fakat şeyi tercih ettiler, Kürtçe Türkçe, iki dilli yapmayı tercih ettiler, çünkü orada da şey teması hep hakim, “barış olmak zorunda, en azından Türklerle Kürtler arasında barış olmadan biz huzura ermeyeceğiz”, onu söylemeye çalıştı. Biz o gün beraberdik İzmir konseri sonrası, Kardeş Türküler İzmir konseri sonrası öğrendik Bajar’ın ödül aldığını, Vedat havalara uçtu tabii ve oradaki Bajarlı arkadaşlar, bizim için de ya çok moral verici oluyor böyle şeyler, içimizde yer alan arkadaşlar, farklı projeler yapan arkadaşlar bir şey başardığında şey diyorsun, “ya, tamam ya, bir sürü şey yaşanıyor memlekette”, böyle insanlar hakettiğinde de, insanlar hakettiği şeyi verince daha bir motive oluyorsun, Vedat eminim bugünlerde çok şahane besteler yapacak, çünkü çok moralli görüyorum Vedat’ı, tabii sadece Vedat’tan bahsettim ya, Bajar’daki diğer arkadaşlar, iyi geliyor böyle şeyler, ilaç gibi geliyor. Vedat’a sevgiler yani.
Bundan sonraki hedef ve projeleriniz nelerdir?
Şimdi Kardeş Türküler muhtemelen Mart’a falan sarkar, bizim hep öyle oluyor, bir başlarız, 6 tane falan şeyi düzenledik, icraları tamamlandı, daha altı yedi tane daha var Kardeş Türküler albümünün işleri var daha, Mart, Nisan gibi, umarız hani gerçekten bahar gelir, hep öyle bir hayalle yapıyoruz albümlerimizi, Kardeş Türküler albümü çıkacak.
Ne zaman çıkacak?
Mart ya da Nisan. Aslında biz ona Kasım diye başladık ama, öyledir yani, işin içine girince şey, “şöyle de mi yapsak, böyle de mi yapsak”, incelemeye, oynamaya başlarsın ve o uzar da uzar, bir de kalabalık olunca, fakat güzel bir şey, en azından bizim içimize sinen bir iş olacak gibi hissediyorum, hani bunu rahat rahat her albümde söyleyemedim ama burada hissediyorum ama şey var, insanların kendini kattığı, kendinden bir şeyler kattığı, biraz daha tecrübemizi kullandığımız ve şey yani mutlu mesut yaptığımız bir albüm var şu anda, her şeye rağmen, memleketin gidişatına rağmen, hani ölmez de sağ kalırsak Mart’ta, Nisan’da bir Kardeş Türküler albümü gelecek. Benim Ara Dinkjian’la özel bir çalışmam var. Hani demin o itiraz ettiğim Türk Sanat Musikisi denen şeye bir itiraz aslında bu, alaturka müzik yapacağız Ara’yla, birkaç kişi daha olacak ama biz en azından projenin sahipleri, fakat çok dilli olacak, yani işte İstanbul’da 1910’larda, 20’lerde, 30’larda yapılan şey, Rumca olacak, Ermenice olacak, Seferad dilinde olacak, Türkçe olacak, başka başka diller de olabilir, şeyi anlatmaya çalışıyoruz orada da, hani göçler yaşanıyor, 6-7 Eylül’den sonra yaşanıyor, 15’ten sonra yaşanıyor, sanki alaturka müzik İstanbul’da kalmış gibi yaşıyor ya, buranın insanları en azından, öyle bir şey yok, Amerika’ya gidiyorlar Boston üzerine ya da “nereden geldim Amerika’ya” diye bildiğin şeyi yapıyorlar yani, makam müziği devam ediyor orada, farklı estrümanlarla devam ediyorlar, saksofonla da çalıyorlar ama burada, yani oraya giden birçok müzisyen burada oluşturulan kültürü oraya taşıyor ya da işte Atina; Selanik, işte Lübnan, Beyrut, oralara dağılıyorlar ama orada yeni yeni müzikler oluşuyor ve temeli şey yani, bildiğimiz klasik Osmanlı müziği, alaturka müzik, biz onun örneklerini sahnede anlatacağız, onun albümünü yapacağız, o da muhtemelen işte kış aylarında falan kayıtları olacak, bayağı repertuvarı yaptık, Ara Amerika’da ben burada çalışıyoruz karşılıklı, öyle bir proje olacak. Başka? Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu’nun farklı farklı projeleri var, işte tiyatroda, dansta, yayıncılık zaten devam ediyor. Biz işimize gücümüze devam etmeye çalışıyoruz yani, işleri aksatmadan, çünkü şey, beklemenin kimseye faydası yok, “acaba memleket düze çıkacak mı ” diye. Memleket biraz sanatla da düze çıkıyor. İnsanların içi o şekilde açılıyor. İnsanlar umud etmeyi sanat sayesinde öğreniyor ya da umud ediyorlar. Bol bol iş yapmaya çalışıyoruz yani, birçok proje baharda, kışın, baharda kendini gösterecek ürünlerimiz.
Peki, bu albümünüzde barış temalı bir şey var mı?
Barış temalı, ya hani böyle adını barış koyduğumuz bir şey olmasa da yaptığımız müzikle aslında şey yapmaya, yani mesela aşk şarkıları çok fazla, tesadüf oldu ama, hani aşkın da bir şeyi vardır ya, bütün savaş filmlerinde mutlaka bir aşk öyküsü vardır ve o aslında o diri tutar, o heyecanlandırır, çok ağır şeyler yaşanıyordur o savaş ortamında, ölümler, işte ayrılıklar, o, bu falan ama o aşk insanı diri tutar, biraz bu albüm de bizim de içimizi açan çok fazla aşk şarkısı oldu, belki ona ihtiyacımız vardı, öyle şarkılar duymaya, öyle şarkılar yapmaya, aşk aracılığıyla barışı çağıracağız inşallah.
Peki, son olarak bir şey eklemek ister misiniz?
Çok teşekkür ederim. Güzel sorulardı, güzel muhabbetti.







