• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Karşılığı Olmayan Duygular (3)

    Bazı üyelere karşı, mesafeli olmakla birlikte, alışkanlıkla karışık bir yakınlık duymaya başlamıştım; bu üyeler dikkatimi çekiyor, hoş bir eğlence katıyordu çalışmalarıma. Ağırlık kaldırmaktan, ileri geri gidip gelmekten ve aynadan yansıyan görüntülerine kaşlarını çatıp bakmaktan başka bir şey yapmayan erkeklerin bu halleri beni her zaman çok eğlendirmiştir.

    Bir de kar-ayakkabısı makinesine çıkıp düşsel bir Everest’e tırmanan dağcı havası ile transa geçen insanları izlemekten müthiş zevk alırım. Fakat en çok yerdeki matların üzerinde oturup, başkalarına yasaklı bir konsantrasyon kentinin duvarları arasına kapanarak yoga veya pilates yapan kadınlardan hoşlanırım. Bu kadınlar, kendilerinden başka herkesin yaptığı egzersizlerin garip bir şekilde çocuksu görünmesine sebep olurlar. Kaçınılmaz, bi­çimde merak etmeden duramadığım bazı özel kişiler de vardı; erkek soyunma odasında, en büyük aynanın önüne geçip göğüs kıllarını fönle kurutan adam gibi.

    Ne tür bir desen yapmaya çalışıyordu acaba?

    Ancak bütün bu kişilerle ilişkim tamamen bir seyirci olarak devam etti sadece; asla onlardan biriyle konuşmadım. Ta ki salona kaydoluşumun birinci yılım tamamladığım sı­ralarda bir kızla konuşana kadar…

    İlgilendiğim yegâne kızdı o. Daha doğrusu kız benimle konuştu. Kızın kahverengi gözleri, kısa sarı saçları, temiz, açık bir yü­zü ve geniş, güzel bir gülüşü vardı. Bundan birkaç hafta önce, kasımın sonlarına doğru fark etmiştim kızı ilk kez. Onunla jimnastik aletlerimizi değiştirirken kısaca gülümsemişti hafiften. Bu aslında önemsiz bir olay, salonun davranış kodlarına aykırı minik bir jestti.

    Bir sonbahar günü esen hafif bir esinti gibi gel­mişti, zarif bir tehlike işareti; o kadar yumuşak ve tatlı bir tehlike esintisiydi ki her şeyi hemen hemen bulduğu gibi bırakmıştı; belki eskiye kıyasla biraz daha heyecanlı, biraz da yüzü kızarmış bir hale getirmişti beni. Âşık olduğumuz insana karşı hissettiğimizi fark ettiğimiz ilk duygunun neden çoğunlukla ılımlı bir kızgınlık olduğunu bilmiyorum. Bunun nedeni belki biraz kıskanmak, belki korkup çekinmek, belki de sadece bedenin ileride başına geleceği kesin olan acılara karşı kendini güçlendirme çabasıdır.

    Kalplerimizde bir gedik açılır açılmaz savunma sistemi devreye girer ve hemen onarmaya girişir, zaten nefsi müdafaa mekanizmalarımız, karmakarışık ve işe yaramaz istihkâm duvarları inşa etmekle meşguldür bir yandan, bu sistemlerin bizi neye karşı savundukları konusunda daha herhangi bir fikrimiz dahi yokken. Ancak bu tür duvarlar nadiren etkili olur, çünkü duvarlar, aşkın kristalleşmek için tutunabileceği yarık ve gediklerle doludur. Bilmem söylemeye gerek var mı, ama birkaç hafta sonra onu yine gördüğümde, kızın olağanüstü güzelliği ba­şımdan aşağı kaynar su misali döküldü, acı veren gerçekler gibi.

    Güzelliği beni incitti, yaraladı; tüm benliğimin içinden umursamaz ve mantıksız bir şiddetle geldi geçti. Bana gülümseyip konuştuğunda önceleri ne dediğini işitemedim bile; başımın içinde öylesine korkunç bir kasılma, gerilme ve inilti vardı ki, sanki beynimin içinde dev bir tanker manevra yapıp duruyordu. Niçin bu kıza âşık olmuştum acaba? Bunun hesaba, ölçüp biçmeye gelir yanı yoktu. Bir seçim yapmak zorunda olmamak ne kadar harikulade bir şey! Peki beni ona, başka birisine değil de sadece ona doğru çeken şey neydi? Stendhal’e göre güzellik, yalnızca bir mutluluk vaadidir. Bu nedenle her birimizin güzelliğin nerede bulunabileceğine dair farklı kanısı vardır. Carson McCullers’in The Ballad ofthe Sad Cafe adlı eserinde dediği gibi: “En vasat bir insan bile, çılgın, ölçüsüz ve bataklığın zehirli laleleri kadar güzel bir aşkın nesnesi olabilir.”

    İyi de, bu kızın güzelliği bana ne gibi bir mutluluk vaadi vermişti acaba? Ayrıca bu vaat nasıl verilmişti? Londra’daki onca sarışın kızın arasında neden onu seçmiştim? Nedeni yumuşak kahverengi gözlerindeki bir şey miydi, yoksa o tatlı aydınlık yüzünde gördüğüm bir şey mi? Belki de o gülüşü, yüzüne yayılan o cömert gülümsemesi; hayatın benzersiz, coşku dolu bir şey olduğundan gayri bir şey söylemeyen, anlatmayan o gülümsemesi. Bu gülümseme acaba geleceğe yönelik bir prototip mi, yoksa geçmişin anımsanması mıydı?

    *Devam edecek…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları