• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Kavmiyet ile Aidiyet!

    İnsanın elbette etnik kimliği olması ve kimliği üzerinden ihtiyaç duyduğunda kendini dile getirmesi doğal.

    Hele bu etnik kimlik zulme haksızlığa uğramış, yok sayılmış, ret ve inkâr politikalarına mazhar bırakılmış, nefret söylemlerinin gerekçesi edilmişse…

    Daha da ötesi, varlık-yokluk arasında gidip gelmeye mecbur bırakılmışsa…(Mesela Kürtlük örneği).

    Ya da bunun tersi! Etnik kimlik bir “muktedirlik” algısını beraberinde getiriyorsa! Bir “övünç”, bir “mutluluk”, bir “kahramanlık” hatta bir “gurur” vesilesi sayılıyorsa! (Mesela Türklük örneği).

    Bütün bunlar ışığında ben etnik kimlikle varoluş ifadesini gerektiğinde “olağan” sayanlardanım…

    Tabi bu doğallığın sahiden doğal ve olağan haller çerçevesinde kalması koşuluyla.

    Nedense gündelik hayatın içinde bu tarifin çokça “ifrata kaçan” görünür halleri ile karşılaşır olduk.

    Hele ki toplumsal hezeyan hallerinin bu denli insan tekini uçlara savurduğu zamanlarda…

    Şiddet sarmalı almış başını gidiyor…

    Gündelik hayat içinde en sıradan durumlarda bile çözümün kaba güce, şiddete meylettiği “tuhaf zamanlar”ı yaşıyoruz.

    Gün geçmiyor ki; “etnik kimliği” ya da “cinsel kimliği”, veya “dünya görüşü” nedeniyle insanlar bireysel veya toplu taciz ya da linçle karşılaşmamış olsun!

    Elbette bunun hukuki, yasal, adli cephesi her zaman var!

    Ama asıl tehlike toplumun ötekileştirilenlere karşı bu kin hâli’ne tepkisiz kalarak adeta olağan karşılaması, hatta bununla da yetinmeyerek desteklemesidir…

    Ne oldu da yanımızda yöremizde bunca “kindar”lığa, öfkeye, nefrete “vicdansız” kalarak insan olma özümüzden sıyrılır olduk!

    Belki de bunları vakayi adiyeden ve dahi travmatik hallerden saymakla ilintili bütün hâli pür melal.

    Asıl tehlike de orda ya!

    Kendileri gibi olmayanı/olmayanları; bireysel ya da toplumsal olarak sürme, süründürme, dövme, hakaret etme, linç etme, hatta öldürmeyi toplumun kimi kesimlerinin inançsal saik ile kendilerine “bahşedilmiş” bir hak olarak algılamaları…

    İşte “demokratik devlet” dediğimiz; devletin yönetim erkinde bulunanlar gibi düşünmeyen, eleştiren, muhalefet edenlerin de devleti olduğu/olması gerektiğidir aslolan…

    “Demokratik Devlet” kurumsal olarak, bütün yapısal malzemeleri, argümanları, aktörleriyle vatandaşına da demokrasi kültürünü öğütleyen ve örgütleyen devlettir.

    OHAL’lerin bu hâl olduğu, demokrasi kültürünün giderek kan kaybettiği ve “iyilik halleri”nin çok hatta hayli uzağında olsak da, özlem ya da dilek işte ne diyeyim…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları