• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    “Kendi gücümüzün CHP içinde olmasına karar verdik”
    “Kendi gücümüzün CHP içinde olmasına karar verdik”
    2 Ağustos 2017 18:21
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

    İshak Karakaş- Sarp Kuray, yarım asırdır bu ülkenin devrimci mücadelesinin içinde. Dev-Genç eski kurucusu, örgüt lideri, Lübnan’dan Avrupa metropollerine uzanan Türkiye merkezli bir coğrafyada hep siyasi tutkularının peşinde koşmuş biri. En son cezaevi sürecinde devlet onu ‘tek kişilik örgüt’ olarak içeride tuttu. Ama dönem dönem yalnızlaştırılmış da olsa Sarp Kuray, kendisiyle buluştuğumda yine istim üzerindeydi. Yeni hedeflerinden heyecanla bahsediyor, sorularımı etraflıca cevaplandırıyordu:

     

    Biz ve okurlarımız seni tanıyoruz. Çok hareketli bir yaşamışın oldu. Yine de kısaca Sarp Kuray kimdir, biraz anlatır mısın?

    1945 doğumluyum.  Babam idarecidir, kaymakamlık yaparken Boyabat’ta doğmuşum. Boyabat’ı 3 yaşında terk etmişim, bir daha da dönmedim. Sonraki hayatımda 18 tane vilayette okudum ben. Bunların içerisinde Siirt gibi, Mardin gibi bölgenin şehirleri de var. Marmara var, Ege var, Orta Anadolu var. Onun için “Türkiyeliyim”dediğim zaman bunun bir karşılığı var hayatımda. İlkokulu Sivas’ta bitirdim, Ziya Gökalp İlkokulu’nda… Ortaokulu Siirt’te bitirdim. Liseyi Bursa Erkek Lisesi’nde bitirdim; sonra Harp Okulu’na gittim. 1966’da Harp Okulu’ndan subay çıktım. O dönemi biliyorsunuz, 1961 anayasasının sağladığı kısmi özgürlük ortamı içinde bütün sınıf ve talebelerin hareketlendiği bir dönemdi. Başta işçi sınıfı olmak üzere, yoksul köylü hareketleri, öğrenci hareketleri… Ki 15-16 Haziran bir işçi direnişidir. Öğrenci hareketlerinin içinde yer aldım. Buradaki bütün hareketlerin içinde oldum. 1969 senesinde devletin içinde dışında öbeklenmiş bir karanlık çetenin devrimci öğrencileri vurmaya başlaması üzerine Ali Kırca arkadaşımızın yazdığı bir bildiri var. 400 subay tarafından imzalanmıştır bu bildiri…  “Tüfeklerimizdeki mermi, mermilerimizdeki barut, yüreklerimizdeki ateş yeter size! Öğrenci vurmaktan vazgeçin! Yoksa biz de meydana ineceğiz ve namlularımızı öğrenciden yana kullanacağız!” dediğimiz anda da YAŞ kararı ile Türk ordusundan atıldım. Donanmadan… Bir dalgıç gemisinde komutanlık yapıyordum; hapishaneye aldılar. Sonra Dev-Genç’e geldim. 71’de idamla yargılandım ben, 40 sene ceza aldım. Afla çıkmadım, sonrasında özel bir af oldu, öyle çıktım 75 senesinde. 1971 kurgusunu iyi bildiğim için 80’deki hazırlığı gördüm ve yurtdışına çıktım. Lübnan’a geçtim. Lübnan’da Kenan Evren rejimine direnmeye karar verdim. Ne kadar muvaffak olduysak o kadar… Kenan Evren’e karşı çıkmakla onur duyuyorum ama tabii bir sosyal devrim yapma anlamında değildi bu karşı çıkışımız. Darbe bizim üzerimizden silindir gibi geçiyordu, biz de bizi bitiremeyeceğini ispat etmek için direndik.

     

    Lübnan’da Bekaa’ya mı gittin?

    Bekaa’ya gittik. O zaman biliyorsunuz, Lübnan bölgesinde FKÖ (Filistin Kurtuluş Örgütü) hâkimdi. Henüz Suriye oraya müdahale etmemişti. 83’ten sonra, Beyrut Savaşı’ndan sonra oldu müdahale. Bekaa’ya gittik ve Filistin hareketi ile dayanışma içine girdik. 83 direnişine katıldık. 83’te Beyrut kaybedildikten sonra o bölgeleri Suriye sahiplendi.

     

    O dönem orada Kürt hareketi de vardı. Hiç tanışmışlığın oldu mu?

    Kürt hareketiyle birlikte olduk orada. Birlikte olduk… 1993 senesinde bizim örgütümüzün bazı elemanları yakalandı. Arkadaşlar yakalandı. 80 tane eylem vardı. Ben de onlardan yargılandım esasında. Onları bir sene içerisinde bıraktılar. Onlar bırakıldıktan sonra ben de o boşluktan yararlanarak girdim içeriye.  Sonunda bu iş döndü dolaştı, beni tek başına içeri atma durumuna geldi.

     

    Tek başına bir örgüt olarak mı?

    Tabii bu üstünde durulması gereken bir durum. Bir örgüt düşünün… Bu örgüt Kenan Evren darbesine, 1980 faşizmine karşı çıkıyor. Benim hakkımda dünyanın lafı söylendi. Sonunda ne oldu, ben tek başıma yattım. Benim hakkımda bütün bu söylentileri yapanlar da İstanbul’da dolaştı. Tabii herkes kendinden menkuldür. Ben delikanlı gibi yattım, ondan sonrasını konuşmam. Benim gönül defterimden kopmuştur bu iş ama bunun üzerinde durmak lazım.

     

    DSC_0402

     

    Onlarla karşılaşıyor musun hiç? Senin hakkında olumsuz konuşanlarla?

    Yo, karşılaşmıyorum.

     

    Karşılaşsan ne söylersin?

    Yo, hiçbir şey söylemem. Ben konuşmam. Bir olaya karşı çıkmışsanız, hesabını da birlikte vereceksiniz değil mi? Yani ben tek başıma bir şey yapamam. Birlikte bir olaya karşı çıkmışsanız ve onun hesabı soruluyorsa siz de birlikte vereceksiniz. Veremiyorsanız, burada bir çürüme vardır. Bu çürümenin altını çizmek lazım. Benim yatışım da marifet değildir. Esas üzerinde durulması gereken, bir devrimci olayın bu tarz da bir skandalla bitmiş olmasıdır. Bundan bir istikbal çıkartma hevesinde değilim. Benden daha yiğit adamlar var, benden daha çok cezaevi yatmış adamlar var, değil mi? Şimdi buradan bir şey çıkartmamak lazım. Onun için ben dedim ki, “Arkadaşlar cezaevi yatmam önemli değil.” Burada asıl ilginçlik benim tek başına yatmış olmam ve örgüt birikiminin dışarıda gezmesidir.  Bunu göz önüne almak lazım. Yoksa benden yiğit adamlar var. Benden daha çok yatan adamlar var. Beni son bu Fethullah Gülen olaylarından sonra Edirne’ye götürdüler, HDÖ diye eski bir örgüt vardır, bu örgütten çocuklar yatıyor, 30 senedir yatıyor adam, 28 senedir yatıyor. Dev-Sol’dan çocuklar 25 senedir yatıyor. Şimdi bunların yanında –benim de 13-14 sene cezaevi hayatım vardır ama-kendi cezaevi hayatımı öne çıkartmam ayıp olur.  Onun için Türkiye devrimci hareketindeki birikimlere saygı duymak lazım.  Kolay da insan harcamamak lazım.

     

    Sen devrimci hareketin içinde lider konumunda yer alıyordun

    Hayır bana bir şey yapamazlar, bakın… Yapamazlar. Su akar yatağını bulur. Buradaki hoyratlığın altını çizmeye çalışıyorum. Yoksa yapamazlar. Hepimizin kendine göre bir tarzı var. Yani kimse kimsenin önüne geçemez. Bütün mesele birikimin berhava olmasıdır.

    DSC_0412

    Geçmişe baktığında pişmanlıkların var mı?

    Yo, hayır hayır! Hiç pişmanlık duymadım ama hataların da konuşulması lazım. Pişmanlık duymadım.Tekrar hayata gelsem, yine yürürüm. Devrimciyim, hiç vazgeçmem. Bütün tercihlerimi de devrimcilik üzerinden yaparım. Bugünkü tercihlerimi de öyle yapıyorum. O günkü durumu yorumlarım, o günkü duruma göre –hatalarımı da doğru tasnif etmişimdir- nereden durmamız gerekir? 2019’u hedef koymuşum kendime. 2019’da Türkiye kaybettiği takdirde büyük şeyler kaybedecek. Benim bütün hedefim 2019’a doğrudur.  Devrimci olarak nerede durmam gerektiği konusunda ona göre karar veririm.  Devrimcilikten caymam, bu bir…Bizim için bir hayal değil bir yaşam biçimi, bir gerçekliktir devrimcilik. Arkada bıraktığımız potansiyel bellidir. En değerli arkadaşlarımız gitmiştir bu işte. Bu bize emanettir, emanet bırakılmış bir mücadeledir.  Hiç pişmanlık duymadım. Ama yiğitlik, hata karşısında durup özeleştiri yapmasını bilmektir.

     

    Son mahkûmiyetin kamu vicdanını epey yaraladı. Neden seni böylesi bir gerekçe ile içeride tuttular acaba?

    Şimdi, kendini beğenmenin süslü bir paravan olduğunu öğrendim. Bilimsel sosyalizm bana bir şey öğretti, “Mükemmel adam ölmüş adamdır.” Mükemmel adam değiliz. Hepimiz hatalarıyla, doğrularıyla, karmaşasıyla insanız.  Beni şundan alıyorlar; ben son 50 yılın politikaları içerisinde mücadele ederek yaşayan bir tanığım.  Subayım, üst teğmenlikten atılmışım. Gençlik içinde yaşamışım.  Sınıf içinde mücadelem var. Şimdi onlar benim bu birikimimden rahatsız oldular. Yani bizim birikimimiz geçekten onların saptırmaya çalıştığı, yanlış gösterdiği olayların özünü bilen bir birikim.  Yani birikimden rahatsız oluyorlar. Benim tavrımdan rahatsız oluyorlar. Ben bürokrat bir ailenin çocuğuyum esasında. Benim babamın son görevi Ankara valiliği…  Dayım da meşhur Yassıada başsavcısı Altay Egesel’dir. Bürokrat bir ailenin çocuğuyum, ben zaten memlekete yönelik bir hassasiyet duymasaydım devrimci olmazdım.  Sınıftan gelme bir devrimci değilim. Benim delikanlılığımı çıkardığınız anda ortada bir şey kalmaz.  O delikanlılığımızı sınıf bilinciyle elimizden geldiği kadar örmüşüz. Ölünceye kadar bu işi yapacağız. Biz de emekli olmak yok, değil mi?

     

    Peki kırgınlıklar? Ne de olsa yaş kemale erdi ve zor bir mücadeleden geliyorsunuz?

    Kırgınlıklar yok, desek yanlış… Var kırgınlıklar. Ama işte Türkiye öyle bir durumda ki, kırgınlıklar üzerinde durma lüksümüz yok.  Kervan yürüyor; o kervanın içinde olmak lazım, değil mi? Türkiye karanlık bir döneme doğru sürükleniyor. Burada kırgınlıklar ancak sizin gibi değerli dostlarla yapılan sohbetlerde konuşulur. O da devrimci yürüyüşe yapılan hoyratlık anlamında, kişisel değil. Konuşulur ama kervan yürüyor, bunun içinde yer almak lazım.  Çünkü bugün Türkiye’nin başındaki irade, Türkiye’yi bir karanlığa doğru götürüyor. Ortak bir noktamız oldu. Herkesin buna karşı mücadele içinde olması lazım. Onun için kırgınlıkları öne alma günü değil bugün.

     DSC_0408

    Türkiye’ye baktığında, ne görüyorsun Türkiye’nin siyasi ekonomik gidişatında?

    Şimdi, Türkiye’nin bir iflasa doğru gittiği belli. Türkiye’nin toplumsal çürüme içinde olduğu da belli. Yani ekonomik temelden başlamak kaydıyla siyasi çatıya kadar, insan ilişkilerine kadar her yerde bir çürüme var. Türkiye’nin tarihsel birikimini beğenelim beğenmeyelim ama bir çürüme var.  Buna karşın toplumda buna direnen kesimlere bakalım.  Hayır kampanyası bunu bize gösterdi esasında. Yani hayır kampanyası bu gidişata karşı çıkacak cephenin, barikatın –ne isim takıyorsanız-  ne olduğunu gösterdi. Kimler yan yana geldiler, hayır kampanyasında direndiler; bu görüldü.  Türkiye’nin toplumsal muhalefetine bu pencereden bakıyorum ben ve bir asgari müşterekte buluştuk. O asgari müştereğin ne olduğu belli oldu. Biz zaten orijin olarak cumhuriyete hiçbir zaman karşı olmadık ama cumhuriyetin de demokratik bir cumhuriyet olmasını her zaman önümüze hedef koyduk. Cumhuriyete yönelik eleştirilerimiz oldu; sola tavrı, Kürtler’e tavrı, laiklik anlayışındaki eksiklik, çalışan yığınlara yaklaşımı… Yoksul köylülere yaklaşım anlamındaki eksikliklere, cumhuriyetin uygulamalarına eleştirimiz oldu. Ama bu cumhuriyeti reddetmek anlamında değildi. Cumhuriyeti daha demokratik cumhuriyet yapmak için mücadele ettik. 68 ruhu budur, bu ruhla hareket ettik ve bunu emek eksenli yapmaya çalıştık. Ne kadar yaptık ne kadar yapamadık, o tarihe bırakılmış bir yargı artık. Ama bizim niyetimiz buydu. Bizim hareketlenmemizde cumhuriyetin inkârı yoktu, aydınlanmanın inkârı yoktu. Aydınlanmanın da Avrupa’dan farklı olduğunu bilecek kadar teorik birikime sahiptik. Orada burjuva sınıfının öncülük ettiği aydınlığın, aydınlanmanın nasıl determine olduğunu biliyorduk biz. Hatalarını da biliyorduk. Türkiye’yi daha demokratik bir cumhuriyet yapmak istiyorduk ve bunu emek eksenli yapmak istiyorduk. Şimdi burası sıkıntıya girdiği zaman bizim cumhuriyeti savunmamız, bizim aydınlanmayı savunmamız bütün eleştirilerimizle beraber normal yani. Zaten bizim varlığımız bu esasında. Kürtler’de de demokratik toplum projesi böyledir, biliyorsunuz yani… Bu birikimlere sahip çıkan bir şeydir. Ben o demokratik toplum projesinin hayata geçmesi için çok mücadele etmişimdir 2004 tarihinde. Netice itibariyle Kürtler’den de hayır oyu çıktı. İzmir 68 dedi, Diyarbakır da 68 dedi. Onun için muhalif grupları ve egemen grupları hayır kampanyası ayırdı, doğru tasnif yaptı kendiliğinden… Şimdi bütün mesele bu hayır kampanyasında yan yana gelen insanların beraberliği daha derinlemesine perçinlemesi. 50+1 diyorlar, biz 50+5 diyelim, 10 diyelim bu karanlığa karşı muhalif cephenin harekete geçmesi ve Türkiye’nin bu karanlığı def etmesi anlamında… Öyle görüyorum.

     

    Türkiye’de muhalefetin birlikte mücadele etmesinin şartları bu mudur sence?

    Ben öyle görüyorum.

     

    Geçenlerde Selahattin Demirtaş da CHP ve HDP’nin birbirine yönelik eleştirilerini ertelenmesi konusunda bir açıklama yaptı.

    Ben öyle görüyorum Selahattin Demirtaş’ın açıklamasını ve Selahattin Demirtaş’ın Türkiyelileşme projesini destekledim. 2004’te demokratik toplum projesini de destekledim. Biliyorsunuz, o zaman benim ismime yönelik birtakım şeyler de yapıldı. Tarihi arka plana bakıyorum, tarihi arka planda Türk unsuru ile Kürt unsuru bu coğrafya ne zaman sıkıntıya düşmüşse hep yan yana durmuşlar. Alparslan’ın yürüyüşünde Mervani Kürtleri’nin pozisyonunu siz benden iyi bilirsiniz. Bütün sıkışıklık uğraklarında Kürt unsuru ile Türk unsuru yan yana gelerek bu coğrafyadaki birikimi savunmuştur. Yani öyle etle tırnağız demagojisiyle değil, tarihsel arka planda yan yana gelmiştir. Türkiye’nin tekrar bu sıkışıklığında bu beraberliğin olabileceğine ve olması gerektiğine inanan bir adamım ben. Yoksa cumhuriyet döneminde Kürtler!e karşı yapılmış imha, inkâr, asimilasyon politikasını hep eleştirmişizdir biz esasında.  Kürtler olmadan bu demokrasi yapısı kurulamaz. Kürtler olacak, ama Kürtler de bu demokrasi cephesinin gerçekliğine, olması gerektiğine inanacak. Karşılıklı birbirimize güveneceğiz. Eller tutuşacak. Onun için Selahattin Demirtaş’ın projesini doğru buluyorum. Ben bir müddet de onunla yattım Edirne’de, tecritte tutuyorlardı onu. Bir avukat görüşünde sadece birbirimize el salladık. Ben böyle düşünüyorum. Birlikte olacağız.

     

    Bir programda Alper Taş konuğumuzdu, ona da sorduk;“Haziran Hareketi ile Kürt hareketi neden yan yana gelmiyorlar?” diye… Bana dediği şu oldu,  “Kürtler biraz laikliğe vurgu yaparsa biz de Kürt sorununu daha çok gündeme getirir, vurgularız.” Sizce bu eleştiriler bundan sonra kesilecek mi? Bu kadar çağrıdan sonra…

    Kesilmez. Ama hayır kampanyasında kesildi, değil mi?

     

    “Ertelensin”, dedi Demirtaş.

    “Ertelensin”, dedi… Eleştiri herkesin hakkı. Sizinle şimdi bir konuda birleşebileceğimiz gibi farklılaşabiliriz de. Ben diyorum ki, Türkiye özel bir konumdan geçiyor. Burada gericilik hâkim. Başımızda hepimizi ilgilendiren bir politika uygulanıyor. Buna karşı azami programımızla değil,  asgari programımızla yan yana gelebiliyoruz değil mi? Yani şimdi işin en tepesini konuşmak ayrıdır, tehlikeye karşı asgari bir programda yan yana gelmek ayrıdır. Bizim talebimiz asgari programda yan yana gelmektir. Bizim hedefimiz 2019’a yöneliktir. Bizim yaptığımız politik tercihler böyledir yani… Objektif yorum yaparız, o yoruma göre, Türkiye’nin içinde bulunduğu sıkıntıya göre asgari bir programda anlaşmamız lazım. Bu sadece Kürtleri, solcuları, sosyal demokratları ilgilendirmiyor. Bu cephe daha geniş. Bunun içinde MHP’den kopanlar var, değil mi? Bunun içinde eski Doğru Yol’cular, cumhuriyete, Atatürk’e bağlı olanlar var. Yani tartışma oraya geldiği zaman o tartışmada bu tarafa düşecek kadrolar var. Bu asgari müşterekleri doğru kurmak lazım. 2019’a yönelik kurmak lazım. Herkesin azami bir programı vardır. Onunla uğraşmak Türkiye’nin bu sıkışıklık noktasında doğru değil. Asgari bir programla uğraşıyoruz biz. İnanıyoruz ki, Kürtler de bu mücadelede yer alıyorlar, aldılar da zaten. Aldılar… Yani yüzde 60-65 hayır oyu çıktı. Bütün yıkıma, zulme, yok etmeye karşı…  Ben geçenlerde bir televizyon programında söyledim, “Cizre’de” dedim. “O apartman katında çocukları kadınları boğup ‘Bodrumda aşk başkadır’ diyen zihniyet Türkiye’ye ihanet ediyor ve Selahattin Demirtaş’ın hapiste olmasını da protesto ediyorum.” Buradan çıkmış müthiş bir entelektüel birikimdir ve Türkiyelileşme politikası yapan bir siyasetçidir. Şimdi birbirimize değer vereceğiz, sahip çıkacağız, omuz omuza vereceğiz. Niye omuz omuza geldiğimizin de açıklamasını da yapacağız. Yoksa azami programda anlaşma olmaz. Hayır kampanyasında ne olduğunu gördük, sonuç 49 değil, herkes biliyor. 53-54’lere gelen bir potansiyel. “Atı alan Üsküdar’ı geçti, dediği zaman Üsküdar’ı” geçemedi. Üsküdar’da çakıldı kardeşim…

     

    İshak Karakaş- Kızın Zeynep çok iyi bir gazeteci oldu. Yazdıklarını takip ediyor musun? Ne hissediyorsun?

    Ben iftihar ediyorum çocuğumla… Yani çocuğumun bugünkü tercihleriyle, gazeteciliğiyle… Ama Zeynep biraz kontrolsüz gibi… Zeynep’e hep onu söylüyorum. Şimdi, Fransa’da yetişmiş bir çocuk. Fransa başka bir toplum. Burada, Fransa’daki gibi davrandığınız takdirde açığa düşürürler adamı değil mi? Düşürdüler de zaten birkaç yerde. Onun için Zeynep’le iftihar ederim ama Zeynep için de belli endişeleri taşırım. Bunu da söylemek isterim… Biz aynı dönemde hapis de yattık. Bana mektuplar yazıyordu. Avrupa’da da öyle idi o. Mesela Paris’te –küçüktü o zamanlar- Araplar’la arkadaşlık ediyordu. Soruyordum ona “Kızım bu Araplar nereden çıktı?” “Baba buranın en mazlum insanları bunlar” diyordu. Buraya geldi, Kürtler’le birlikte hareket etti. Zeynep’in karakteri böyle. Zeynep’in bu güzelliğinin önüne geçmemek lazım ama ben bir baba olarak Türkiye’deki oyunları iyi bildiğim için onun biraz daha tedbirli olmasını isterim, o kadar… Ama hiç kolundan tutup da dur demem yani. Yürü derim, yürü… O şehir eylemlerinde falan hep Araplar’la birlikteydi. Varoşlar Paris’in merkezine indiği zaman Zeynep hep o işlerin içindedir. Onun için Zeynep değerli bir kızdır yani. Bir de Zeynep her şeye insani değerlerden bakıyor. Politikanın çirkinliklerine girmez Zeynep. Öyle… Girmez. Bakın, insanı hiç kaybetmemiştir Zeynep. İnsanı kaybetmeyen adamdan korkmam. İnsanın kaybolduğu yerde politika çirkinleşiyor, onu biliyorum.

     

    Peki, Türkiye’de bir gün barışın kazanacağına umudun var mı?

    Var var. Barış kazandı esasında. Bunu oyunla durduruyorlar. Türkiye’de barış kazandı. Yani bu çözüm süreci başladığı anda halkın yüzde 84’ü barış sürecini tuttu.  Bakın, bu kadar etnik oynamaya rağmen şehirlerde kimseyi birbirilerine sokamıyorlar. Bizim çimentomuz Suriye Kürtleri’ne benzemez, Irak Kürtleri’ne benzemez. Bizim coğrafyamızdaki Kürt gerçeği değişiktir. Orada konservatif bir olay var. Suriye’de 300 bin kişinin nüfus kâğıdı bile yok; Şam’a gidemiyorlar. Ben yaşadım orada, biliyorum. Yani Irak’ta da öyledir. Bugün Bağdat gerçeği İstanbul gerçeği değildir, Ankara gerçeği değildir. Burada iç içe geçmiş bir olay var. Onun için Türkiye’de barış kazanmıştır. Kavgayı, düşmanlığı mahallelere kadar, sokaklara kadar indirememişlerdir esasında. Biz hep beraber kazanmışızdır. Tabii ki,  bu karanlık dönemde belki Ortadoğu gibi görünüyor Türkiye ama Türkiye biraz nefes almaya başladığı zaman göreceksin ki barış kalıcı olacak. Sokaklarda o barışı kutladığımız günler olacak. Biz bile göreceğiz, bu kadar yaşlandık.

     

    CHP’ye kaydını yaptırdın. Senden sonra devrimci gençler CHP’de kendilerine bir alan açarlar mı?

    Şimdi ben arkadaşlarımıza bazı sorular sordum… “Türkiye’nin önündeki adım devrim adımı mıdır, politik devrim adımı mıdır?” Devrim ayrı, politik devrim adımı ayrı. Yani bir gericiliği demokratik adımla yenmemiz mi öndedir, yoksa devrimci kuvvetlerle devrim mi yapacağız? Bunlardan birine karar verdiğiniz zaman onların mücadele örgütleri farklıdır ve yıllardır da biz devrim yapacağız, diye uğraşıyoruz. Durum da ortada. Ben önümüzdeki adımın politik devrim olduğuna inandım. İki, politik devrime inandığınız anda mücadele biçimi, mücadele biçimleri farklılaşıyor. Bugüne kadar yaptığımız gibi olmayacağız. Bugüne kadar saldırı politikası ile geldiğimiz yer belli. Bir şey yapmadığımız söylenemez ama muvaffak olmadığımızı da görmek lazım. Çok kayıplıyız, devrimi amaçlamışız. Devamlı devrim hedeflerine koşmuşuz ama elimizin altındakileri bile kaybetmişiz. Bunu görmemiz lazım. Bugün fraksiyonlara ayrılmış, parçalara ayrılmış sol gruplar.Türkiye’nin içinde bulunduğu karanlığı göğüsleyebilir mi, göğüsleyemezler mi? Bana göre fraksiyonlar dönemi kapanmıştır. Bütün birikimlere saygılıyım. Bugün bizim 60 parçaya,  70 parçaya ayrılmış  -tek parçaya döner mi bilmiyorum- solla gerek demokrasiyi gerekse barışı tesis etmemize imkân yoktur. O zaman CHP’nin yığınsal gücü var. İşte son yürüyüşü gördük, 5 milyonla bitti. Biz Gebze’de iken 2 bin kişi vardı ve bu yürüyüşün başarılı olmayacağını düşünüyorlardı. Hendek’i,Sakarya’yı yani provokasyon yapılacağını düşündüğümüz yerleri geçtiğimiz zaman, Kandıra’da Kürt arkadaşlarda katıldı. Yürüyüşün başı Körfez’e döndüğü zaman 50 bin oldu, Körfez’i döndüğümüz zaman 100 bin oldu, Dragos’ta 250 bin oldu, Maltepe’de 5 milyon oldu. Bunların hepsi CHP’li değildi. Burası bir platform ve biraz devrimciler destek verdiği takdirde Türkiye’de nelerin değişebileceğini gösterdi. Bu potansiyel önemli. Yoksa CHP’yi 2019’a kadar direnmenin bir platformu olarak görüyoruz. Biz devrimciyiz. 2019’da kıran kırana bir mücadele olacak. Belki 2019’a bile kalmayacak bu iş. Daha da öne alma şeyleri var. Kaybedileceği zaman Türkiye’nin nereye gideceği belli değil ve biz bu dönemde objektif olarak kendi gücümüzün CHP içinde olmasına karar verdik. Tercihimiz böyle oldu. Yoksa giderek sosyal demokrat olalım falan… Böyle bir derdimiz yok. Objektif değerlendirme yaptık. Kitlenin yoğun olduğu ve biraz hareketlendiği takdirde hemen karşılık bulan bir gerçekliğin, birikimin içinde 2019’a hayır kampanyasını götürmek istiyoruz. Lokomotif güç o oldu. Yani diğer dayanışmalar bunun etrafında oldu. Bunu kuvvetlendirmek lazım. Bu değerlendirmenin de 2019’a yönelik olduğunu ve hayır kampanyasından çıkardığımız sonuçlarla birlikte mevzilenmenin burada olduğuna,  burada mevzilenmemiz gerektiğine karar verdik. Benim CHP’ye girişim bu… Bütün hikâye o…

     

    Peki, genç devrimcilere bir çağrıda bulunacak mısın?

    Şimdi ben genç devrimcilere şunu söyleyeceğim; 2019’da veya daha öne alınırsa, seçimlerde kaybedersek, Türkiye’nin önünün karanlık olduğunu düşünüyorum. Onun için 2019’da herkesin bu gericiliği püskürmek için yapılan mücadeleye katılmasını talep ediyorum. Yani bakın,  iki gündür Cumhuriyet duruşmalarına gidiyorum aynı kadro, Cumartesi Anneleri’ne gidiyorum aynı kadro… Buralara yığınak yapmak lazım. Üç milletvekiliyle,  beş milletvekiliyle bu olmaz. Orada bir tane pankartın arkasında resim çektirmekle olmaz. Bütün boşlukları doldurmamız lazım, yığınsal olarak doldurmamız lazım. Gençler buraya gelecekler. Eskiden şu olmuş bu olmuş, hiç bakmayacağız buna. Geçmişin kavgasını gündemleştirmeye gerek yok. Türkiye’nin hali belli. Yoksa Cumhuriyet’e yönelik benim de birtakım kırgınlıklarım var yani. Benim hakkımda da abuk sabuk yazılar çıktı. Hiç bakmam buna. Günün şartlarına göre nereyi desteklemek gerekirse desteklemek lazım. Ahmet’i (Şık) desteklemek lazım, Cumhuriyet’i desteklemek lazım, cezaevlerini desteklemek lazım.Yani hangi mevzi kalmışsa elimizde o mevzileri mutlaka yığınsal olarak desteklemek lazım ve asgari müştereklerimizi zenginleştirmek lazım. Ben öyle bakıyordum.

     

    Sağlığına dikkat ediyor musun?

    Yok.

     

    Herhangi bir diyet falan?

    Yok yok. Öyle bir şey yok. Devamlı sigara… Sağ kalırsak ve biraz katkımız olursa mutlu oluruz. Gidersek niyazi olmayacağımızı düşünüyorum. Biraz bir şeyler yaptık.

     

    Son olarak okurlarımıza nasıl bir mesaj vermek istersin?

    Sarp Kuray- Efendim, aynı mesajı vereceğim. 2019’da safları daha sıklaştırmamız gerektiğini düşünüyorum.


    Yorumlar



    İlgili Haberler