• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    KENTLER VE KÜLTÜRLER-5-Botan Maxmuru: Toprağın Özlü Çocukları

    90’lı yılların o sert ikliminde kendi halkına karşı paramiliter işbirlikçiliği kabul etmeyen, bu yüzden zorla göçertilen, yerleri yurtları yakılıp yıkılan binlerce Botanlı, yaşadıkları toprakları bırakıp bölünmüş ülkenin diğer kardeş parçasına geçmiş burada da çok büyük badireler ve trajediler yaşamaya devam etmişler.

    İşte sırf bu yüzden olsa onurlu Botan halkının yaşantısından bir kesit sunmaya çabalamak bile başlı başına cesaret işidir. Çünkü ne yazarsanız yazın, kalemin ve sözcüklerin çaresiz kaldığı yerdesiniz.

    Zulüm kültürü, sözcüklerin çok ötesinde bir tanınmışlık ve yaşanmışlık, bambaşka bir deneyim kazandırmış Botan Maxmuru sakinlerine.

    İstinasız deneyimli bu kuşağın tümünün gözlerinde “Biz zulmü tanıdık, yaşadık, yaşamak için de öldük” bakışları konuşur sizinle… Bu dil sözcüklere ihtiyaç duymaz… Kalp, gözlerle konuşur.

    Maxmur Ş. Rüstem kampı tam bir kent kasabasına dönüşmüş durumda… Botan öz kültürünün temsilini layıkıyla yerine getirme çabası sezinleniyor yaşamın her alanında inat ve inançla.

    Kendi yurtlarında göçebe olmak gibi bir yaman çelişkiyi çok derinden yaşıyorlar. Burada nüfusunun büyük bölümü Hewler’de çeşitli işkollarında emeğiyle çalışıyor. Genç kesimin bir bölümü de yüksek eğitim okullarında zor koşullarda okuyor.

    Çorak ve kurak bir coğrafyayı çöl ortasında bir vahaya çevirmek basiret ve maharet işi… Kerpiç evlerin yanı başına bin bir zahmetle ekilen ağaçların gölgesi bir başka güzellik katıyor bu yerleşkeye.

    Gölge ışık oyununu deneylemiş bir halk için ışıkta demlenmiş “az söz çok iş” bu kadim kültürün genlerinde olsa gerek… Sadelik ve keskinlik kendisine has bir ölçü oluşturmuş.

    Yaralı ülkesinin özünü ruhunda göçebe taşıyan ve kendi yurdunda penaber (göçmen) yaşayan bu azimli kültürün destansı çocukları, Botan Maxmuru’nda yeni bir yaşamı örmenin uğraşı içerisindeler.

     

    Hewler-Musul-Kerkük üçgeninde çok bilinmeyenli bir denklemin tam kalbinde yaşama uğraşı ve ayakta kalma savaşımı veriyorlar. DAİŞ saldırısından sonra BM yardım teşkilatı da burayı terk etmiş durumda… Anlayacağınız can güvenliği konusunda yine iş başa düşmüş!

    On bine aşkın politik göçmenin bin bir zorluk ve badirelerle hayat verdiği ve kanını terini akıttığı Botan Maxmuru kendi kültürünü kurumlaştırma ve yaşatma yolunda emin adımlarla yürüyor. Öz yönetimini de bağrından çıkarma başarısını göstermiş durumdalar!

    İlerici insanlığın evrensel kültürel değerlerini temsil etme noktasında çok büyük bir çaba gözlemleniyor. Dil, kimlik, kadın özgürlüğü, demokratik uygarlık değerleri yaşamda ifadesini umutla buluyor!

    Hayata eğer Botanlı bir çocuğun gözünden baksaydık her halde adilane olmayan eşitsizliklere isyan ederdik. Acı, umut, öfke, trajedi, dram, şüphe ve direniş barındıran bu bakışlarda çalınan hayallerin umut notalarını bulma arayışı var adeta.

    Toprağın dilinden anlayan kadim bir halkın, Botan halkının toprakla kurduğu bağı dışarıdan tanımlayacak her çözümleme, gözlem; kanımca yetersiz kalmaya mahkûmdur. Çünkü bu bağın kökü derinlere dayanıyor. Ana evlat ilişkisinin gizemli bağımlılığını andırıyor!

    Birçok örtük ve derin hesabın üzerinde rehine oyunu oynadığı Botan Maxmur’u dimdik boyun eğmemeye kararlı bir abide gibi duruyor!

    “Sessizlik, herkesin anlamayacağı gerçeklerdir. Sessizlik, verilebilecek en gürültülü cevaptır.”

    Halil Cibran


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları