İlk öykülerimi cezaevinde yazdım. 1980’li yılların ortasında. İlk Murat Belge’ye okuttum. Cezaevinden gönderdim ona ilk öykülerimi. Hâlâ hatırlarım, askeri cezaevinden sivil cezaevine nakledildiğimde ancak, bana teslim edildiğinde övgü dolu mektubu Murat Belge’nin, duyduğum sevinci. Tahliye olduğumda ‘Evsiz Ülke Hikâyeleri’ adıyla BFS Yayınları tarafından yayımlandı ilk öykülerim. İlk kitabım oldu. Şubat 1989’da.
Sivil cezaevindeki günlerimde ise bir yandan da şiir çevirileri yapıyordum. Almanca’dan.
Hans Magnus Enzensberger önemli bir Alman şair, yazar, yayıncıdır. Politik bir kişiliktir de. Olması gerektiği gibi. 1965 ile 1975 yılları arasında Kursbuch adlı bir dergi yayımladı Enzensberger. Siyaset ve edebiyat üzerine bir dergiydi Kursbuch. Daha sonra Avrupa sol hareketler tarihinin bu önemli 10 yılına entelektüel bir müdahale olan bu dergi incecik kağıtlara küçücük hurufat ile yeniden basılarak iki cilt halinde yayımlanmıştı. Viyana’ya gittiğimde heme almıştım.
Cezaevinde bu ‘Kursbuch’ adının faydasını gördüm. Cezaevi idaresi, içinde çok sayıda sol klasiğin tamamının da sayfalarında yer aldığı bu kitabın bir kurs kitabı, bir eğitim kitabı olduğuna ikna olup bana teslim etmişti annemin ziyarete gelirken getirdiği bu iki cildi.
Rus fütürist şair Velimir Khlebnikov hakkında yazılara ve şiirlerinin Almanca çevirilerine işte bu Kursbuch’ta rastladım.
1989’dan sonra şiir yazmamış ve yayımlamamış olsam da hâlâ şiir ile uğraşmayı severim. O zamanlar daha çok severdim. Ve Bolu, Gerede Cezaevi’nde, ranzamda çevirmeye başladım Khlebnikov’u ve hakkındaki kimi yazıları. El yazısı ile 41 A4 formatında sayfa tuttu çevirilerim. Şimdi el yazısı deyince burada Selahattin Özpalabıyıklar’dan da bahsetmeliyim elbette. Türkiye’nin gelecekte en önemli editörlerinden bir olacak Selahattin ile Gerede’ye geldiğimde koğuş arkadaşı olmuştum. O benden önce gelmiş oraya. Ve koğuşta kıdeminden olsa gerek onun küçük de olsa bir yazı masası vardı. O yüzden ben çeviriyi ranzamdan aşağı, ona doğru sesli olarak yapıyordum – ki bu da Khlebnikov şiirine uyan bir durumdu -, o kağıda geçiriyordu el yazısıyla. Tabii ki müstakbel editörün yaptığı bununla sınırlı kalmadı. Önerileriyle zenginleştirdi çalışmamı. Birlikte eğlenerek anlamsız ama Khlebnikov’un şiirlerindeki müzikalite, ritim ve göndermelere cuk oturan yeni kelimeler ürettik. Sonra bu 41 sayfayı zarfa koyup Murat Belge’ye gönderilmesi talebimle cezaevi idaresine verdim. 1987’de.
29 sene sonra geçenlerde Murat Belge beni aradı. Bu çevirilerimi kitaplığından çıkardığını ve yapmakta olduğu Nazım Hikmet hakkındaki bir araştırmada yararlanacağını söyledi. Kendisine gönderdiğim her şeye verdiği kıymet nedeniyle müteşekkirim elbette Murat Abi’ye. “Belki bir gözden geçirmek istersin” dedi telefonda. Bilgi Üniversitesi’ndeki ofisindeydi dosya. Gittim, fotokopilerini çektirdim. Orijinalini Murat Abi’nin masasında bıraktım.
Bir kez daha edebiyatın kalıcılığına işaret ederek beni bahtiyar eden bu olayın hikâyesini sizler de bilin istedim.







