Kürt halkının onurlu ve fedakâr direnişi, taleplerindeki haklılık, Liderinin ve kadrolarının engin tecrübesi düşmanlarına bu mücadeleyi bastırmak, çözümü ertelemek için komplo yapmaktan başka bir seçenek bırakmıyor. Ne de olsa komplo namertliğin en önemli göstergesidir ve halkımızın özgürlük istencini yok edemeyeceğini anlayanlar da mertçe savaşamayacakları bir alanda, istifa edip uluslararası işbirlikçileri ile kapalı kapılar ardında iş çeviriyorlar. Komplonun büyüğü olur küçüğü olur, önemli olan erken uyanıp boşa çıkarmaktır bunları. Yani diyeceğim şu ki, koster arızası mazereti ile İmralı’ya gidişin ertelenmesi de bir komplodur, Şivan olayında olduğu gibi rüşvetle şöhret devşirme de. Hepsi aslında PKK Lideri Abdullah Öcalan’a ve onun kimliğinde Kürt halkına karşı tertip edilen 15 Şubat Uluslararası Komplosu’nda doruğa çıkan bir tarzı siyasetin çeşitlemeleridir. Ama Öcalan ve Kürt halkı müthiş bir iletişim içinde 15 Şubat komplosunu boşa çıkarmanın sağladığı zengin tecrübe ve özgüvenle bundan sonra da düşmanlarının oyunlarını boşa çıkaracaktır. Bu 15 Şubat Uluslararası Komplosu’nu her fırsatta, her vesile ile hatırlanmalı, her durumda yeniden üretilişini dikkatle izlemeliyiz. Amerika Birleşik Devletleri’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ni hayata geçirmek için çıktığı yolda işbirlikçilerinin de yardımı ile attığı en önemli adımdı 15 Şubat Komplosu. Dünya tarihine utanç olarak geçmiştir. Akılları sıra böylelikle Türkiye’deki etnik meseleyi çözümsüz kılacak, Türkler ile Kürtler’i çatıştıracak, çatışmayı körükleyerek halklara ayrılığı dayatacaklardı bu komplocular.
İleri karakol yaratmak istiyorlar
Kurulacak feodal bir Kürdistan onların menfaatlerine hizmet edecekti, onların Ortadoğu’da ileri karakolu olacaktı. TC’de kendi tekçi ve sömürücü iktidarını sürdürebilmek için bu halk düşmanı, hain plana hem davetiye çıkardı hem de yardımcı oyuncu rolüne sıkı sıkı sarıldı, halkın esenliğini ve cangüvenliğini bu sömürücü projeye peşkeş çekti. Ancak Öcalan bunu, yapılmak isteneni hemen fark etti, onun büyük çabası bu komployu boşa çıkardı, PKK kendi savunma alanlarına çekildi, çatışmasızlık ortamı sağlanarak etnik çatışmayı provoke etmek isteyenlerin elinden kozları alındı. Daha ilk günden önderine hayatı pahasına sahip çıkan Kürt halkı bu süreçte eylemsizlik, çatışmasızlık, ateşkes gibi süreçlerin siyasi ve stratejik değerini kavradı ve savaşın içinde barışı seslendirerek ülkede ve uluslararası platformda inisiyatifi ele geçirdi. Bu bundan sonra da böyle olacaktır. Her komployu 15 Şubat Uluslararası Komplosu ile mücadelemizden çıkardığımız deneyim sayesinde yeniyor ve her defasında bundan ders alarak, ustalaşarak çıkıyoruz. İşte bu büyük komplonun 12′inci yıldönümünde de Kürt halkı Bölge’deki ve metropollerdeki protesto gösterileri ile dünyaya kararlılığını gösterdi. İnsanlar özgürlük için kendilerini ateşe vermeye kadar uzanan, dünyanın hiçbir yerinde eşi benzeri olmayan eylemlerle kimliğine, diline, onuruna sahip çıkıyor. Bu son ve en büyük Kürt isyanının diğer isyanların akıbetiyle karşılaşmaması için büyük bir dikkatle, parti etrafında birliğin sağlanması gerekmektedir. Direniş ne kadar büyük olursa olsun geçmiş soykırım, yenilgi, tasfiyeler halkın belleğindedir.
Devlet farkında.
Devlet bunun farkında, imha ve inkâr politikalarının geçici uygulayıcıları devlet partileri, hükümetler bunun farkında ve Öcalan ile düzenli olarak temas halindeler. Ancak Öcalan’ın siyasi zekası ve Kürt halkının direnişi karşısında elden ayaktan düştüklerinden olsa gerek, demin söylediğim gibi komploculuktan da vazgeçemiyorlar. Denesinler bakalım, daha ne kadar deneyecekler? 12 Haziran seçimlerine yönelik bütün hazırlıkları komplodur onların. Özel Ordu hazırlıkları komplodur. İçini dolduramadıkları yeni anayasa çağrıları komplodur. Referandum da komploydu. Parlamentodaki vekillerimiz, BDP’nin kadro ve seçmenleri Türk siyasetinde rastlanmayan bir açıksözlülükle, halkımız ise boykot iradesi ile hükümetin bu taktiklerindeki komplocu zihniyeti ortaya koymuştur. Açılım da bir komploydu, onun bu niteliğini de Demokratik Özerklik adımlarımız deşifre etti.
İşte Mart ayı geldi. Komplocu anlayışıyla halkların önemli bir zamanını heba edenlerin bundan böyle ne gibi planlar içinde olduğu ortada. Ama biz bu durumun da üstesinden geleceğiz. Bölge’de politik tartışma kaygının yerini almıştır. Barış için elini taşın altına koyan halk ve onun örgütleri, yine kapalı kapılar ardında savaş hazırlıkları yapanlara sesleniyor. 698 sivil toplum örgütü bu defa daha önce yaptığı gibi PKK’ye bir eylemsizlik çağrısı yapamayacağını, savaş vebalinin altında kalacak olanın hükümet olduğunu, bundan böyle kendilerinin sadece tutum belirleyeceklerini söylediler. Savaşı kimin istediğini artık net olarak gören bu demokrasi cephesi aslında çağrısını en doğru adrese göndermiş oldu. PKK lideri Abdullah Öcalan ise önümüzdeki günlerde gidişatın yönünü açıklayacak, hükümetin ve devletin sorunun barışçıl çözümü yolunda bir adım atmaya niyeti olup olmadığını söyleyecek. Bu arada KCK de hükümetin talep edilen adımlarının hiç birini atmaması sunucu eylemsizlik sürecinin sona erdiğini ve bundan böyle kendilerini en güçlü biçimde savunacaklarını açıkladı.
Bütün politikasını komplolar üzerine inşa eden bir iktidardan açık olmasını ne kadar bekleyebiliriz? Ben “beklemeyelim, onurlu barış yolundaki yürüyüşümüzü büyük bir açıkyüreklilikle ortaya koyalım” derim. Komploların karanlığını hep bizim açıklığımız dağıttı. DTK eş başkanı Ahmet Türk’ün hafta sonu Amed’te yapılan toplantıda Demokratik Özerklik çalışmalarını büyük bir kararlılıkla yürüyeceğini ve DTK nın bu yönde bizzat eyleme geçeceğini söylemesi böylesi bir netlik ve açıklıktır. Büyük ve yaygın bir tartışma, en sıcak zamanlarda bile demokratik süreçlerden vazgeçmeme kararlılığı. Gereken budur. Direnişimizin en önemli güçlerinden birinin bu açıklık ve netlik olduğunu unutmayalım. Komplocuları gerçekleri açıklamak zorunda bırakmanın yolu budur. Evet, Mart ayının başında hâlâ öyle görünüyor ki, 15 Şubat Uluslararası Komplosu zihniyet olarak da taktiksel olarak da devam ediyor…







