• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Kongre ve demokrasi

     

    Pazar günü Ankara’da Halkların Demokratik Kongresi’nin 8’inci Genel Kurulu yapıldı. İşlerimin yoğunluğundan ötürü katılamadığım bu genel kurulda yeniden eş sözcü seçilen Gülistan Koç ve Onur Hamzaoğlu arkadaşlarımı kutlayayım önce buradan.

     

    Genel Kurul’da HDK’ye sözcü olarak çok fazla emek vermiş Sebahat Tuncel’in yanı sıra HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş ve eski eşbaşkan Figen Yüksekdağ’ın cezaevinden gönderdikleri mesajlar da okunmuş. HDK’nin ve HDP’nin bu önemli isimlerinin mesajlarını okudum ve özellikle Demirtaş’ın mesajındaki bazı saptamaların demokrasi mücadelesinin nasıl sürdürülmesi gerektiği sorusunu aydınlatıcı olduğunu düşündüm.

     

    Selahattin Demirtaş, demokrasi mücadelesinin geniş halk kesimlerini içermesi gerektiğini vurgulayan mesajında bunun için birçok fırsatın da içinden geçtiğimiz konjonktürde hazır olduğuna işaret ediyordu.

     

    Şöyle ifadeler yer alıyordu Demirtaş’ın mesajında:

    “Bu kaotik dönem ağır bedellere yol açsa da, beraberinde önemli ve devrim niteliğinde çıkış ve çözüm fırsatları yaratıyor.”

    “Bu kadar büyük mücadele mirasını doğru bir örgütlenme, doğru bir söylem ve eylem tarzıyla büyük zaferlere taşımak bütün öncü güçlerimizin tarihsel sorumluluğu ve ahlaki görevidir.”

     

    Sahiden de kapitalizmin büyük krizi bugün hem Türkiye’de hem de dünyanın birçok yerinde geniş kesimlerin hayatını dayanılmaz boyutlarda zorlaştırmıştır. Bu krizi otoriter yönetimler ve yöntemlerle aşmaya çalışan uluslararası kapitalizm, halkları milli ve dini kimlikleri üzerinden birbirine düşman ederken, ulus devletleri de birbiriyle çatıştırmak için elinden geleni ardına koymamaktadır.

     

    Fakat yine de koşullar çok ağır olsa da geniş kitleler birçok yerde sessizliğe gömülmüş durumda. Bunun sebebi ne korku ne de yorgunluktur. Bu atalet kitlelere öncülük yapacak muhalif güçlerin ortaya çıkmamasından ya da bu öncülüğe aday olan özellikle sosyal demokrat yapıların klasik demokrasi kavramları ya da ulus devlet paradigmasıyla kendisini kısıtlıyor olmasından kaynaklanmaktadır.

     

    HDK, etnik, dinsel, mezhepsel ve başka birçok kimliği aşan programı, sistemin mağdur ettiği bütün kitleleri bir araya getirme stratejisiyle ve buna uygun demokratik örgütlenme tarzıyla tam da böylesi bir dönemde muhalefetin öncüsü olacak potansiyele sahiptir.

     

    Selahattin Demirtaş da HDK’lilere seslendiği mesajında bu öncülük potansiyelinden söz ediyor ve şöyle diyordu:

    “Halkların Demokratik Kongresi, işte bu doğru öncülüğü yapma iddiasıyla yola çıkmış, son derece önemli bir mücadele ve demokrasi örgütüdür. Aslolan köyden sokağa, mahalleden kasabaya, şehirden ulusal düzeye, fabrikadan atölyeye, tarladan üniversiteye kadar her yerde halkın meclisler aracılığıyla öz örgütlenmesine kavuşmasını sağlamaktır.”

     

    İşte burada da günümüzün demokrasi anlayışının ne olması gerektiğni tarif eden Demirtaş, bir ‘doğrudan demokrasi’ tanımı yapıyordu.

     

    Bugün büyük kentlerdeki bir takım basın açıklamaları, mitingler ya da sosyal medya etkinliğiyle sınırlı, geniş kesimleri dışta bırakmış demokrasi mücadelesinin hedeflemesi gereken işte bu katılımdır. Günümüzün yaşam biçimi ve potansiyelleri de böyle katılımcı bir demokrasiyi gerektirmektedir. İnsanlar uzun bir zamandır birkaç yılda bir oy sandığına giden seçmenler olmakla yetinmiyorlar. HDK geniş kesimlerin bu katılımını sağlayacak yollar açabilir.

     

    Bu yazımı Demirtaş’ın şu formülü ile bitirmek istiyorum:

    “Bütün toplumsal kesimlerin meclisler şeklinde örgütlenerek birbirleriyle dayanışma ve koordine halinde yürütecekleri çalışmayı doğrudan demokrasinin olmazsa olmazı olarak görmeliyiz.”


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları