• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    “Konserlerimizde bütün kesimleri görebiliyoruz”
    “Konserlerimizde bütün kesimleri görebiliyoruz”
    3 Mayıs 2017 10:42
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

    Vedat Yıldırım, Kardeş Türküler ve Bajar adlı iki önemli müzik grubunun kurucularından. Kardeş Türküler’in solistlerinden biri olarak sahneye çıkıyor, diğerinin ise solisti olarak. Kardeş Türküler ile sahnede Türkiye’nin barış imkânını seslendirirken, Bajar ile her kesimden kent ezilenlerine ses oluyor.

    Bu coğrafyanın farklı tınılarını geniş kesimlere dinleten, sevdiren Vedat Yıldırım’la buluştum ve hem müzikal çalışmaları hakkında sorular sordum hem de Türkiye gündemini değerlendirmesini istedim…

    Çok yoğun bir gündem yaşıyoruz. Tartışmalı bir referandumu geride bıraktık. Günlük yaşamımıza döndük. Siz de müziğe döndünüz. Albüm hazırlıklarınız var. Yarın (4 Mayıs) Boğaziçi Üniversitesi’nde bir konser vereceksiniz. Yeniden Boğaziçi’ne dönmek nasıl bir duygu?

    Ben Boğaziçi’ne gelmeseydim müzikle uğraşır mıydım, bilmiyorum. Hayatta tesadüfler önemli ama bu tesadüflerin de bir kimyası var. Kalp kalbe karşı derler ya… Boğaziçi’ni öylesine yazdım. Ankara’da okudum. Genelde Ankaralılar İstanbul’a pek gelmezler. ODTÜ var çünkü. Ben de öylesine yazdım. “Ben bunu yazdım ama ne yapacağım İstanbul’da?” dedim. Buraya geldikten sonra yatay geçiş yapmak istedim. Hazırlıkta yatay geçiş olmuyor. O yüzden “Bir sene beklemeniz gerekir,” dediler. Dil hazırlığı var. Sonra sonra alıştık. Her hafta trenle Ankara’ya gidiyordum. Sonra iki haftada bir gitmeye başladım. Deniz meniz aklımızı almaya başladı.

    Müzik yaptığınız arkadaşlarla orada tanıştınız değil mi?

    Sonra folklor kulübüyle tanıştık. Bizim Boğaziçi Amerikan Robert Koleji geleneğinden geldiği için Amerika ve Avrupa’daki okullarda kültürel faaliyetler kulüplerle yapılır. O yüzden bizim oradaki folklor kulübünün de çok eski bir geleneği vardır. Oradaki insanlarla tanıştık. Ben işletme bölümünü kazanmıştım, sonra müzik öne geçmeye başladı. Bundan sonra da hayatımıza müzikle devam edeceğiz herhalde.  Boğaziçi bizim için sadece bölümlerimizi okuduğumuz bir okul değil. Üniversiteyi bitirdikten sonra da ilişkilerimiz sürdü. Halen de var oradaki folklor kulüpleriyle ilişkilerimiz. Gideriz, onlara yardım ederiz. Organik ilişkimiz halen var. Benim on beş yılım orada geçti. Çok okul yüceltmesi yapmayalım ama  “Boğaziçi evimiz” diyebiliriz.

    Yarın ne hissedeceksiniz orada?

    Arada bir konser veriyoruz. Ama sanırım en son konserin üzerinden 2-3 yıl geçti. Kuşaklar da değişiyor artık. Boğaziçi’ndeki yeni kuşak Kardeş Türküler’i ne kadar biliyorlar, bunu bilmiyoruz.

    DSC_3167

    Konser halka açık mı?

    Halka açık tabii. Boğaziçi Mezunları Derneği düzenliyor. Eski mezun arkadaşlarla karşılaşırız herhalde. Çoğu bankalarda filan müdür oldu galiba. Tabii batanlar da var. Özal zamanında prensler dönemi vardı; bankacılar filan… Sonra 5 Nisan’da kriz olmuştu ya, benim birçok arkadaşım o dönemde işten atıldı. Hepsinin maaşları düştü. O dönemde inanılmaz fahiş maaşlar veriyorlardı. Sonra “Ya biz ne yapıyoruz dediler,” herhalde.Bankacı olan çok arkadaşım var. Ancak başka mesleklere en çok geçiş yapan bölümlerden bir tanesi de işletme. İşletmeyi okumuşlar ama başka işlerle uğraşıyorlar. Ne derler, işletme biraz böyle cibilliyetsiz bir bölüm. Ne olduğu belli değil.  Ekonominin ne olduğu belli, işte ekonomi okuyorlar filan… Ama uluslararası ilişkilerle, işletme böyle biraz melez bir bölüm… Okunması da rahat bir bölüm. Diğer bölümler gibi zor değil.  Ben bile Boğaziçi’ni bitirdiğime göre (Gülüyor)… Gerçi 9 yılda bitirdim ama. Mesela Gökmen Karadağ vardır,o anchorman oldu.

     Önceki 1 Mayıslarda da alandaydınız. Bu 1 Mayıs’ı nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Dün (1 Mayıs) zaten iki buçuk saat alana giremedik. Çok zorluk çıkarttılar. O kapıya gidiyoruz izin vermiyorlar, bu kapıya gidiyoruz izin vermiyorlar.  Arabayla girmemiz gerekiyordu, köpeklerle arama yaptılar. Bizi mi korumaya geldiler, başka birilerini mi, anlamadık. Zaten bizim 1 Mayıs’a geleceğimiz biliniyordu. Ekibin içindeyiz. Bu kadar kasmanın anlamı yoktu. Polis köpeklerinin filan gelmesi… 2,5 saat filan beklettiler yani. Hava da çok soğuktu. O yüzden hazırlıksız çıktık biraz sahne üstüne. Onun dışına bir hayır ruhu vardı. Tabii ne kadar güçlü bir ruhtur, bilemiyoruz ama bir refleks oluştu Türkiye’de. Bundan sonra nereye evrilir bilemiyoruz ama ortak etkinliklere yansıyor yani. Böyle bir özgüvenle geldi insanlar. Türkiye’de şimdi her yerde tek bir algı geliştiriyorlar. Televizyonları açıyorsunuz öyle… Öğrenilmiş çaresizliği bize öğretmeye çalışıyorlar.  Öğrenilmiş çaresizlik biraz kırıldı ve bu 1 Mayıs ortamına da yansıdı. İnsanlar coşkuluydu. Konuşmalar biraz uzundu. Keşke biraz eğlence, festival havasında olsaydı. Bir de tatil günü…  Açıkça onu söylemek lazım, böyle daha coşkulu olmalı. O ağırlığı üzerimizden atmamız lazım.

    TKP kortejleri arasında bir sorun çıktı. Bu hayır ruhunu biraz gölgelemedi mi?

    Kadıköylü olduğum için biraz biliyorum. Türkiye Komünist Partisi’nden arkadaşlar var, onlarla sohbet ediyoruz. Belli meselelerde birtakım tartışmalar yaşıyorlar. İki ya da üç gruba ayrıldılar. Onun gerilimi herhalde… Öyle bir şey açığa çıktı. Bu ismi kim sahiplenecek? TKP kimdir, diye bir soru çıktı ortaya ve her iki odak da ‘Biziz aslında. Biz temsil ediyoruz’ diyor.  Bu ayrışmadan kaynaklı gerilim…

     Bu tartışmanın yeri orası olmasa gerek…

    Bence çoğulculuğa dair bir sorun yoktu ortamda. Çoğulcu bir görüntü çizildi o küçük gerilimi saymazsak… Sendika başkanları var, işçiler, Kürtler var, Aleviler vardı. Bir şekilde muhalefeti var eden dinamikler de bunlar.  Sistem tarafından zapturapt altına alınmaya çalışılan güçler de bunlar.  Yanibu hayır cephesi dediğimiz cepheden bir hayır çıkacaksa, bu dinamiklerle çıkması lazım. İyi bir dil kurulamazsa, ittifak kurulamazsa, bu ‘Vatan, Millet,Sakarya’ cenderesinden kurtulamazsak, daha özgürlükçü temelde buluşamazsak Türk-İslam Sentezi böyle devam edecek.

     Biraz müziğe dönelim, Kardeş Türküler albümü biraz gecikti. Bunun sebebi ne?

    Bizim proje, biraz zor proje.  Tamam, biz bir ekibimiz, ensembleyiz ama albümde birçok bölgeden şarkılar olduğu için onun enstrümantasyonu var. Her bölgenin kendine has enstrümanı var, kültürü var. Biz biraz ince eleyip sık dokuduğumuz için, o yüzden haliyle uzuyor. Tabii 3-4 yıl oldu son albümden bu yana. Bu tür nedenlerle gecikme yaşanıyor. Bir de bu albümde bir talihsizlik yaşadık.

     Ne gibi?

    Albümde‘Kerkük Zindanı’ diye bir şarkı da vardı. Cem Karaca filan da okumuştu. Bu şarkıya bir düzenleme yaptık. Bu düzenlemeyi beğenmedik. Tekrar yaptık. O şarkının çok trajik bir ruhu var. Kerkük meselesini anlatıyor. Biliyorsunuz,  Kerkük Ortadoğu’nun en kozmopolit yeri. Ne bileyim, Halep filan de öyledir ama Kerkük en kozmopolit yeri. Saddam döneminde de çok büyük zulümler yapılmış gerek Kürtler, gerek Türkmenler üzerinde. Arap Şiiler üzerinde de çok baskılar yaşanmış. Şarkı onu anlatıyor.  Kardeş Türküler’in şöyle bir yaklaşımı var, biz dönemsel birtakım mağduriyetlere, albüm çıkmadan önce de duyarlılık oluşturmaya çalışıyoruz. Mesela Rojava diye bir şarkı yapmıştık. Gezi döneminde Tencere Tava’yı yapmıştık. Çevre duyarlılığı yaratan şarkılar da yapıyoruz. Bu şarkıyı da o nedenle koyduk. Biz geleneksel sanıyorduk bu şarkıyı. Sözlerinin Kerküklü bir abiye ait olduğunu sonradan öğrendik. Abi de vefat etmiş. Telif hakları ailesine geçmiş. Ailesini aradık, ailesi vermedi politik nedenlerden. Bunlara vermek istemiyoruz, dediler. Tuhaf bir durum. Bu çok geciktirdi. Onun yerine başka bir şarkı koymamız lazım filan… Çok enteresan bir durum tabii. Biz öyle oturup şarkının sözlerini değiştirmiyoruz, hiçbir şey yapmıyoruz. Şarkının mesajı neyse onu sahipleniyoruz. Üstelik “Kerkük Kürtlerin midir, Türklerin midir?” gibi birtakım politik tartışmalar dönüyor ya… Biz bu tartışmaların ötesinde bir şey söylüyoruz. Ortadoğu’nun en kozmopolit yeri… Kerkük Kürtlerindir de, Türkmenlerindir de, Türklerindir de… Böyle bir yarışın bir anlamı yok yani. Ortadoğu’nun en kozmopolit kentine bu tür anlamlar yüklemenin bir anlamı yok. Orada bir halk var ve onlar kendi aralarında istişarelerde bulunuyor, bir sistem kurmaya çalışıyorlar. Tabii ne kadar adil bir sistem kuruluyor, onu ilerde görmek lazım. Biz bu şarkıyı albüme koymaya çalışıyoruz ama aile izin vermiyor.

    Peki, Bajar olarak yeni bir albüm hazırlıyor musunuz?

    Kardeş Türküler’in albümü bitse hemen Bajar’ın albümüne başlayacağız. Orada daha çok beste çalışmaları oluyor. Aslında altyapımız da hazır. Muhtemelen yazın böyle bir çalışmaya gireceğiz. Bir de 15-20 gün ya da 1 ay içinde bir sürprizimiz olacak. Çok bilinen bir şarkıyı Kürtçeye çevirdik. Dünyada da çok bilinen bir şarkı. Manası da çok uyuyor. Erbanelerle, deflerle filan…  Defjen grubu var, onunla Bajar bir araya geldi. Birlikte performe ettik. Şarkının adını vermeyelim şimdi. Her şey albüm değil aslında. Önemli olan günü yakalamak, güne dair bir şeyler söylemek.  Mesela dün 1Mayıs’tı. İşçilere dair ne vardı önceden; Tamirci Çırağı vardı, Parka vardı filan… Şarkı temaları o kadar kısırlaştı ki. Artık bu tür şeyler çok yapılmıyor. Herkes “Tamirci Çırağı çok güzel” der ama ne yeni kuşak müzisyenleri ne yazık ki hem politik ama hem de romantik-lirik, insanların vicdanları yakalayan şarkılar yapmıyor. Bir yerden sonra söz oyunlarına dönüyor artık şarkı sözleri. Buna rağmen biz Bajar’da İşportacı diye bir şarkı yaptık,  inşaat işçileri üzerine yaptık. Sadece bunlar değil, beyaz yakalılar üzerine yaptık. Didaktik olmadan, insanların dertlerini anlatan şarkılara yaptık. En son Babamın Kanatları isimli bir filmin müziklerini yaptık Bajar’da. Adana Film festivali, Antalya, SiYAD ve en son Ankara Film Festivali’nde müzik ödülü aldık. Bizim için iyi bir şey bu. Film bir inşaat işçisinin hayatını anlatıyor ve bu aralar hasbelkader Bajar gibi ekipler bu tür meselelere eğiliyor. O nedenle bizi seçtiler. Böyle bir şeyden ödül almak da iyi bir şey. Bu ödül aslında Bajar’ın aldığı bir ödül değil. Emekçileri anlatan bir film ve onlara atfedilen bir ödül. Daha dün Adana’da bir işçi çocuk ölmüş. Bunlar çok küçük haberler olarak geçiyor. Türkiye’de yüksek siyasetin bir dili var. Hayat aslında elimizden gidiyor.  İnsanlar ne yapıyorlar, nasıl yaşıyorlar, nasıl geçiniyorlar, kadınlar ne durumda? Bunlarla çok ilgilenilmiyor. Demin bir yerde kahvaltı yaptım. Orada üst katta, köşede bir yerde dört kadın dertleşiyordu mesela. Dört kadın… Belli, Ailevi meseleler filan konuşuluyor. Yani mikro düzeyde insanların birçok dertleri var. Ama yüksek siyasetin hengâmesinden kurtulamıyoruz biz. Biraz sistem de onu istiyor. Hayatı ıskalıyoruz aslında. Biz de paralize oluyoruz. Artık insanlar okumayı bıraktı. Hep haberlere bakıyoruz.  Tırnak içinde bohemliğimiz azaldı.  Bir şeyler okumak, felsefe bir tartışma yapmak, hayata dair çıkarımlarda bulunmak epey zorlaştı aslında.

    DSC_3156

     Kardeş Türküler barışın ve bir arada yaşamın müzik alanında temsilcisi oldu. Sizce bu ülkede toplumsal barış tekrar nasıl sağlanacak?

    Barış meselesi çok soyut bir mesele değil. Somut bir vaka üzerinden konuşulması gereken bir mesele. Bir sofra kurulacak, bir divan kurulacak, herkesin orada hakkı verilecek. Haksızlığın olduğu yerde barış olmaz aslında.  Haksızlığı gidermek lazım. Türkiye’de çok somut haksızlıklar var. Mesela biz Almanya’da havaalanına indiğimiz zaman Berlin’de Kürtçe anonslar yapılıyor. Uçakta ekran açıldığında farklı dillerde sunumlar yapılıyor. Oraya Kürtçe de yaz değil mi? Ya da bir havaalanında Kürtçe bir anons yap. Almanlar sizin niçin Türkçe anons yapıyorlar da siz niye kendi halkınız için anons yapmıyorsunuz? Bunlar çok art niyetli uygulamalar aslında. Bu onların hakkı, bu onların dili. Onların dünyasında konuştuğunuzda Allah’ın verdiği bir dil. Alevilerle ilgili meseleler halen çözümlenmemiş. O zaman nasıl olacak barış?! Mağdur olanlar cephesinden baktığımızda da, sadece “Ben mağdurum” cümlesini bir kenara bırakıp ortak mağduriyetleri sahiplenmeleri lazım, bir güç birliğine ihtiyaç var.  Aleviler, muhalifler, vicdan sahibi mütedeyyinler birbirine sahip çıkmalı ama’ları bırakıp. Toplumsal barış böyle gelir.Kardeş Türküler aslında bir yönüyle rehabilitasyon ekibi. Konserlerimize baktığımızda bütün kesimleri görebiliyoruz. Ne güzel, birlikte şarkı söylüyoruz, eğleniyoruz, tekliğin değil çokluğun tadını çıkartıyoruz; daha renkli bir dünya aslında. “Memleket keşke sahnemiz gibi olsa” diyoruz. Ama Ortadoğu’daki dinamikler daha farklı işliyor ve tarih buraya daha yavaş akıyor. Hemen bir şeyler olacakmış gibi beklentiye giriyoruz ama mücadeleler çok uzun sürüyor. 10 sene sonra ne olur, 20 sene sonra sen olur, 2 sene sonra ne olur? Bu topraklar biraz böyle.

    Uzak diyorsunuz yani…

    Uzaklığından çok meşakkatli bir süreç bu. Sihirli değnek marifetiyle olmayacak yani.

    Birbirimizi anlamaya en çok ihtiyaç duyduğumuz bu dönemde Kürtleri, Alevileri düşman olarak görmek barışı daha da zorlaştırıyor mu?

    E, tabii ki. Bunlar Türkiye’nin kanayan yaraları.

    Peki, OHAL süreci müzik çalışmalarınızı etkiliyor mu?

    Etkilemez olur mu? Çok etkiliyor. Ekonomik problemin yarattığı bir sorun var zaten. Bunun dışında Kürt bölgelerinde festival filan hiçbir şey yapılamıyor. Buralarda “Bizden olmayanlar yaşayamaz” şiarıyla hareket ediliyor. Biz de vergi ödüyoruz ama belediye festivalleri vs. kamu etkinliklerine bizim gibi grupların çıkması imkânsız. Ama biz vergilerimizi veriyoruz. Çok güvensiz bir ortam olduğundan müzik yapan organizasyonlar da çok temkinliler. Mesela bir konser düzenlenecek, o gün bir olay olduğunda o konser iptal ediyor. Türkiye’nin şu güvensizliği, istikrarsızlığı kültür sanat ortamını çok etkiliyor. Kamusal bir destek de yok. Biz aslında kendi yağımızla kavrulan ekipleriz. Popüler kültürün göbeğinde olan insanlar da değiliz. Türkiye’de alternatif müzik yapan birçok ekibin durumu gerçekten çok zor.

    DSC_3170

    Bir müzisyen olarak medya ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Medya filan bitti artık. OHAL ortamı ölü bir ortam.  Biz aslında TRT günlerine geri döndük. Birçok kanal var ama hepsi tek kanal gibi yayın yapıyor.  Çat bat bazı kanallar var ama çok az… Dün CNN ve NTV 1 Mayıs’ı vermiş.  Şöyle veya böyle yüzde 50’lik bir kesim hayır dedi ve hayır diyen cephenin de daha özgüvenli davranması gerekir. Geçenler de bir firmaya bir boykot uygulandı ya, aslında bizim böyle sivil itaatsizliklerle tek tipleştirmeye karşı çıkmamız lazım. Gündelik hayatta boykotlarla filan… Bu tür şeyler değerli aslında. Biraz daha farklı durmak isteyen medyaya da özgüven gerekli. Bu sadece medyanın tek başına yapabileceği bir şey değil. Herkes korkuyor şu an. Korkmak doğal.  Ama bir evde yalnız başına korkmakla evde 10 kişinin korkması farklı şeyler. Birbirine yaslanırsın, o korkuyu yenmeye çalışırsın. Buna ihtiyaç var, dayanışma ağına ihtiyaç var.

    Siyasi ortamdaki değişikliklere göre dinleyicilerin de şarkılara ilgisi ve tepkisi değişiyor mu?

    E, tabii ki değişiyor. Toplumsal barışın zedelendiği yerlerde mutlaka birtakım hassasiyetler oluşabiliyor. Biliyorsunuz, biz Kürtçe dışında birçok dilden şarkı okuyoruz. İnsanlar geliyorlar, Arapça da, Ermenice de, Azerice de dinliyorlar. Toplumsal gerilimin arttığı dönemlerde bazı izleyiciler diyorlar ki, “işte çok kötü okudunuz” (Gülüyor). Ya, ne okuduk? Türkçe dışındaki bütün dilleri Kürtçe sanıyor (Gülüyor.) Böyle ön yargılar oluşuyor. Kardeş Türküler’i sevmelerine rağmen böyle şeyler oluyor. Toplumsal barış olduğunda bizim konser atmosferlerimiz de farklı oluyor. Etkileniyor tabii. Ama biz hakkaniyetli bir ekip olmaya çalışıyoruz. Konsere gelen insanlar gerçekten bizim hiçbir halkı kayırmadığımızı, bütün halkların müziklerini okuduğumuzu görüyorlar. Çerkezce olsun, Gürcüce olsun her dilde şarkılar okuyoruz. Ama o kadar çok dil var ki Türkiye’de bütün dilleri bir konsere sığdıramıyorsunuz. Ben Gürcü’yüm, siz Gürcüce okumadınız,” diyorlar bazen. “Tamam, haklısın onu da gelecek konsere okuruz!” diyoruz.“Şu ana kadar Seferadça hiç şarkı koymadınız albüme “ diyorlar… “Tamam” diyoruz. Mesela bu albümde ilk kez, Pontusça bir şarkı okuyacağız, hiç okumamıştık.

    Bu dillerdeki şarkılara kolaylıkla ulaşabiliyor musunuz?

    Ulaşıyoruz tabii. Birçok kesimle ilişkilerimiz var. Her kültürden insan tanıyoruz. Onlarla oturuyoruz, konuşuyoruz, kültürlerini öğrenmeye çalışıyoruz. Onların önerileri oluyor filan… Ulaşmak zor değil. Yeter ki insanlar ilgili duysunlar.

    Son albümünüzde anonim şarkı, beste şarkı ağırlığı nedir?

    Biz beste şarkılar da yapıyoruz. Ama bu albümü özellikle geleneksel şarkılardan, anonim şarkılardan yaptık. Ondan sonra da bir tane beste albümü yapacağız. Geleneği yeniden sunmak gibi bir amacımız var. Bu albüm o yüzden anonim şarkılardan oluşuyor.

    DSC_3165

     

     

     

     

     

     

     


    Yorumlar



    İlgili Haberler