• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Kör çıkar kaybettirdi, kaybettiriyor…

     

    Hükümet yanlısı medya son günlerde Suriye politikasını irdelerken, hep ABD’nin, NATO üyesi ülkelerin ayağına vurmaya başladı. Bu medyaya bakarsanız, Türkiye’nin Suriye’de önünün kesilmesi, orada yeni bir Kürdistan kurulması tamamen ABD’nin, NATO’nun marifetidir. Tersinden de Rusya’ya, bir diğer deyimle Şanghay’a güzelleme var. Rusya ile Türkiye’nin çıkarlarının ne kadar örtüştüğü, Doğu ülkelerinin selameti Türkiye ile dostlukta bulacağı, Türkiye’nin Batı’ya karşı çaresiz olmadığı falan filan…

    Bir dönem Türkiye, Batı ile ilişkilerinde Doğu’yu hep bir tehdit olarak kullandı. Bizzat Erdoğan’ın kendisi defalarca Şanghay ülkeleri içinde yer alabileceklerini söyledi. Tabi bu söylemlerde NATO ile üyeliğe halel gelmeyeceğine, bu ilişkinin ekonomik olacağına falan vurgu yapıyordu ama esasen belli olan şuydu ki Erdoğan bu söylemi Batı’ya karşı bir tehdit olarak kullanıyordu, ‘beni dikkate almazsan ben de dikkate alanla yürürüm’ demeye getiriyordu. Bu politikanın nirengi noktasını da Suriye’ye yönelik politikalardaki farklılık oluşturuyordu.

    Şu günlerde nispeten somut olan ne peki?

    Rusya, İran, Suriye aynı cephenin belirgin çıkar ortakları. ABD, Suudi Arabistan ve İsrail ise diğer cephenin belirgin çıkar ortakları. Ortada olan, iki arada bir derede oynayanlar var. Bunların başını Türkiye ve Irak çekiyor dersek, haksız olmayız. Her iki ülkede cephe olarak başını ABD’nin çektiği bloktalar ama çıkarları itibariyle kendilerini Rusya’ya yanaşık durmak zorunda hissediyorlar.

    Irak, çok da bağımsız davranabilecek durumda değil. Birçok farklı güç odağı Irak’ta belirleyici. Merkezi hükümet ABD yanlısı, ordu IŞİD’le başa çıkabilmek için ABD’ye ihtiyaç duyuyor, Şii güç odaklarının, bu güçlere bağlı milislerin neredeyse tamamı İran’a yakın ve etkili bir potansiyele sahipler, Sünniler IŞİD eliyle darmadağın edilmiş, bölge devletleri arasında top gibi oradan oraya sektiriliyorlar…

    Arada derede olanlardan bir diğeri de Türkiye. Bütünlüklü bir görüntü verse de, Irak kadar dağınık olmasa da Türkiye’nin Irak’tan aşağı kalır yanı yok. 15 Temmuz’dan sonra ordusundaki komuta kademesinin neredeyse yarısını kaybetmiş bir ülke söz konusu. Ordu içindeki NATO’culara tırpan atıldığını, birçoklarının tutuklandığını, tutuklanmayanların da farklı ülkelere iltica ettiğini artık Sağır Sultan bile biliyor. Ordu içinde ayakta kalanların ezici kısmı Şanghay yanlısı ki çoğu AKP iktidarı ile ittifak olmanın semeresine binaen Ergenekon’un rövanşını NATO’culardan almayı kendine görev edinmiş. Hükümete gelince; ABD görünümlü Rusyacı, Suriye’de ABD ile sürekli karşı karşıya gelen, çıkarlarını Rusya ile bütünleştiren bir hükümet var karşımızda.

    Bu tablonun tümünü irdelemeye kalkmak elbet bir köşe yazısının sınırlarını aşar ama belirgin olan şu, her kesim, özellikle de şu iki arada bir derede kalanlar artık yolun sonuna geliyor.

    Son tahlilde filmin esas oğlanları uzlaşır mı, çatışır mı bilemeyiz ancak çatışmalarının, geçmişteki vekâlet savaşlarına ya da bölge devletleri üzerinden birbirlerine diş geçirmeye benzemeyeceğini söyleyebiliriz. Tam da bu nedenle çatışmama olasılıkları çok daha fazla… Nihayetinde ‘uzlaşmaları’, güç paylaşımı üzerinden adım atmaları daha olası. Bunun bir yanı büyük yıkımlara neden olacak bir savaş ile karşı karşıya kalınmaması olur ki elbet faydalı… Bir diğer yanı ise belki de, hatta büyük olasılıkla uzun yıllara yayılacak ‘diplomatik dehlizlerde çözüm arayışları’, çoğu kez çözümsüzlüğün çözüm olarak yutturulacağı, hiçbir zaman sorunlara nihai çözüm bulunmayacağı, sorunların ertelemeci mantıkla geleceğe devredileceği gerçeğidir. Çünkü çıkarları bunu gerektirecektir.

    Dünya bu durumu Irak’ta izledi. Şimdi benzer bir durum ile Suriye’de karşılaşmamız çok büyük olasılık. Bu süreç devam ederken yeni bir aksiyonla İran’da, belki de Türkiye’de karşılaşırsak şaşırmamak gerekir. Nihayetinde 100 yıl önce yanlış tedavi edilen ve sürekli hastalık üreten bir durumla karşı karşıya olduğumuzu biliyoruz. Bu durum, asıl çözmesi gerekenler kendi gelecekleri ile ilgili karar verebilecek duruma gelinceye kadar da devam edecek.

    Birileri, tüm bu durumdan Kürtlerin karlı çıktığını değişik argümanlar üzerinden irdeliyor. Bazılarının kriminalize ederek küçümsemeye çabaladıkları gerçeği bir yana ama sonucu itibariyle Kürtlerin bu krizlerden sonra geri dönüşsüz bir noktaya geldikleri de açık…

    Hiç kuşku yok bunun en önemli nedeni özellikle son 100 yıllık haksızlıkta en büyük darbeyi yiyen halklardan birinin Kürtler olmasıdır. Elbet Ermeniler ve Süryaniler Kürtlerden daha büyük darbeler yediler, daha büyük katliamlarla karşı karşıya kaldılar. Ancak Kürtler yedikleri darbeye rağmen topraklarından koparılamadılar, son yüzyılın ise neredeyse tamamını savaşarak geçirdiler.

    Bu nedenle Kürtler günümüzde artık geri dönüşsüz bir noktadalar.

    Bu nedenle Türkiye, İran, Irak, Suriye gibi devletlerin, bunların ‘ittifak unsurlarının’ engelleme çabaları kısa vadeli lokal etki oluştursa da nihai olarak nafiledir…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları