Bizim çok sonra ‘korsan’ dediğimiz, şehrin gündelik akışı, düzenin umarsız işleyişinin ortasında ve elbette günün de ortasında farklı noktalardan çıkıp, hızla bir araya gelip, sloganlar atmak, pankartlar açmak ve sonra dağılmaktı. Gündelik hayatın sekmez tekrarının sınıf savaşı ve alışılmış adaletsizliğin üzerine serdiği ideolojik örtüyü kaldırmak, altından ortaya çıkıp çıplak gerçek olarak kısa bir süre için görünür, duyulur kılmaktı. Artık denizlerde korsanların hiç olmayacağını, denizlerde hiç korsan olmayacağını iddia bile etmenin gereksiz olduğu, servetin, sermayenin serbestçe dolaşımının asla engellenmeyeceğinin kanıksandığı bir dönemde, bu dolaşım engellenmese bile tehdit ediliyordu ‘korsan gösterilerimiz’ ile.
Sermaye değil ama zenginliğin denizler, okyanuslar üzerinden aşırıldığı, taşındığı, borsaların limanlarda kurulduğu zamanlarda ise denizlerde korsanlar olurdu. Gemilere gemiler yanaşır, zenginlik randevulaşılan yerden çok önce el değiştirir, rota değiştirirdi. Sınıf savaşının adlandırılmadığı, adının konulmadığı, zenginin zenginliğini, servet sahipliğini paranın aksiyomu kadar tinsel kodekslerle de açıkladığı, zenginliğine meşruiyet kazandırdığı o zamanlarda, korsanlardan korkulurdu. Korkulmuş olmalı. Sadece korkulmuş. Düşman değildi korsanlar denize açılanlar için o zaman. Denizin handiyse doğasında olan, doğasından olan bir risk, bir tehlike, bir korkuydu korsan, korsanlar. Bir deniz hikayesi, bir deniz anlatısı. Efsane. Düşman olunamayacak kadar doğal ve efsanevi. Belki de o yüzden o zamanların korsanlarının hikayeleri çoğaldı da çoğaldı. Romanlar ve sonra da kostüme filmler geldi.
Bugün denizlerde yine korsanlar çıkıyor gemilerin, teknelerin karşısına. Ufuktan, sisin içinden çıkıyorlar ve sermayenin serbest dolaşımının işaretlerini, vektörlerini durduruyorlar. Afrika’nın yoksul halkları korsan gönderiyorlar denizlere şimdilerde. Ve onların limanlarından geçmeyen, onların şehirlerine, köylerine uğramadan transit geçen bir akışın önüne çıkıyor, önüne geçiyorlar. Engelliyorlar.
Korsanlar yine denizlerde ama artık ne doğal ne efsanevi onlar. Bir deniz anlatısı olarak algılanmıyorlar. Koca koca sermaye devletlerinin ordularıyla, güvenlik paktlarıyla, özel komando birlikleriyle saldırı planladığı, saldırıya geçtiği bu korsanlar yeni global düşmanlar olarak tanımlanıyor, tanınıyor, onlara düzenin, küresel kapitalizmin düşmanları olarak müdahale ediliyor. Öyle ortadan kaldırılıyorlar. Düşman olarak. Düşman olarak bertaraf ediliyorlar. Zenginlerle yoksulların artık sınıf çelişkisinden öte bir sınıf uçurumuyla ayrıştığı bir çağda, yoksul Afrika’dan gelen korsanlar en amansız sınıf düşmanları artık sermayenin. Ve onların denizlerdeki cismani mevcudiyetinden çok bir gösterge olarak işaret ettiği, sakin suyun yırtılıp dalgaların arasından çıkarcasına açık denizin ortasında, ufuk çizgisinde ortaya çıkardığı, gösterdiği sınıf mücadelesine karşı harekete geçiyor savaş makineleri sermayenin.
Bir süredir Afrika açıklarını tekinsiz hale getirmiş olan günümüzün korsanları düşman olarak tanınmaları nedeniyle edebiyatın değil siyaset biliminin ve ekonomi politiğin malzemesi oluyorlar.







