• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Kriz ve fayda

    Toplumun büyük bir kesimi hâlâ hatırlıyor. 7 Haziran 2015 seçimlerinin sadece üç ay sonrasıydı. Eylül’ün ikinci haftası. Seçimlerin hemen öncesinde başlayan şiddet, seçimin ardından tırmandırılmış, yoğun çatışmalar başlamıştı. Kürtlerin yoğun olduğu ve 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin en yüksek oy oranına ulaştığı il ve ilçelerin birer birer abluka altına alındığı, sokağa çıkma yasaklarının ilan edildiği dönemdi. Cizre sokağa çıkma yasağı ilan eidilen ilk yerleşimlerden olmuştu. Doğal olarak seçmenlerinin en yoğun olduğu yerlerden biri olan bu ilçeyi HDP’liler ziyaret etmek, halkla görüşmek, çatışmaları durdurmak için harekete geçmek istiyordu. Vekilliğin de, demokratlığın da gereğiydi bu. Normalde, sivil siyasetin gelişmiş olduğu bir ülkede böylesi bir durum hasıl olsa parlamentodaki bütün grupların temsilcilerinden bir heyet giderdi oraya ama maalesef Türkiye’de siyaset hâlâ güvenlik kurumlarının vesayetinden arınmış değil ve siyasetin etkisinde olduğu resmi ideoloji de Kürtler’in yoğun olduğu bölgelerde şiddeti vakayı adiyeden kabul ediyor. Bu yüzden Cizre’ye gitmek ve oradaki silahsız halkın mağduriyetini saptamak isteyen heyet sadece HDP’lilerden müteşekkildi. Ama heyette partinin eş başkanı Selahattin Demirtaş ve vekillerinin yanı sıra konjonktürün bir sonucu olarak dönemin seçim hükümetinde yer alan iki de HDP’li bakan, Avrupa Birliği Bakanı Ali Haydar Konca ve Kalkınma Bakanı Müslüm Doğan da hazır bulunuyordu.

    Heyet İdil’den yola çıkmış, yol boyunca durdurulmuş, tekrar bırakılmış ve güvenlik gerekçeleri bahane edilerek Cizre’ye sokulmamıştı. Yani seçimlerde yüzde 13’ün üzerinde oy almış ve Meclis’in üçüncü büyük partisi konumunu elde etmiş bir partinin eş başkanı ve iki bakanı ile milletvekilleri kendi ülkelerinde seçmenleriyle buluşamıyordu.
    Aradan bir buçuk yıl kadar geçti ve bir süredir gündemi AKP’li bakanların referandum öncesi Türkiyeli seçmenlerle buluşmak için gittikleri bazı Avrupa ülkelerine sokulmadıkları haberleri meşgul ediyor. Bu tür durumlardan mağduriyet üretme ve bu krizlerden iç siyasette fayda sağlama konusunda pek mahir olan AKP ve taraftarları ile onların medyadaki yandaşları hemen insan hakları ve temel özgürlükler söylemlerine sarılıp Almanya ve ardından Hollanda’yı Nazi suçlamalarına hedef ettiler, hatta resmen sınır kapılarına dayandılar. Krizi tırmandırmaktan imtina etmediler.
    Belli ki bunun kendilerine referandumda oy sağlayacağını saptadılar. Belki hemen bir anket bile yaptırmışlardır.
    Beni asıl şaşırtan ise bunu bir milli mesele addedip AKP’nin söylemlerinin arkasına dizilen muhalifler.
    Eğer bakanlar Türkiye toplumunun tamamının yararına olan bir iş için yurtdışına gidiyor ve gittikleri ülkelere sokulmuyor olsalardı, bu durumu yadırgamazdım. Ama AKP’li bakanların amacı orada evet propagandası yapmak. Yani kendi özel meseleleri. Üstelik tarifeli değil bizim vergilerimizle finanse ettiğimiz resmi uçaklarla gidiyor bazıları. Hem de yurtdışında propaganda faaliyetlerini yasaklayan ve kendi hükümetlerinin çıkardığı seçim kanunu dururken.
    Muhalefetin hamasi nutuklarına katılmak yerine kamuoyuna bunu anlatması gerekiyor.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları