• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Kürt korkusunun Türkiye’ye yansımaları

     

    Elbet, daha önce söylemiştim, demek için yazmıyorum. Nihayetinde çoğu açık kaynak taramalardan, kısmen de bölgeyi yakından takip eden meslektaşlardan, yerel halktan, siyasi çevrelerden edinilen bilgileri iyi okuyan herkesin ulaşabileceği sonuçlardan söz ediyorum. Ben demiştim, mantığına yormasam bile yine de yazılanları hatırlatmakta yarar var. Daha Minbiç özgürleştirilmeden önce, 13 Haziran 2016 tarihli Haberdar sitesindeki yazımda, ABD’nin askeri ve siyasi aklının Suriye’de çeliştiğine dikkat çekmiştim. Dediklerim aynen şöyleydi: Pentagon’a, ya da daha açık anlatımla Demokratik Suriye Güçleri ile birlikte askeri planlamayı yapan ve harekete etkin teknik ve hava gücü desteği veren Ortadoğu’daki askeri operasyonlardan sorumlu CENTCOM’a kalırsa bu bölge de (Cerablus-bn) Demokratik Suriye Güçleri’nin desteğiyle kısa sürede IŞİD’den temizlenir. Ancak görünen o bu aşamada devreye askeri akıl değil, siyasi akıl giriyor. Siyasi aklın ise kaybetmek istemediği stratejik önemde üç devlet var. Bu bakış ile değerlendirildiğinde Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın desteklediği güçler bu bölgedeki (Cerablus-bn) operasyonu sürdürebilir, diyebiliriz. Bunun ipuçlarını da son günlerde giderek artan ortak toplantılardan, diplomatik girişimlerden, basına yansıyan görüşmelerden anlayabiliyoruz.

    Açık kaynak derlemesi bu yazımdaki öngörü, geçtiğimiz günlerde New York Times’de bir makalenin konusu oldu. New York Times, Türkiye destekli Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) CIA’den destek aldığını, Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG) ise Pentagon tarafından desteklendiğini yazdı. CIA desteğinin siyasi irade adına ve gizli operasyonla yürütüldüğü, DSG’ye yönelik desteğin ise Pentagon üzerinden açıktan yapıldığının yazıldığı Anne Barnard imzalı makalede Cerablus’u alan ÖSO’nun bir yandan Güney’e, Mare’ye doğru ilerlerken Bab’a, hatta Minbic’e girmeyi de zorlayacağı ve doğal olarak DSG ile karşı karşıya geleceği görüşüne yer veriliyor. Bu görüşü ilginç kılan ise yazıda ABD destekli iki gücün birbirine girmesinin yaratacağı sakıncalara dikkat çekilmesi.

    Bir ara verip Cerablus operasyonu ile ilgili bazı noktalara dikkat çekelim.

    Şu kuvvetle muhtemel; Rusya ile ilişkilerin düzelmesini ABD’ye karşı bir koz olarak kullanan Türkiye, ABD’den Cerablus-Azez-Mare hattına dönük operasyonunun onayını almış görünüyor. Bu aynı zamanda ABD’nin siyasi aklının, yani CIA operasyonlarının bir sonucudur.

    Şu da muhtemel; Türkiye’nin ABD’yi ikna edip aldığı onay sonrasında Rusya’ya da bazı kozlar verdiği görülüyor. Eğer Türkiye Rusya’ya bazı kozlar vermemiş olsa Cerablus’a “Fırat Kalkanı” adını verdiği bir operasyon başlatamazdı.

    Ancak tüm bunları tahmin etsek bile nihayetinde ABD destekli farklı güçlerin Suriye’de karşı karşıya gelebileceğini tahayyül edemezdik.

    Tabi koltuğunun altındaki çantada en az 10 ayrı planı bulunduran ABD’nin bu gelişmelere dönük bir önleminin olamayacağını iddia etmek zor. Bu mantıkla baktığımızda son iki gündür ABD’den üst üste Türkiye’ye yönelik uyarılar gelmesinin, ABD’nin bir kısmını illegal, bir kısmını ise açıktan desteklediği güçler arasındaki çatışmaları Türkiye üzerinden durdurmaya yönelik çabasının, muhtemel önlemin bir parçası olduğunu söyleyebiliriz.

    Tekrar ara verdiğimiz yere dönelim.

    Türkiye’yi bu noktaya getiren birçok etkenden en önemlisi Kürtlere yönelik politikasıdır. Türkiye’nin bu hamlesinin esasen Kürt kazanımlarına karşı olduğu zaten operasyonun adından belli. Türkiye, iç kamuoyunu Kürtlere karşı daha da radikalleştirebileceği, böylelikle Türkiye Kürtleri ile Kürt siyasi hareketine dost olanları sindirebileceği, esasen de Kürtlerin Rojava’daki kazanımlarının önünü kesebileceği bir operasyona bilerek ve isteyerek girdi.

    Türkiye, içe dönük hesaplarının bir sonucu olarak düşündüğü bu operasyonla asıl aktörlere, yani ABD ve Rusya’ya önemli kozlar vermiş gibi görünüyor. Rusya’ya ek olarak belki de Halep ve İdlib’in Suriye tarafından alınmasına sessiz kalacağı, desteklediği güçleri geri çekeceği sözünü de vermiştir.

    Tüm bu grift ilişkilere rağmen Türkiye’nin hesaplarının tutması yine de mümkün görünmüyor. Nasıl Davutoğlu’nun stratejik derinliği duvara tosladı ise Kürtleri engelleme adına yürütülen bu yanlış politikanın da duvara toslayacağı açık. Oysa Türkiye’yi yönetenler, özellikle de Erdoğan eski çarpıklığı yeni bir yanlış ile kapatmak yerine pekala Kürtlerle komşu olmayı, hatta PYD ile ilerleteceği ilişkiler üzerinden Türkiye’deki Kürt sorununun kalıcı çözümü yönünde de adım atmayı tercih edebilirdi.

    Bunu yapmadı. Aksine sonu meçhul yeni bir sürece elindeki yağlı urgan ile balıklama daldı. Yağlı urgan elde kaldığı müddetçe sorun yok. Ancak yağlı bir urganı tutmak da bir o kadar kolay değil.

    Hep birlikte göreceğiz.

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları