• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    KÜRTLER İÇİN ORDUNUN İÇİDE BİR DIŞIDA

    TSK’nin Kürt halkıyla bir meselesi olduğu Kürtler’in epeydir, aslında neredeyse Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana malumudur. Üç hafta önce Roboski katliamı sırasında ve sonrasında yaşananlar bunu bir kez daha ortaya koydu. Zaten her MGK toplantısında, genelkurmay başkanlarının her brifing ve basın toplantısında bu açık açık deklare de ediliyor. Kürdistan’da bir işgal ordusu tavrı içinde olan TSK, kısa bir süre öncesine kadar askeri vesayet rejiminin verdiği yetkiye dayanarak Kürtler’e yönelik imha ve inkar politikalarının son karar mercii ve uygulayıcısıydı aynı zamanda. Her ne kadar BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın deyimiyle Kürtler’in gözünde onbaşı rütbesinde olan yeni Genelkurmay başkanı Necdet Özel yine gazetelere demeçler verip Kürtler’in hakları konusunda fikir beyan etmişse de, iktidarın artık tek sahibi olan AKP’nin siyasi gücüne artık boyun eğmiş olan TSK şimdi de hükümet politikalarının şiddet aracı olarak yine tankıyla topuyla, bombardıman uçakları ile Kürtler’in üzerine yürüyor. TSK’nin Kürtler’e yönelik katliamcı operasyonları dışa doğru gerçekleştiğinde bütün devlet sansürüne rağmen hem Türkiye hem de dünya kamuoyu bundan haberdar oluyor artık. Ama TSK’nin Kürtler’e yönelik şiddeti sadece dışa dönük bir şiddet değil. Kürtler, Kürt gençleri, belli ki içeride, yani ordunun içinde de, militarist devletin halkın dini inançlarını sömürmek için ‘peygamber ocağı’ dediği kışlalarda da TSK’nin hedefi.

    Gün geçmiyor ki, kışla intiharı, yine onların deyimiyle operasyon kazası, görev zayiatı haberi gelmesin bir yerden. Gün geçmiyor ki bir asker tüfeğini temizlerken kendisini vurmasın ya da arkadaşının yanlışlıkla ateşlediği silahın kurşunu ile vurulup ölmesin. Ve nedense de hep Kürt askerler ölüyor bu kazalarda. Bazen bakıyorum bir habere ve soruyorum kendime, yahu enseden kafaya iki kurşunla intihar mı olur? Baktılar bu tutmadı, bu defa cinnet gerekçesi ısıtılıp konuluyor yüreği yanan ananın, babanın önüne. Eskiden “alavere, dalavere, Kürt Memet nöbete” denirdi, şimdi “alavere, dalavere, Kürt Memet nöbette öle” denecek herhalde.

    30yıldır sürdürülen devlet propagandası bir yandan, diğer yandan ise savaşın yol açtığı travma sendromları sonucu kışladaki arkadaş ortamları bile maalesef artık Kürt gençler için güvenli değil.

    Adeta birer milliyetçi militan gibi davranan komutanlar, rütbeliler ise zaten ölen Kürt olunca ölüm nedeninin kolayca hasıraltı edilebileceğine dair tecrübeleriyle işkenceden infaza kadar birçok kötülüğü reva görüyor gençlerimize.

    Sadece kardeş kavgasına zorlanmaları nedeniyle değil, sırf bu nedenle, yani kışlalardaki ayrımcı tutumlar ve güvensizlik ortamı için bile Kürt aileler çocuklarını askere göndermeyi sorgulamalıdır.

    İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne göre bir kişi militarizme karşı çıkabilir ve ‘öldürme sanatını’ benimsemeyebilir. İnsanlar vicdanları gereği askerlikten soğuyabilir ve gitmeme kakkını kullanabilir.

    Bence, Kürt aileler çocuklarını askere göndermeden önce elini vicdanına koymalı, bir kez daha düşünmelidir.

     

    Umarım başta Kürtler olmak üzere hiç kimse zorunlu askerlik yapmaz bu askerlik denen kambur er geç gençlerimizin sırtında kalkacaktır.

     

    “ “Hepimizin barışa, barışın hepimize ihtiyacı vardır” “


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları