• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Kutuplaşma Siyasetinden Çatıştırma Siyasetine

    Son günlerde Türkiye’nin tehlikeli bir sosyal çatışmaya sürüklendiğini görmemek için kör olmak lazım.

    Ankara’da bir avukat oruç tutmadığı için sille tokat dövüldü. Cihangir’de Polonyalı bir esnafın dükkânı basılıp tahrip edildi. Gerekçe Kabataş yalanına o kadar benziyor ki, güya gözaltına alınanlardan birinin eşine dükkândakiler tacizde bulunmuşlar. Bu zırvalıklara kim inanır ki demeyin. Artık Türkiye’de sadece siyaset değil, İslamcı tabanın hallice bir kısmı da gerçeğin ne olduğuna değil, “bizimkilerin” ne söylediğine bakıyor.  Sonra Alperenler, Anadolu gençlik derneği gibi kuruluşlar kameraların karşısına geçip LGBTİ’lerin Onur Yürüyüşü’ne izin vermeyeceklerini açıklayarak saldırı imasında bulunuyorlar. Normal demokrasilerde bu açıklamanın kendisi bile suç… İş öyle bir noktaya vardı ki, devlet ricalinin tam kadro yer aldığı şehit cenazesinde bir AKP’li Ana muhalefet partisi liderinin önüne kurşun bırakabiliyor.

    Peki bunlar çok mu yeni şeyler? Elbette değil… Hatırlarsınız, Gezi sürecinde palalılar sürülmüştü piyasaya.  7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri öncesi birden sokağa dadanan Osmanlı Ocakları ile tanışmıştık. Şimdi ise sokak şiddeti çok daha yaygın ve kontrol edilemez bir kitle çatışması boyutuna tırmandırılıyor.

    Epedir, saray/AKP iktidarı kutuplaşma siyasetini körükleyerek kendisine oy veren mütedeyyin kitleyi konsolide ederken, demokratik muhalefeti sindirme siyasetinin hamiliğini yapıyor. En küçük bir toplumsal muhalefete tahammülleri yok. Meydanları yasaklıyor, gazeteleri susturuyor, katılımcı sayısı yirmiyi otuzu geçmeyen küçük bir basın açıklamasının üzerine bile yüzlerce polis, panzer salıyorlar.

    Erdoğan sık sık “vatandaş tepki göstersin” açıklamaları yaparak sokak çatışmalarına yol veriyor. Çok açık ki, belli bir plan dâhilinde hareket ediyor. Zaten Levent Gültekin yazmıştı, emekli bir bürokrata bundan sonra neler yapacağını anlatınca bürokrat siz bunların onda birini yaparsanız Türkiye’de iç savaş çıkar” yanıtını karşılık Erdoğan “Çıksın, ezer geçeriz” diyor. Peki ezip geçerken neler yapacak? Çöktürme planında Kürt illeri yerle bir edilirken kaç kişinin öleceği, kaç kişinin sürgün edileceği, ne kadar tutuklama yapılacağı ince ince hesaplanmıştı. Tüm Türkiye için de böyle bir hesap yapıldı mı acaba?

    Bugüne kadar Türkiye demokratik muhalefeti hep barışçıl yasal eylemlerle kendisi sesini topluma durmaya çalıştı. Şimdi bu zemin de dinamitleniyor. Peki, siz en küçük demokratik eyleme dahi tahammül edemiyorsanız, insanları oruç tutmadı diye sokak ortasında döven magandaları cesaretlendiriyorsanız, yargı marifetiyle Özgür Gündem gazetesiyle dayanışmaya giden aydınları gazetecileri hapse tıkıyorsanız,  bu demokratik muhalefet nereye gidecek?

    Herkesin susmasını ve biat etmesini istiyorlar. Demokratik zemini böyle acımasızca yok etmeye kalktığınızda, sosyolojik bir vaka olarak çatışma ve kaosun önünü açarsınız sadece. Kimse bundan besleneceğini sanmasın, herkes altında kalır bunun… Alttan ateşi verip üstten kapağı bastırdığınızda kazanın patlaması kaçınılmaz olur. Bu Türkiye’ye yapılacak en büyük kötülük…

    Türkiye gibi çok kimlikli, çok kültürlü, sosyal çeşitliliği çok olan bir ülke kaldırmaz bunu. Kemalizm de yıllarca bu ülkeye tek tipleşmesi dayattı. O yüzden 80 yıllık tarihinde rahat yüzü görmedi. Ömrünü her on yılda bir tekrarlanan darbelerle uzatmak zorunda kaldı.

    Şimdi sosyolojinin kurallarını zorlayan bir özgüven patlaması içinde benzerini Erdoğan ve AKP yapıyor. Bu yüzden de kaybedecek.

     

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları