• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    LUNAPARKIN ÖLÜMÜ…

    Bizim gazetenin yakınlarında bir lunapark var.  Ayakta kalmak için inat eden, zamanın dışına itilmiş, başka bir varlık evrenine çağıran kurmaca bir dünya… Üzerinde karlar biriken atlıkarıncalar, çevresinde yanan ışıkların nafakasını karşılayıp karşılayamadığı meçhul öksüz dönme dolap, sevgilisi tarafından terk edilmiş gibi ıssız duran balerin tuhaf bir ölüm duygusuna denk düşüyor imgelemimde nedense.

    Lunaparklar gibi oyuncakların ölümü de gariptir benim için. Evin en izbe köşesinde, bir sandığa kapatılmış Barbie bebekler ölüdür biraz… Oyuncağın ölümü, siz ondan vazgeçtiğinizde başlar.

    Zaman oyuncakları da, oyunları da, lunaparkları da eskitiyor artık… Çocuklar mahalle arası oyunları da mahalleyi de terk edeli çok oldu. Çocukluğumuzda bir iki yıl şehrimize gelip, sonra başka diyarlara göçen küçük lunaparklar vardı. Çingeneler işletirdi genellikle… Lunapark açıldığında mahalle maçlarımıza epey bir ara vermiştik.  Çocukluğunu 80’li yıllarda yaşamış bizim kuşak için büyülü dünyalardı lunaparklar. Oyuncaklarınki belki doğal bir ömür, siz büyüyünce onların ölüm saati başlıyor.  Ama lunaparklar için öyle mi… Onları demodeye çıkartan AVM disneylandları var şimdi.  Onun kasabalı havasını ezip geçen,  zamanın biraz önünde, teknolojinin son buluşlarıyla flört halinde, her zaman dinamik simülasyon dünyaları… Çocukların disneylandla ve tabii ki internetin albenili dünyasıyla kurduğu ilişkinin nasıl bir motto yarattığı, sanırım bizim gibi orta yaş insanlarının anlayacağı şey değil.

    Sıkışmış bir dünyanın insanlarıyız aslında biz. Düşünsenize, 35 yaşındaki bir insanın hikâyesi, elektriksiz gaz lambalı köy odası sohbetlerinden internet chatlerine uzanıyor. 30 yıl önce birisi size elinizde küçücük bir kutu olacak, birkaç tuşa basacaksınız, yolda yürürken dünyanın öte ucuyla konuşacaksınız, deseydi; ya hayal gücüne ya bilim kurgu filmi tutkusuna sayardınız.   1000 yıllık skolastiği, Gutenberg’in matbaası yıktı geçti. Rönesans hala insanlık tarihinin en görkemli kültür devrimi… Matbaa, etkisini yüzyıl gibi uzun bir zamana yayılmıştı.

    Altı üstü 30 yılda olup bitene bakın.

    Tabi sadece lunaparkları öldürmüyor bu sarhoş eden hız… İnsan psikolojisinde, yaşam stillerinde,  sosyo-kültürel algı biçimlerinde de travmatik başkalaşımlara yol açıyor. 40 yaşındaki anne-babalar,  10 yaşındaki çocuğuyla ayrı dünyaların insanları artık. Sanırım bu boyut çatışması içinde büyüklere düşen endişeli bir anlama çabası ve “Büyüklere karşı çıkılmaz” serzenişi..

    M. Bermann, kent analizlerinde kapitalizmin feodalizme ait her şeyi buharlaştırdığını söyler. Tabii, internet çağının hızını tasavvur edebilseydi belki daha mütevazı bir tanım arardı Bermann. Çünkü küreselleşme sadece ekonomik yapıları değil, insanı da buhara çeviriveriyor. Bu teknoloji yoğunluklu sanal dünyayla iç içe geçen hayatlar kendi melankolisini de yaratıyor. Üzerimize fena abanan, ama insan psikolojisindeki izlerini yeterince tanımlayamadığımız bir çağın bunalımını ve sert geçişlerinin insanda yarattığı kırılmaları henüz soyutlayabilmiş değiliz. Yarının endişesi, geçmişin nostaljisi ile kompulsife ediliyor. Kuşaklar arası yarılma, geçmişe dönük yaşamların böyle nesnel bir karşılığı var. Peki, bunca hızlı dönüşümler zinciri, yaşamı ne kadar demokratize ediyor? Bu soruya verilen yanıt insanın türel geleceğini de belirleyecek sanırım. Şimdilik burada kalsın.

    Yine de güzeldi bizim lunaparklarımız…

    önder yazı görsel


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları