• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    MADDE:1 SADECE DAMATLAR YARARLANIR!
    MADDE:1 SADECE DAMATLAR YARARLANIR!
    14 Haziran 2017 10:43
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

     

    İBB Başkanı Kadir Toptaş’ın FETÖ’den tutuklu damadının  “uyku apsesi” gerekçesiyle tahliyesinden sonra yine FETÖ’den tutuklanan Bülent Arınç’ın damadının da  “sabit ikametgâhının olduğu” esbab-ı mucibesiyle tahliye edilmesi, kamuoyunda tepkiyle karşılanıyor.

    Elbette tahliyelerin sebebi, AKP’nin önde gelen iki kişisinin damatları olması değil!!!

    Dünya toplumlarında adaletin iki değişmez ögesi vardır. Bunlardan ilki eşitlik, ikincisi insan onuruna saygıdır. Özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra çağdaş demokrasilerde “yasa önünde eşitlik” kavramı anayasalara girmeye başlamış. Birçok uluslararası belgenin başlangıcında ve özellikle 1789 İnsan ve Yurttaşlık Hakları Bildirgesi’nde, insanlara, eşitlik ve vazgeçilmez-devredilmez hakların tanınmasının, adaletin ve barışın temelini oluşturduğu vurgulanmış. Yasaların herkes için -toplum içindeki yeri, ekonomik gücü, toplumsal kökeni “korunsa” bile- aynı olması ve uygulanması, eşitlik gereğidir. Nitekim Anayasa’nın 10. maddesindeki “herkes” sözcüğü bu genelliği yansıtır. Gerçekten de ” herkesin aynı eşitlikte korunması” bağımsız bir yargının gerekliliğindendir. Yargı organının insan haklarının korunmasında rol oynayabilmesi için bağımsız, tarafsız ve güvenilir olması gerekir.  Yine Anayasa’nın 9. maddesinde yargı yetkisinin bağımsız mahkemelere ait olduğu güvence altına alınmıştır.

    Yargı bağımsızlığının iki vazgeçilmez koşulu var; birincisi, yargının yürütme’den bağımsızlığının sağlanması, ikincisi bireysel yargıçların bağımsız davranmalarını sağlayacak güvencelerin olması…

    Bağımsızlığın güvencesinin asıl göstergesi, Avrupa İnsan Hakları Divanı’nın 27.6.1968 tarihli Neumeister davasında işaret ettiği gibi, “yürütme gücüne karşı tamamen bağımsız olma” noktasında billurlaşır.

    Bugün ise yargı kararlarına baktığımız zaman yargının bağımsızlık sorununun sıcak gündem haline geldiğini görüyoruz. Yüksek mahkeme başkanlarının açıklamaları, basında çıkan haber ve yazılardan yükselen yakınma ve eleştiriler, alınan kararlardaki siyaset etkisi bunun tanığıdır.

    Peki, bu duruma nasıl gelinmiştir? AKP iktidarda kalma ve onu koruma mücadelesi adına yargı ile bir hegemonya savaşı içine girmiştir.  Ve son Anayasa değişikliğiyle artık yargı üzerinde tamamen tahakküm kurmuştur. “Partili Hakimler” skandalıyla gündeme gelen böyle bir yargıdan bağımsızlığı beklemek, artık hayaldir. Yargıçlar artık, bu sistem üzerinde bir bekçi konumunda, statüko ise adalet adına “son sözü söyleyen”  bir yargıç konumunda.

    “Damatların tahliyesi”,  hayatın her alanında bizlere zapt eden adaletsizliği gözler önüne seriyor. Uluslararası hukuk ve iç hukukta, “yasalar önünde eşitlik” ve “yargı bağımsızlığını” kendine ilke edinmiş bir ülkede bunların yaşanması, damatlardan önce başkalarını akla getiriyor. Onlardan daha ağır binlerce hasta, akademisyen, tanınmış gazeteci ve siyasetçi ya da sıradan vatandaş uydurma iddialarla tutuklu olarak yargılandığı bir ülkede, damatların böylesi basit gerekçelerle tahliye edilmesi, toplumdaki adalet duygusunu köreltiyor, kamuoyunda geri dönüşsüz bir vicdan infialine sebep oluyor.


    Yorumlar



    İlgili Haberler